Donuk bir bahar güneşinin ısıttığı günlerden biri olan 30.3.1945 Cuma günü sabahında Zemge köylülerinin başlıca iddialı münakaşaları; düğünde çalmak için henüz gelmiş bulunan zurnacının iyi zurna çaldığını ve bu civarda onun üzerine zurna çalan bulunmadığı idi.

Bir Köylünün:

- İki seneye varmaz oğlu babasını bastırır... Sözü, uzayan bu hararetli münakaşaları kökünden hallettiği için geçlerin oyunlarnı seyretmek ve zurnacının sanatına numara takdir etmek üzere düğün sahibinin damna davet edildik... Zurnada peşrev olmaz, ne çıkarsa bahtına: sözleri ile altımıza verilen kürsülere oturarak karşılıklı merhabalardan sonra, düğün evinin bir kenarından yükselmiş, ilk çiçeği nergisden yapılan büyük bir buket altında gelinin neşe ve kahkahasına iştirak ediyormuş gibi ses çıkararak dalgalanan kenarları kırmızı şekillerle süslenmiş bir filama dikkat ettim ve yanımdaki köylüden sordum.

- Bu düğün evinin belli olması için asılan bir işarettir başka bir manası yoktur. dedi. Güzel, yerinde bir buluş...

Zurnacı kendine mahsus bir eda ile yanaklarını şişire şişire ve zurnası ile yukarı aşağı sağa sola helezonlar çizerek etrafı çınlatıyor. Davulcu da olanca kuvveti ile gergin deri üzerine tokmağını konduruyordu. Halay seken genç kız ve kadınların düğün şerefine giydikleri sırmalı elbiselerinden sızan parıltıları, oyuncuların hangisinin daha hareketli daha heyecanlı ve içten gelen bir zevkle oynamakta olduklarının miyarı imiş gibi oyuncuları bu miyarla kıymetlendirmek isterken Havuç Bacı, beni hem zurnacının sınıfına hem de oyuncuların oyununa kıymet verdirmek arzusundan uzaklaştırdı. Hakikaten burda Havuç Bacı. Üzerinde durulacak yegane önemli bir varlık ve bir konu idi. Çünkü bu 60'lık ihtiyarın gönlü henüz ihtiyarlamamıştı. Sağ elinde tuttuğu mendili havada sallayarak eğilip doğrulması, dizlerini büke büke sağa sola zıplaması ve neşeli çehresi ile etrafını çemberleyen seyircilere bu çok manalı hareketleri ile söylemek istiyordu ki:

Gençler, gençliğinizin kıymetini bilin; çoşkun, taşın ve her vakit genç kalın.

Bu oyunda gençleri oynatmak için mutlaka böyle bir yaşlı bayanın bulunmamı lazımdır?

Muhatabım:

-Hayır, Havuç Bacı köyümüzün neşeli bir avradıdır. Nerede düğün dernek olsa oraya koşar, gider, gittiği yerin böyle tadını getirir...

Ne yazık ki Havuç Bacı gibi şahsiyetler zamanımızda pek az ve adeta numunelik olarak bulunmaktadır. Bu acaba insanların yaradılışları icabı mıdır? Yoksa hayatın çok sade ve durgun bir yaşayış olduğuna inanıldığı için midir? Ki böyle neşeli insanlara pek az rastlanmaktadır.