Fırtınaya tutulan geminin yalpalandığı gibi yalpalana yalpalana Burç köyüne geldik. Yirmi kişilik bir yolcu kafilesini taşıyan kamyonumuzdan indiğimiz zaman epeyçe ezilmiş ve sarsılmış vücutlarımızı dinlendirmek isteğiyle altımıza verilecek kürsüyü hasretle gözlüyorduk. Burç oldukça büyük bir köy olmasına rağmen çalışkan halkının iş zamanından artan zamanlarında toplanarak sohbet ve yarenliklerle vakitlerini geçirmeye zamanları yok ki…

Nüfusunu saymaya memur olduğumuz köylerimize bir an evvel varmak üzere karakola başvurarak bizi almak üzere gelmesi lazım olan taşıtların gelip gelmediğini öğrenmek istedik. Bunların henüz gelmediklerini öğrendiğimiz için köy içinde bir gezinti yapmayı tasarlayarak karakolun merdivenlerinden iner inmez, kısa boylu, mavi gözlü, terbiyeli bir köylü taşıtlarımızın gelmesine kadar istihbarat etmek üzere Halkodası'na gelmemizi rica etti. Memnuniyetle kabul ettik ve yürüdük. Hemen karşımızda siyah bir levha üzerine beyaz boya ile yazılmış "Halkodası" yazışının bizi gülerek karşılamakta olduğunu gördük. Oldukça geniş bir dükkan iken Halkodası olarak düzenlenen bu binada çok sade fakat pek büyük manada bir varlık, sekiz-on sandalye, geniş bir masa, bu masa üzerinde kalemler ve yazı takımı, duvara bağlanan raflar üzerine temiz ve muntazam bir surette sıralanmış gazete ve kitaplar, parti bayrağı, Atatürk ve İnönü’nün fotoğrafları ile süslenen Burç Halkodası köy halkına açmış bulunmaktadır.

Bu şirin köyün, Halkodası'na bizi davet eden köylünün Halkodası başkanı olduğunu; masa etrafına dizilmiş sandalyelere oturduğumuz zaman öğrendik. Odanın temiz ve düzenli olması dolayısıyla başkanı tebrik ettikten sonra odanın çalışma programı hakkında hasbihale başladık. Bize, odanın yeni açılmış ve bu sebeple bazı noksanlarının bulunmakta olmasına rağmen köyde açılan bu odanın gaye ve hakiki manasını epeyce hazmetmiş şekilde oldukça geniş bir çalışma programı bu programın tatbiki için ihtiyar heyetinin ve karakol komutanının yardım ve himayesi temennisinde bulunurken büyük bir lenger içine seçilmiş üzümleri, ikramındaki noksanlıktan özür dileyerek masa üzerine koydular. Elime aldığım meşhur Hönüsü üzümü salkımının iki-üç tanesini ağzıma götürmek nasip olmadan:

- Lohan’ın nüfus memuru kimdir? Hayvan geldi, gidiyoruz. diye kulağıma bir ses geldi.

Bu nefis üzüm salkımını bitirmeden, siz benim yerimde olsaydınız bu sese hemen cevap verir miydiniz?