Köy Sorunu: Köy öğretmenliğim sırasında penceremden bakıyordum şoseye. Baktım, hayvanlarıyla beraber bir kalabalık geliyordu köye. Meraklanıp öğrencilere sordum bunları. Tanıdılar hepsi de. Çeşitli cevaplar aldım: “Yolcular öğretmenim; kalburcular, ırgatlar, falcılar, çingeneler, Abdallar öğretmenim, Abdallar.”
Neden geliyorlar köyümüze?
Öteberi toplamaya, fala bakmaya, diş yapmaya. Diğeri de: “Öteberimizi çalıyorlar efendim.”
İşleri bu kadar mı? diye konuşulurken kalabalık köye girmişti çoktan. Köyün güzel bir yerinde yerleştiler. Akşama burada konaklayacaklardı anlaşılan. Akşama doğru dağılıverdiler köyün içine. Köpek havlamaları karşılıyordu onları. Sonra da topladıkları un, bulgur, mercimek, kuru üzüm gibi yiyecekleri aktarıyorlardı torbalara. İki gün kaldılar. Kervan örneği yola dizildiler yine. Ama eşekler boş değildi bu kez. İki yanlarına iki çuval çatılmıştı. Toprakları yok, evleri yok; canları, bedenleri sağlam. Gezip duruyorlar. Burada işleri bitince başka yere, oradan daha öteye... Arkalarından bir iki gün sonra köylüler, "Tavuklarımızı da çaldılar," diye dert yandılar.
Remziye OĞAN