Atın başını çekmişti kayınpeder önde, ağır ağır. Heybetli duruşu... Ardında düğün alayı; davul zurna, oyun, çocuk bağrışmaları...

Döndü, 14 yaşlarında bir kız; bu gece kına gecesi. Gelin gidecek Orguca köyüne sabaha. Kınacılar gelmek üzere; gün saklanmaya başladı çünkü.

İşte davul zurna sesleri geliyor. Derenin içinde olmalı kınacılar. Tüfek, tabanca sesleri iyice duyuluyor. Köy dam başlarına çıkmış. Kızın babası, kardeşi görünürlerde yok; ayıpmış adetlerince.

Göründü kınacılar. Önde bir erkek, birkaç davul, zurna... Arkada renk renk giyinmiş kadınlar ve çocuklar. Gelin evine doğru yaklaştılar. Önce kadınlar girdi nedense.

Evin bahçesi şenlikler içinde. Köy çınladı zurna sesiyle. Bahçe çamur, vıcık vıcık; ama kadınların ayakları temiz. Derede çamurunu yıkamış olmalılar. Halay sektiler. Bütün köy gelen konukları paylaştı. Biz gelin evinde konuk kaldık, kızı görelim dedik.

Yeryüzünden bir basım inme bir ev... Ancak kapıdan giren ışıkla aydınlanıyor. Bir de tepeden 20 cm çapında bir delik; duman çıkması için.

Gözlerimiz kızı arıyor. Karanlıkta seçmeye çalışıyoruz. Hayret, göremedik. Biraz ilerledik, çuvallardan tutuna tutuna. Bir iki kadın sesi duyar gibi oldum. Hangisi gelin hanım? "İşte şu." Aa, o yatak yığını değil mi? Yok, kız.

Bir yatak çarşafı örtülmüştü üzerine; gözleri bile görünmüyor çarşaftan. Bizden mi kaçıyor acaba? Yok.

— E niye örtmüş üstünü? — Adetimiz öyle kurban. — Başını zorla açtırdık kıza; "Gel yanımıza otur ya da iş yap."

Kız dolanmaya başladı. Akşam yemeğinden sonra konuklar yavaş yavaş gelmeye başladı. Bir arada toplanıldı; ocakta çalı çıtır çıtır yanıyor. Konuklar toplanıncaya dek işte zurnacı da göründü. Kapıda, üst taraftan yer gösterildi zurnacıya. Davul yok; yerine bir leğen verildi eline, temsili çalıp tempo tutsun diye. Herkes kendi ayağının döndüğünü söylüyordu zurnacıya.

Aklıma şehir geldi. Eğer köylülerimiz şehirde çalgıcıların yanında düğündeki konukların oynadığını görse ayıplarlar. Oysaki bir iki kişi oynamadan, dışarıda kızın büyük kardeşi kafa tutmaya başladı "Çalınmasın davul!" diye. Neden? Zor geliyormuş efendiye; görmemişler böyle dernek daha. Ağır geliyormuş onun için. Küçük kardeş de ağıda oturmuş "Döndü bacım" diye. Anası da hemen hemen boşalacak.

Oğlan tarafının canı sıkıldı bu işe. Nedenmiş çalmamak? Kardeş yolu verildi; dayı, amca yolu verildi; nedenmiş? "Herkes çalar da oynar da, olur mu olmaz mı?" derken "Gelin geliyor" dediler. Ben de şimdi giyinmiş kuşanmış gelin görürüm diye bekliyorum. Bir de ne göreyim; önde önceki gördüğüm yatak çarşafına bürünmüş gelin. Ağlamaktan beli iki kat olmuş, hâlâ hıçkırıyor. Arkada anasını iki üç kişi zor tutuyor.

"Döndü Döndü Anan öle Döndü Gurbete gidecek Biricik yavrum"

Ağlamaktan ne kızda ne de anasında hayır kaldı. Hemen ortaya bir yastık attılar toprağın üstüne. Gelini de külçe yığını gibi oturttular. Meğer çarşafas sarınmakta haklıymış gelin; gözyaşlarını silmeye mendil falan dayanmaz ki. Zurna gelini övmeye başladı. Kına yakma işi düştü bize de. Ellerini ve ayaklarını bileklerine kadar gömdük kınaya (adetleri böyleymiş). Bağladık bezlerle. Gözyaşları dindi gelinin. Biraz sonra herkes konuk olduğu evlere dağıldı. Birkaç kişi ile biz de gelin evinde kaldık. Zorla avucumuza kına yaktılar bizim de, ne yapalım (gelenekleriymiş). Yine ocak çıtırdadı, oda ısınır gibi oldu; yataklarımıza uzandık.

Sabahleyin biz de erken kalktık onlarla; dışarıya çıkmamız gerekti. Evin gelinine söyledik; vıcık vıcık avludan geçirdi bizi, yola çıktık. Oradan da yıkık duvarların, örenlerin bulunduğu yere götürdü bizi gelin elinde de ibrik. "Haydi" dedi gelin, "işinizi bitirin." Etrafa baktık, biz de oturduk çaresiz.

Gün iyice ağardı, kuşluk vakti yaklaşıyor. Dünkü yağmura karşılık hava güneşli bugün. Daha ses gelmiyor kulaklarımıza; gelinin yanına geçtik yine, başında çarşaf köşede.

Eşyalar yazılırmış gitmeden. Yollarda neler varmış sonra; işi sağlam olmalıymış. Kızın dayısı, amcası, oğlanın babası, köyün hocası toplandılar odaya. Yırtık bir kâğıt parçası çıkardı hoca iç cebinden; "Söyleyin bakalım" dedi.

Dayısı konuştu önce: — Arkadaşlar; küsmece, gönül dargınlığı yok bu işte. Yazacaksak tam yazalım, eksik fazla olmasın doğru doğrusuna. — Güzel, dedi oğlan tarafından biri.

Hoca: — Yatak (kilim, yorgan, yastık) adet bir, fiyat? Dayısı cevaplandırdı: "1000 lira." Kızın anası söze karıştı: "Olmaz, bin liraya bari kilimi katmayın." "Sus" dedi dayısı, "biz erkekler olduğumuz yerde söz düşmez sana." — Sandık, adet iki, fiyat 250. Sandığın içi; yelek, tuman, köynek, örfen, içlik sayıldı. Bir bir fiyatları yazıldı yanına. Giysiler bitince kaplar, ayna eklendi. Tanıklar parmağını bastılar altına. Bu iş bitti.

Davul sesi gelmeye başladı uzaktan; gelin götürücüler geliyor olmalı. Çocuklar, büyükler damlara döküldü yine. Önde sırığa bağlanmış bez parçasından bayrak; arkada davul, zurna, erkekler, kadınlar renk renk giysileri içinde köye girdi gelinciler. Erkekler harman yerine doğru ilerledi kalabalık. Kadınlar beride kaldılar. Halay başladı erkeklerde; silah sesleri gırla gidiyor.

Gelinin başı bağlanıyormuş içerde, kapı kilitli. Anahtar amcası oğlundaymış. "Neden?" dedik. Amca yolu istiyormuş; bizi zor içeri aldılar. Gelinin yanına oturduk. Belki başına yedi tane yemeni bağladılar, renk renk gümüşleri taktılar. Renkli horoz tüylerini taktılar başının iki yanına; önüne ardına birer yemeni daha duvak yerine. Sıra kuşağına geldi; kardeşi bağlarmış onu. Çağırdılar, düğümledi. Birden boşalıverdi, ağlamaya başladı. Kız hıçkırmaktan zor duruyordu ayakta. Anasının sesi uzaklardan duyuluyordu zaten. Köydeki komşu kızlar birikmiş başına. Artık gelin kucaktan kucağa düşmüyordu; öpüşmeler, ağlaşmalar... Ölü giderken bile böyle olmaz sanırım.

Kaynananın sesi duyuldu kapıda: "O ne! Bu neymiş! Bu da sizden mi çıktı? Allah'ın emri. Kız şimdi atta duramaz devrilir."

Ağıt durur gibi oldu. Gelini dışarı çıkardılar. "Anan öle Döndü" sesleri arkadan... Kayınbabası ata bindirdi kızı; davul hızlanmıştı, eşyalar süslenmiş atlara yüklenmişti. "Deh" dedi kayınbaba, "deh!" "Allahaısmarladık" sesleri... Kalabalık yola koyuldu.

Önde gelinin atı, arkada gerekleri... Kalabalık izliyordu onları. Biz damların başında bakakalmıştık onlara. Davul zurna yanık yanık ayrılık havaları çalıyordu.

Remziye Oğan Gaziantep-Yavuzeli Büyük Karakuyu Köyü İlkokul Öğretmeni