Hoca Münip Efendi, Türk alimlerinin en başta gelenlerindendir. Hoca Münip Efendi'nin doğum tarihiyle İstanbul'a geldiği tarih muhtelif kaynaklarda başka başka gösterilmiştir.

Bursalı Tahir Bey merhum gerek Osmanlı müellifleri ve gerek (Aydın vilayeti Teracim-i Ahvali) adlı eserinde doğum tarihini ve hangi tarihte İstanbul'a geldiğini yazmayarak yalnız 1238 tarihinde Aydın'da vefat ettiğini yazar.([1]) Şemsettin Sami Bey merhum ([2]) ile Tezkire-i Fatin sahibi Fatin Efendi 1182 tarihinde meskati re’si olan Antep'ten İstanbul'a geldiğini yazarlar.

Münip Efendi, ilk ilmî malumatını memleketi ulemasından tahsil etmiştir. Tefsiri Beydavî muhaşşisi meşhur (Konyalı İsmail)'in dersine devam ederek akranına faik bir surette icazet almaya mu vaffak olduktan sonra 1205 tarihinde İstanbul'a azimet eylemiştir.

Süreyya Bey, merhumun 1189'da müderris ve Ataullah Efendi'ye muallim olduğunu yazması yanlış olsa gerektir. ([3])İstanbul'a geldikten pek az bir zaman sonra iktidar ve faziletini herkese tanıtmaya muvaffak olmuştur. Cevdet Paşa merhum kendisinden şöyle bahsetmektedir: ([4])

(Antep'te doğup beldesi ulemasından Ulûmu âliye ve aliye tahsil ettikten sonra Dersaadet'e gelip 1189'da bil-imtihan kaydı âlâ ile zümre-i müderrisine dahil ve Esatzâde mahdumu Ataullah Efendi ve Hoca olmak takarrüb ile sarayı Hümayun hocalığına nail olmuştu.

209'da Kudsü Şerif payesiyle İzmir kadısı oldu. On dörtte mahreçten Mekke-i Mükerreme payesi, on sekizde İstanbul ve yirmi ikide Anadolu payesi aldı).

1222 Muharremin Meclisi mükâleme memuru oldu. 1223 Cemeazıyelevveli'nin yirmi dokuzunda III.Selim'in halinde müsamaha töhmetiyle ittiham olunarak Ankara'ya nefyolundu. ([5])

Burada ikamet için kendisine yalnız harap bir hücre verilmiş; ne yiyecek, ne içecek, ne de altına serecek, üstüne örtecek hiç bir şeye malik olmayan hoca çok fena bir vaziyete düşmüştü.

Siyasi menkûplardan tehlikeli bir adam telakki edilen hocanın yanına kimse de uğramıyor; herkes ondan kaçıyordu. Nihayet u sefalet canına tak dedi. Kalemi çekerek Sultan Mahmud'a şu beyti yazdı:

Mürgu bibâl-ü perem üftadeem der dami tü

Ya biküş, ya dane dih, ya ezkafes âzad kün

Hocanın bu müracaatı padişahta tesirini göstermişti. Padişah bu beyti okuduktan sonra elini sakalına atarak derin derin düşünmüş ve üç defa hoca doğrudur sözünü tekrar ederek ayda bin kuruş maaş verilmesini irade etmişti.

Bir kaç yıl sonra Ankara'da çıkan ihtilâl, kendisine isnat olunmakla 1227 de menfası meskati re’si olan Antebe tahvil edilmiştir. Antebe gelirken yolda Cebbar Zade Celalettin Paşa'ya tesadüf ederek Paşanın delalet ve şefaatiyle Aydın Güzelhisarında mütekaiden oturmak ve oradaki Arpalığıyla geçinmek üzere müsaadeye nail oldu. ([6])

Mumaileyhin Bayramzâdelerden olduğunu Ömer Asım şu kıt'a ile teyit etmektedir.

Îşte Bayramzâde Rıfat bendesi

Kim Münibi fazıla oldur hafid

Hanedanı ehli irfandır O zat

Lûtfa şayan olduğu gayet bedid ([7])

Bu beytler Antepli meşhur Hasırcızâde Mehmet Ağa'nındır.

Eğer üçüncü Selim malum şeklindeki hal ve şehid edilmemiş olsaydı Münip Efendi'nin Şeyhülislam olacağı ümid edilebilirdi. Üçüncü Selim'in hâl'inde müsamaha göstermesi hakikate uygun değildir. Filhakika müşarünileyh Şeyhülislam Ataullah Efendi'nin III. Selim'in hal’I hakkındaki fetvasına itiraz etmiştir. Hatta Ataullah Efendi Münip Efendi'ye hitaben (Sekbanbaşı Ağa ile birlikte Enderun-u Hümayu'na varup ve Sultan Selim Efendimizi görüp cümle kulları Efendimizin istirahatını ve Sultan Mustafa Efendimizin saltanatını matlup ettiklerini ifade edin dedikte, Münip Efendi (Lütuf ve kerem ediniz beni bu hizmetten af buyurunuz) demekle dönüp bu hizmeti Anadolu kazaskeri Hafit Efendiye teklif edicek (Alerrasi velayn) deyüp Sekbanbaşı ile birlikte Sarayı- Hümayuna gittiler. ([8])

Münip Efendi'nin vefatı hakkında Tarih-i Cevdet şu malumatı vermektedir:

(Anadolu Sadareti payelularından olup hayli müdetten beru Güzelhisari Aydın'da menfiyyen mukim Ayıntabi Seyyit Mehmet Münip Efendi illeti rıkkı şeyhuhet ile Şevval'in yirminci günü fevt olur. Medine-i mezkûr kabristanında Sadrı Esbak Çelebi Mustafa Paşa ile Şeyhülislâmı esbak Şerif zade Ataullah Efendi kabirlerinin önünde defnolunmuştur.) ([9])

Bursalı Tahir Bey Merhum Osmanlı müellifleri adlı eserile Aydın vilâyetine mensup Meşahirin Teracim-i ahvali adlı eserinde Münip Efendi'nin ölümü hakkında (1238/1822) tarihinde ikamet eylediği (Aydın)'da Daribeka'ye rihlet eyledi. (Eski yeni (Camii Şerif Kabristanının caddeye nazır olan cephesinde medfundur) diye yazar. ([10])

Fatin tezkiresinde: 1238 senesi hilâlinde menfası olan Aydın Güzelhisar'ında irtihali Daribeka eyleyüp mahalli mezkûrda kâin (Camii Atik) sahasında muntazırı Cenab-ı Rabbı Şefik olmuştur.)

Fatin Efendi ayrıca şöyle bir garibe de yazmaktadır. (Müşarün ileyh Şeyhülislâmı esbak Şerif Efendizâde Ataullah Efendi merhumun üstadı olmak mülâbesesiyle birbirlerile ihtilât ve ülfetleri derece-i kemalde olduğu misillu bilahere nazımı müşarünileyhin (münibin) dahi Aydın Güzelhisar'ında vukuu vefatıyla merkadlerinin birbirine karib tesadüf eylemesi tevefuku acip nevinden olmağla tercüme-i hali zeyline işaret olunmuştur. ([11])

(Münip Efendi'nin mezar kitabesinin yazılıp gönderilmesini Ankara Arkeoloji müzesi müdürü bulunurken Aydın Maarif Müdürlüğü'nden rica etmiştim. Maarif müdürü Salih Ongan'dan aldığım cevapta Münip Efendi'nin mezar taşının Belediye tarafından âbide yapılmak üzere Koçarlı'ya götürülmüş olduğunu öğrendim. Bir ibaret levhası olmak üzere 3.4.935 tarihli tahriratı aynen derc ediyorum.

(Antepli Münip Efendi'nin kabri hakkında belediyece ve hususî surette yapılan araştırmalar neticesinde Münip Efendi'ye ait lâhdin Aydın'ın Köprülü mahallesindeki kabristanın kenarında ayrıca yapılmış olan türbe içerisinde kazasker Ataullah Efendi'nin lâhdile yan yana durmakta iken istirdattan sonra yapılan şehrin düzeltme ameliyesi esnasında Ataullah Efendi'ye ait lâhid ile Münip Efendi'nin lâhdi bulunduğu mahalden çıkarılmış ve Münip Efendi'ye ait kitabeyi havi taşın da âbide yapılmak üzere Koçarlıya götürülerek konulmuş olduğunu ve yalnız Ataullah Efendi'ye ait lâhid kitabesinin mevcut bulunduğunu öğrendim . . . .)

Bu sözler karşısında derin bir surette müteessir olmamak acaba mümkün müdür? Mezar taşından şu ve bu!.. Allah'ım bu ne hazin haldir? İlim ve tarih namına büyük cinayettir! Şinasilerin, Evliya Çelebilerin, Şeyhülislam Yahya Efendilerin ve daha yüzlerce Türk alim ve şöhretlerinin mezarları hep aynı akıbete uğradı.. Bari bundan sonra kalanlara dokunmasak!..

Bu izahattan anlaşılıyor ki zavallı Münip Efendi'nin ne mezarı ne de mezar taşı kalmıştır. Hayatlarında birbirlerinden ayrılmayan iki yâr vefadâr (Ataullah Efendi ile Münip Efendi) öldükten sonra da birbirlerinden ayrılmamışlardır. Hatta mezarlarının tahribi sırasında bile…

Münif Efendi'nin mezarının (Aydın)'da (Aydın Güzelhisar)'ında bulunuşu belki nazara dikkati çekecektir. Aydın ve Aydın Güzelhisar'ı aynı yerdir.([12])

Münip Efendinin şahsiyeti ve Eserleri:

Münip Efendi'nin her fende mahir ve akranına faik olduğunu Sicilli Osmani, fezâili ilmiyesiyle beraber edip tarih şinas bulunduğunu Osmanlı müellifleri; elsine-i seaside (Türkçe, Arapça, Farsça) şiir ve inşaya muktedir, fazlu kemal sahibi olduğunu Cevdet Paşa kaydetmektedir.

Mahmut Kemal Bey, Son Asır Türk şairleri adlı değerli eserlerinin bir yerinde Münip Efendi için şu satırları yazmaktadır.

(Ahmet Mithat Efendi'nin (Tarihi Ulûm) namıyla yazmaya başladığı esere- talibi üzerine- Cevdet Paşa, yazdığı İntikadnâme'deki müsveddatını müşarünileyhin evrakı arasında görmüştüm. “Münip Efendi'nin hemşiresi olan Asım Efendi, ilmen anın ka’bine varmamış ise de Kamus ve Burhani katı, tercemeleriyle daha büyük hizmet eylemiş olduğu müsellematdandır.” diyor ([13])

(Müşarünileyh yüksek ilim ve herkesi hesaba almaz, olur kemali hasebiyle kimseyi beğenmez; herkesi hesaba almaz, olur olmaz büyüklere boyun eğmezdi. Vakur, âzâmetli, bununla beraber lâtifeyi sever; ahbaplarını şakalarıyla daima mesrur edermiş. Her sene bir kitap veya bir risale te’lifini âdet edinmişti. Bir gün kendisine sormuşlar “Hoca Efendi bu sene ne tasnif ettin!” demişler. Cevaben "Bu sene de bir Şeyhülislam tasnif ettim’’demiş. Mumaileyh bu sözleriyle şakirtlerinden o sene Şeyhülislam olan Arif Hikmet Bey'i işaret etmek istemiştir.([14])

Bir gün Kamus mütercimi Asım, cereyan eden bir musahabede söze karıştığından “Asım sen sus kerd künedüne karış” deye Asım gibi kendisine her veçhile faik bir âlime karşı bile fazla âzâmet füruşluk etmiştir. ([15])

Hoca Münip Efendi, fevkalâde zeki, dili durmaz, ele avuca sığmaz hasımlarının hakkından gelmenin yollarını çok iyi bilir ve başarır, açıkgöz bir şahsiyet idi. ([16])

Münip Efendi, öldüğü zaman çok ihtiyardı. Binaenaleyh 1180 tarihinde doğmuş olduğu ve 1205 tarihinde İstanbul'a geldiği varit olamaz, 1180 tarihinde doğan (Münib)'in 1173 de doğan Ataullah Efendi'ye de hoca olamayacağı tabiidir.

Tarihi Enderun sahini Ata merhum Münip Efendiden pek iyi bir lisanla bahsetmez. (Ayıntabi Hoca Münip Efendi, Kazasker Derviş Mehmet Efendi ve Anadolu Kazaskeri Hafid Efendi ve Topal şeyhülislama mürevviç olmaları dünya ve ahiretlerinin perişaniyetini intaç etmiştir.) ([17])

Münip Efendi'nin oğlu Sadık Efendidir ki kendisi ulemadandır. Oğlu Sait Mehmet Efendi'dir. ([18]) Ayaklı kütüphanenin vefatından sonra meydanı teferrüt Münif Efendi ile Palabıyık’a kalmıştı.([19]) Münip Efendi'nin mahareti edebiyatta görünüyordu. Sünbülzâde Vehbi, Fıtnet Hanım, Asaf Mehmet Paşa, Mütercim Asım muasırları ve dostları idi. İzmir kadısı iken Asım Efendi'nin Bürhanı'na yazdığı Arapça takriz ile IV. Mustafa'nın cülusunda Fas hükümdarı Molla İsmail'e gönderilen name ve muhtelif eserleri Kemal ve iktidarına birer şahittir.([20])

Mütercim Asıma göre Münip Efendi'nin evi İstanbul'da Babıâli'ye yakın bir yerde idi. ([21])

Münip Efendi'nin eserleri:

1— Münşeat :

Edebî muharreratından bazılarını cami bir eserdir. Hattı dest ile muharrer olan nüshası Halis Efendi kütüphanesindedir. Bu mecmuada bazı şiirleri de vardır. Münşeatın bir nüshası da üniversite kütüphanesinde, yazma eserler arasında 1709 numarada mukayyettir. Bu eseri mezkur kütüphane memurlarından Sabri Beyzâde (Nurettin)'in himmetle tetkik ettim. Münip Efendi'yi anlamak ve hakkında bir hüküm verebilmek ancak bu eser sayesinde mümkün olduğu neticesine vardım.. Bu eserin başlıca karakteristik vasıfları şu noktalarda toplanabilir:

Orta kıtada ve sarımtırak kalınca bir kâğıt üzerine yazı ile yazılmış olan bu Münşeat 230 varaktan ibarettir. Yazı Münip Efendi'nin el yazısı değildir. Fakat oldukça güzeldir. Yazıların ekserisi siyah mürekkeple bazı başlıklar ve isimler kırmızı ile yazılmıştır.

Münşeatın, kimin tarafından ve kaç tarihinde istinsah edildiğine dair bir kayda rastlayamadım. Müstensih bazı yerlerde (bu gazelin, bu mektubun bazı yerleri noksandır bulunduğunda itmamı müyesser olur) gibi şeyler yazmakta bazı yerlerde licenab, hazreti Münib gibi sözler söylemektedir. Anlaşılıyor ki, bunu istinsah eden zat Münip Efendi'ye fevkalâde hürmet besleyen birisidir. Bu münşeat tarih bakımından ve 1200/1785 tarihinden sonraki zamanlar yani 19'uncu asır için mühim bir tarih kaynağı vazifesini de görebilir. Çünkü içinde bir çok şahsiyetlerin adları, vazifeleri geçmektedir.

Münşeat üç kısımdan ibarettir.

A— Manzum kısım. Bu kısım eserim 58 varakını teşkil etmektedir.

Bu kısmın başında bir Kaside-i Arabiye vardır ki (Esad Efendizade merhum şeyhülislam Mehmet Şerif Efendi'nin – ki Şaire Fitnat Hanım'ın kardeşidir.) methİne aittir. Münip Efendi'nin şiirlerinin kısmı azamı muhtelif vesilelerle söylemiş olduğu tarihlerden ibarettir. Kasideleri I.Hamit ve III. Selim'in medihlerine ve evsafına aittir. Mamafih Münip Efendi daha fazla I.Hamit'i methetmektedir. I.Hamit 1204/1789 tarihinde öldüğüne nazaran Münip Efendi'nin hayli zamandan beri İstanbul'da bulunmakta olduğu anlaşılmış oluyor.

Bunlardan başka bu kısım içinde Münib'in iki üç gazeli vardır.

Örnek olarak bu birinci kısımdan bazı parçalar alıyorum. [Tersane-i Âmire civarında Aynalı Kavak tabir olunan mahalde devri Hamidi Handa bina ve inşa buyurulan Sarayı dilküşada vaki oda kapıları ve sair iktiza eden mahaller için nazm olunup yerlu yerine tahrir olunan ebyattır.] Ben bunlardan ancak bir kapıya yazılan şu beyti alıyorum:

Safa bâbında misli var mı bu beyti dilâranın

Kapu yoldaşıdır busn ü- behade bağı Rıdvanın.

Îdiyyesinden bir parça:

Kerem kıl ehli aşka gel bu çünki id-i adhadır

Ki ber bir hatvede ömrüm sevabı hacc müheyyadır

Acep sen kandesin kande kenarı vasla çık bir kez

Bu bir demdir ki kurban olduğum alem temaşıdır.

Bir dağ veya güzel bir yer veya resim için söylemiş olduğu şu kıta bakınız ne kadar güzeldir.

Ne güzel oldu bu kühsarı nev ayin icad

Dembeden berk i direhtanı olıyor taze vüter

Resm-i Şirindir o gûya anı yazdı Ferbad

Ana dağ üstü zehi bağ demiş ehli mezar.

Münip Efendi, Kudsü şerifteki Peygamberlerin sanduka örtüleri hakkında da şunları söylüyor.

(Kudsü- Şerif'te vaki Enbiya-yı izâm hazeratının merakıdı mübarekeleri üzerinde olan sandukalarının puşideleri tarafı Padişahi- den tecdit olundukta puşideler için nazm olunup her birinin üzerine sırma ile nesc ve tahrir olunan kıtalar..)

Berayi puşide-i İbrahim Halil:

Ceddi Peygamberi- zişan-i kerim

Tanrı'nın dostu Halil İbrahim

Bin temenna ile yüzler sürdü.

Damen-i devletine Şah-ı Selim.

Hasibe Hanım hakkımda bir tarih (Amma bu Hasibe hanım kimdir? Bilemiyoruz!..)

Nida edüb dedi rıdvan cihana tarihin

Hasibe hanımı aldı bekaya daye-i hur

1184

Kerim Beyzâde Arif Bey'in müderrisliğine tarih 1186. Esat Efendizâde Şerif Efendi hazretlerine tarih ve daha muhtelif zevat için tarihler..

Münip Efendi'nin İbni Hallikân’ın ([22])

Vefiyyat-ül â'yan adlı eserini Türkçeye terceme etmiş olduğunu şu beytlerden anlayoruz. Halbuki Münip Efendi'nin böyle bir eseri olduğu şimdiye kadar bilinmiyordu.

Bu fakiri kemine yani Münih

Kâmbin ede anı Rabbi Mücib

Nazm edüb türkî iie tabirin

Eyledim tercemesiyle tefsirin

Ehli irfana yadigâr olsun

Bezmi yârana bergüzar olsun.

Eserin ikinci kısmı Arapça muharrerat ve bazı takrizlerden ibarettir ki 139'uncu varağa kadardır.

Üçüncü kısım ise Türkçe muharrerat ve mektuplardan ibarettir. Bu kısım 91 varaktan ibarettir. Bu kısmın muteleasından anlaşıldığına göre Meş'aleci İbrahim Paşa isminde bir zat Münip Efendi'ye hayli iyiliklerde bulunmuştur. Ona yazdığı bir mektupta birçok teşekkürler ve dualarda bulunduktan sonra (Merhum Uzun Bey'in etbaından Elhac Mehmet Ağa bendelerinin Antep tevabiinden bir mukataa kıtası olup mukataa, asarı devlet tarafından birine tahsis olunup başkasına satılması caiz olmayan arazi de inektir anın kasrı yedinden kıta-i merkumeyi mahdumu necabet mevsumları Faziletlu Es'at Efendimiz hazretleri marifetlerde üzerimize berat ettîrüb...) deye bir mektup yazmaktadır. Bundan başka bu kısımda başlıca şu mektuplar vardır.

Meş’aleci biraderi Mustafa Paşaya Kaymakamlıktan ba'del-azil Dimetoka'da iken yazılan mektup. Bu mektupta şu beyt vardır:

Ne acep tez geçer zevk-u sürür eyyamı

Ermeden nısfı neharı erişür ahşamı

Kadılıkla İzmir'e gittiği zaman silahdarı şehriyarı Abdullah Ağa'ya 13 Rebîülevvel 1209 tarihinde gönderdiği mektup. Bu mektup adeta küçük bir seyahatnâme mahiyetindedir.

İzzet Beyefendi'ye mektup. Bu mektubun kenarında (Merhametkar Efendim Ayıntap yadigarı iki sagır kutu)nun kabulü rica edilmektedir.

İzmir'den Padişahın Baş kahvecisi Rüsten Ağa'ya yazdığı mektup. Ruslarla mukameleye memuriyeti hasebiyle Arif Bey'e mektup. Kibari Hocegandan Feyzi Beyzâde Mehmet Bey'e mektup ve daha birçok mektuplar.

Bu münşeattan başka Münip Efendi'nin Üniversite Kütüphanesi'nde 3-20 numarada kayıtlı (muharreratı bususiye ve saire) suretlerini havi talik yazılı bir eseri daha vardır.

2— Terceme-i Siyeri Kebir

(İmam Muhammed bin Hasanışşibanî)'nin Peygamberin siyerinden ve askerliğe ait bazı emirlerinden bahseden meşhur iki cilt üzere tertip edilmiştir. Eser yeniçeri efradının teşcilerine medar olmak için (Nizam-ı cedit) teşkilinden evvel (Hamzenâme) yerine okutturulmak mahiyeti göz önünde tutulmuştur.

Bu eser II.Mahmut zamanında kışlalarda alay ve tabur imamları tarafından asker ve subaylara münasip vakıtlerde okutturulur ve anlatılırdı. Eserde cihad, gaza ve askerî faziletlere dair çok kıymetli yazılar vardır.

22X33,5 ölçüsünde olan bu eserin birinci cildi 357, ikinci cildi ise 373 sabitedir ki kitabın mecmu 730 sahifedir. İkinci cildin sonunda kitabın Elhac İbrahim Saip marifetiyle gurre-i safer 1241—1825 tarihinde tabedilmiş olduğu yazılıdır.

Birinci cildin sounda şu ibareye rastlanmaktadır:

(Mütercimi kitap olan ulemanın zayıf ve bî tabı Esseyyidi Muhammed Münibilayın tabîdır ki buabdikalilülbida'amreücerred habli metini inayeti İlâhiye'ye itisamla şerhi Siyer-i kebiri tercüme-yi iltizam ve 1212 senesi Rebiülâhır'ının yirminci yevmi erbaada vazıhı- ibarat ve efsahı işaratla tercemeyi iysale ihtimam eyledik . . .)

Kitabın başında eserin tab’ına dair şu satırlar vardır:

Allamei- züfununi- mantuk ve mefhum Ayıntabi Esseyyidi Muhammed Münib Efendi merhumun tarif ve tavsiften müstağni siyeri kebir tercemeleri fevaidi- kesirei diyniye ve âvaidi- vefiyrei mülkiyeyi kâfil . . . olup ancak nüshası ender ve nadir bulunsa dahi cevher-i âlî ve behası gali olduğundan iştirasında subet zahir olmağın elyevm gümrük emtia-i(?) ve mutbah-ı âmire i hümayun emini Elhac İbrahim Saip kullarına bin adet nüshasının … Tabi ve temsil kılınması emrü ve ferman …) buyurulmuştur.

Bu izahattan anlaşıdığına göre eser II. Mahmut devrinde tabedilmiştir. Bu eserden bazı cümleler alıyorum.

(Vukufu hakikatı mümkün olmayan umurda, ahkâm-ı zahir özere bina vaciptir. Cilt 2. S. 23)

Esirin encamı kârı nümayan olmadıkça taksimi malı ve tezevvücü imresi caiz ve şayan görülmez. Cilt 2. S. 277)

(Hazreti Omerden mervidir ki: Evlâdlarınıza suda yüzmek, at kullanmak talim ediniz ve emrediniz ki müsabaka için vazolunan nişanlar meyanında yalınayak yürüsünler. Hadisi Nebeviden menkuldür; Evlâdınıza suda yüzmek ve ok atmak ve avratlara dahi iplik işleyecekleri mığzeli talim ediniz. Peygamber buyuruyor ki, ok atmanız ve ata bininiz lakin ok atmanız bana ata binmenizden sevgilidir. Cilt 1. S. 57)

Eserin kenarlarında Münip Efendi'nin şahsî, mütaleaları, haşiyeleri, müellifin fikirlerine itiraz eden notları vardır.

3- Zeyli Devhat-üi maşayih,

Meşihat makamını ihraz eden İslâm Şeyhlerinin hal tercemelerini

göstermek üzere (Müstakim Zade Süleyman Sadettin Efendi) tarafımdan yazılan

eserin zeylidir ki Rifat Efendi'nin matbu (Devha-tül- meşayih) i bu iki eserden

toplanmak suretile meydana getirilmiştir, (Devha kelimesinin lügat manası ulu

ağaç demektir.) Münip Efendinin bu eseri gayri matbudur. Bunun bir nüshası

Üniversite kütüphanesinde yazma kitaplar arasında 2558 numarada mukayettir.

37 varaktan ibaret olup talik yazı ile yazılmıştır.

4— Hulâsa-tün nükul fil- edeb.

Kavaidi edebiyeden bahis matbu bir eserdir.

5- Fezaili cihad.

Terceme-i Siyerden başka faydalı bir eser olup ismi Hikmetül- garra, fi

ahkam-ül gazadır. Bir nüshası üniversite kitaplarının yazma Türkçe eserler

kısmında 2203 numarada kayıtlıdır.

6- Temhid-ül- mevlud fi mahd-ül vücud.

Doğum hakkında Hadis-i şerifler ile bu baptaki mütaleaları havidir.

[Acaba (Manzume-i veladet) adlı eserile bu eser aynı şey midir?] ([23])

7- Teysir-ül- mesir fi şerh-us- siyer üî- kebir.

Arapça bir eser olup Siyer tercümesinden başkadır.

(Bursalı Tahir Bey merhum Münip Efendi'nin (İmam Muhammed)'in malum ve meşhur olan siyerinin güçlüklerini aydınlatmak için bir ciltten ibaret Arapça bir eser daha yazmış olduğunu, ziyaret etmiş olduğu mezar taşında gördüğünü kaydetmektedir. Mezar taşları görülüyor ki yalnız bir insanın ne zaman öldüğünü değil de ne gibi eserleri olduğunu da bildirmektedirler.)

8- Risale –tül- aruz.

Bu kitabın asıl ismi (Mizan-i- Selim) olup 1203 senesinde telif edilmiş ve Üçüncü Selim'e arz edilmiştir.

Bu eserin bir nüshası Köprülü kütüphanesinin Asım Bey Kısmında 435

numarada kayıtlıdır. 39 varaktan ibaret olan bu eser Türkçe Talik yazı ile

yazılmıştır.

(Hademe-i fazl-ü- hünerin zayıf ve bîtab-ı kilâr hassa-i Hümayun hocası Eseyyidi Muhammed Münibilayıntabî ilmi aruzdan eş’arın inşa ve inşadına, taarruz edenler için bunun kavaidi ve buhur u müstamelenin usul ve füru ve şevahidini müştemil bir risale te’lif) ettiğini söyleyen Münip Efendi bunu (Haydara arz-ı şecaat, Yusuf'a arz-ı cemal kabilinden Padişaha takdim) kıldığını yazıyor. Ve şu beytiyle bunu teyit ediyor.

Cinsi beyninde ol ki faiktır

Hak bu kim Padişaha lâyıktır.

Risale-i aruzun sonunda Mesnevî şeklinde şu beytler vardır.

Eyle Yarab kuluna mazhar

İntifa eden andan ehli hüner

Çünkü bâ feyzı Rabbi Mücib

Kıldı tekmil o cemi paki Münib

Tabına oldu ziyb bahş i aruz

Dedi tarihini (usul-i aruz)

1203

Bu kitapta Münip Efendi'nin müstezad şeklinde şöyle güzel bir

manzumesine rastladım:

Seccade sıfat Haknişin ol yürü her dam kibreyleme cânâ

Serdade-i ferman ola saf saf sana âlem el bağlıyalar tâ

Kandil gibi talip olan evci suuda Rifat hevesile

Bu eser bize Münip Efendi'nin 1203 tarihlerinde kilârı Hasse Hümayun Hocası ve daha bu sıralarda kendisinin hayli mühim bir mevki sahibi olduğunu anlatıyor. Bu eserin Şerif Efendizâde Ataullah Efendi'nin hattı destile olan bir nüshası üniversite kitap sarayının 2979 numarasında kayıtlıdır. 29 varaktan ibaret olan bu eser talik yazı ile yazılmıştır.

8— Dürr'ü-nizam.

Bu eser Üniversite kütüphanesinin Yıldız kısmında Türkçe yazmalar arasında 65—2816 numarada kayıtlıdır.

(Antepli Münip Efendi) eserin müellifi olarak gösterilmektedir.

108 sahifeden ibaret olan bu kitap Sünbülzâde Vehbi Efendi ile Antepli Hasan Aynî Efendi'nin Nazm-üc-cevahîr adlı eserine benzer bir eser meydana getirmek istemiştir. Fakat müellifin mukaddemede Antep'te 1180 tarihinde doğmuş olduğunu ve 1205 tarihinde Istanbula gelmiş olduğunu yazması şimdiye kadar bildiğimiz ve yukarıdan beri verdiğimiz ve kaynaklarını gösterdiğimiz malumata uymamaktadır.

Münib'in 1180'de doğduğu bir an için kabul edilse 1238'de öldüğüne göre 58 yaşında öldüğü meydana çıkacaktır ki bu da hakikate mütabık değildir.

Eğer bu Münip başka bir Antepli Münip Efendi ise şimdiye kadar böyle bir isme rastlamış bulunuyoruz. Yıldız kütüphanesinin âsâr-ı nefîse kısmında bulunan bu kitabın meşhur olmayan bir adam tarafından padişaha takdimine o zamanki usul ve teamül mucibince imkan yoktur. Fakat

Zihiricet şüd hezarü sad be hiştad

Mera der Ayıntab üftad Milad

Bihamdillah yetiştim bist sale

Haveskar oldu dil ilm-ü- kemale

Okudum evvela Nazm-ül-leali

Nice mevzun lugat incu misali

Hele fenni lugatte mahir oldum

Anınla alim oldum, şair oldum

Sene bin iki yüz beş mahi şevval

Stanbul oldu bana cayı ikbal

Bu kitapta şer'ı istilâhlar, mektep istilâhları, tasavvuf İlmî me’kûlât ve

saire gibi tasnif edilen yüz bahsin her biri on üç beytlik bir kıt'a olarak istilâhları,

bedi, tıb, istilâhları, kuşların isimleri, bir sahifeye dercedilmiştir. 1300 beytten

terekküp eden metin her beytinde sekiz lügat kabul ettiğinden bir kıt'ada yüz ve

yüz kıt'ada on bin lügat olduğunu, fakat kırmızı mürekkeple yazılan kepmelerin

mültezim olduğunu söyleyor.

Dürr'ü-nizam ismi Ebced hesabiyle kitabı telif tarihine delalet ediyor ki

1226 senesine tekabül etmektedir. Müellif kitabını üç lisan üzere tertip etmiştir.

Bu kitaptan bir misal olarak adetler hakkında yazdığı şu mısraları alalım.

Bir ahad yek, iki isneyn dü, say ahsa vü şümar

Se selâse üç dahi dört erbaa çarü çehar

Üçte bir sülsü seyek nısf ile nim oldu yarım

Tanzimi için çok emek çekilmiş olan eserin edebiyat bakımından büyük bir kıymeti bulunmamakla beraber dil ve folklor yönünden ehemmiyetli parçaları vardır. ([24])

Bu eserin hal tercümesini yazdığımız Münip Efendi'ye ait olmadığı kanaatindeyiz. Çünkü:

A— Münip Efendi 1205'de değil, 1189 tarihinde İstanbul'a gelmiştir.

B— Münip Efendi 1180'de değil, bundan çok daha evvel doğmuştur. Çünkü münşeatında 1184 tarihinde yazdığı manzumeler vardır. Ve 1203 tarihinde Risale-i aruzu yazarak III. Selim'e takdim etmiştir. Bir adamın dört yaşında şair olamayacağı aşikârdır.

C- Cevdet Paşa Münip Efendi'nin öldüğünde çok ihtiyar olduğunu yazıyor halbuki Dürr'ü-nizam'a göre mumaileyhin 58 yaşında öldüğünü kabul edilmek lazımdır. Halbuki 58 yaşında olan bir adam ihtiyar olamaz.

D— Eğer bu eser Münip Efendi tarafından yazılmışsa, mükaddeme veya kitabı ölümünden sonra istinsah eden zat tahkik ve tetkika lüzum görmeden ve tamamıyla indî olarak Münip Efendi'nin doğum, İstanbul'a geliş tarihlerini

yazmıştır. Ve yahut gayet zayıf bir ihtimal ile bu Münip başka Antepli bir Münip Ef. olmalıdır. ([25])

Üniversite kütüphanesinde yazma Türkçe eserler kısmında 2166 numarada katıylı (Risalei Nakşıbendiye tercümesi) deye bir eser vardır. Bu eserin mütercimi (Esseyyidi elhace Muhammed Münih bin Elhace Zeynel âbidin

bini Elhace Ali eşşehir bi Dervişzâde)'dir ve eser 1265 tarihinde tercüme edilmiştir. Bu eser galip bir ihtimal ile Kethüda kitabeti kaleminden yetişip birçok defterdarlıklarda bulunan ve 1278 tarihinde vefat eden Elhac Muhammmed Münib Efendi tarafından tercüme edilmiş olsa gerektir.

Köprülü kütüphanesinin Asım bey kısmında 72 numarada kayıtlı Kilisli Mehmet Emin Vahit Paşa'nın (Şerhi serif Dimyatiye) adlı bir eserini gördüm. Eserin aslı (Şeyh Nureddin-i Dimyatı) tarafından yazılmıştır. Tanrı'nın muhtelif

isim ve sıfatlarını Arapça ve manzum bir halde yazan bu eseri Vahit Paşa 1236 senesinde İstanköy ceziresinde menfi bulunurken yazmış (Mirkatı münacat) terkibini buna tarih düşürmüştür ki bu tarih 1236 senesine tekabül eder. Eseri

Vahit Paşa Halep valisi bulunurken Halep'te 1242 tarihinde Fetvahâne katiplerinden Abdülkadir Hasbi Efendi isminde bir zat istinsah etmiştir. İşte bu eserin sonunda Münip Efendi tarafından yazılmış Arapça bir takriz vardır. Bunun sonunda Münip Efendi kendisinden şöyle bahsetmektedir. Edda-i ila Rabbihül mucib hadim-ül ilim vel ulema Esseyyid Muhammed Münib sabıka Anadolu kadi askeri yevmen-nahir. Sene. 1236 Güzelhisarı Aydın'da otururken bu takrizi yazdı. Günahım yoktu. Hasudların ve cahillerin yüzünden buraya düştün. Kaderime razi olup oturuyorum. Allah'ın takdiri ne ise olacaktır. Cenab-ı Hak akıbetimizi hayır eylesin. Bu sözlerden anlaşılıyor ki Münip Efendi -Aydın'da ihtiyar lığında çok acıklı gurbet günleri geçirmiştir.

Münip Efendinin şiirleri:

Münip Efendi'nin şairleri kuvvetlidir. Yalnız şiirle uğraşmış olsaydı belki devrinin eri büyük bir şairi olabilirdi. Aruza onun kadar salâhiyetle vakıf belki pek az kimse vardı. Aruz risalesi bunun en canlı bir şahididir. Bununla beraber

Münip orta derecede bir şairdir. Şiirlerinin bir çoğu tarihten, pek az kısmı kaside ve gazelden ibarettir. Münip Efendi Arapça ve Acemce de şiirler yazmıştır. Arapça şiirleri Tükçeden daha kuvvetlidir, Elde edebildiğimiz bazı beytleriyle

gazellerini yazalım.

Salındı devhai bar âverî kaddı Burusaya

Kudum u es’adi oldu Burusaya ber-ü- saya

Münip Efendi burada edebi sanatlardan güzel bir cinas yapmıştır. ([26])

Yazdı kilki Nûnib bir tarih

Cayi üfta yine Şerif oldu.

Bu beyt Şerif efedinin Sşeyhülislamlığına tarihtir ki 1192 sene-i hicriyesine işaret etmektedir.

Mahvolmayınca çirki siva kalb olur mu saf

Safvet gelir mi bir suya ta ki durulmağa.

Fatih'te Millet Kütüphanesi'nde Türkçe manzum eserler arasında 717 numaralı bir mecmua-i eş’arda rastladığımız iki gazelini yazalım.

Birinci gazeli Şeyhülislam Es’at Efendi'nin bir gazeline naziredir.

Fikri hattın isterim sinemde reyhan eyleyi

Soyli eşkim ol çemenzar üzre barân eyleyi

Nakşı payı rahşma yüz sürmeden kasdım bu kim

Hâki köyün dideye kâhli Sıfahan eyleyim

Dad ey ruhu musavver hicrile Öldüm meded

Barı gel ağuşa kim cisme seni cân eyleyi

Gönlümü deyri harabat içre yap kim bir dahi

Hane-i zühdü yıkıp da Kabe viran eyleyim

Ben Müniba Es’ada tahkiki taklid eyledim

Kim bu nazmı ziveri unvanı divan eyleyim

Bir başka gazeli

Çekti sevadı azam kalbine siyah hat

Manendi mur çiğnenüb etti tebah hat

Ayine-i cemaline aksetti razi dil

Dağı hayali hal ile zülf oldu ah hat

Gördükte hattın o şehi ikbalimi Behcetin

Sandım ki verdi katilime bir Padişah hat

Afakı hep rişe-i eczayi dud-I dil

Tuttukta oldu haleler etrafı mah hat

Camı lebini hattı begdad nuş içün

Remzetti mesti aşkına bi iştibah hat

Açıldı hodbehod dili sevdazede Münib

Bak ziri zülfe sayesi düştü siyah hat.

Şimdi bu gazeli talihle uğraşalım…

Gazelde şiriyetten ziyade lugat, istilah vardır. Ilim kuvvetile söylenen bu gazelde

bir maşukun tüylenmesinden bahsedilmektedir. Sevad-ı âzam gerçi büyük şehir manasına gelen bir luğat ise de burada yukarıda yazdığımız gibi sevgilisinin büyüyerek sakallandı- söylenmek isteniliyor. Hat kelimesi ise taze sakal manasına gelmektedir. İkinci mısra ise (Sure-î Nemii) e işarettir. Halbuki Münip Efendi gibi dürüst ahlâklı bir adamın bu tarakta ne bezi ola bilir?. Ömründe bir katra şarap içmeyenlerin şaraptan bahsedişi gibi Münip Efendinin de mahbuptan, çehresinden, tüylenmesinden ve bundan duyduğu ıstıraptan bahsedişi ne kadar garip bir şeydir.

Bir başka gazeli:

Şu dilkim rencişi zahmi şikârından safa almaz

O gûya bir sarayı pür kesafettir ziya almaz

Lebi yâre verirdim nakdi güftarım semen amma

Meyi nabe gazelden meyfuruş asla baha almaz

Vücudin nefy kıl ister isen kalsün vücudu (*) dit

Ki vermez hükmü illâyı dehane ol ki îâ almaz

Güzeşte dilberin bastırdı çevrin nevresanı debr

Beli derler ki ahlâf olmaz eslâfa dua almaz

Müniba nukrei halis ıyarı ma’deni tab’ın

Çıkar kim katırı nekkad nakıdı kalb sada almaz.

Bu gazelde de bir iki imale (*) işaretli zayıf bir mısra istisna edilecek olursa vezin mükemmel mâna güzeldir. Lâkin kuvvetli bir şiir değildir. Bir sürü lugat vardır. Nukre (saf gümüş manasına geldiği gibi oyuk, çukur manasına da gelir), Nakıd (Akçanın kalp olup olmadığını tecrübeye memur olan adam), Nekkad (nak din halisini kalpından tefrik eden, bir şeyin iyisini kötüsünü seçen adam) kelimeleri gibi; epeyce zor tabirler vardır. Halbuki mütercim Asım Münip'ten daha güzel, hele Hasırcı Hafız Mehmet Ağa hepisinden daha ince şiirler söylemiştir.

Şeyhülislam Es’at Efendizâde Şerif Efendi'nin bir kıt'asına nazire olarak yazdığı Farisî bir kıt’ası.

Sevadı zülfet ey ahuyu Çini misk ez fer şüd

Dimağı nafei tatar ez buyçş muattar şud. .

Müniba mu’cizi nazmı Şerif asude ez tanzir

Beda’va her ki ser efrazed ez hacleti nigün 3er şüd.

Bu kıt’ayı terceme edelim:

Ey Ahuyu Çin!

Siyah zülfün keskin misk gibi kokuyor. Öyle ki tatar ahu: şunun dimağı bile ondan muattar olmuştur. Ey Münip, şerifin nazmı ([27]) tenzirden varestedir. Onu tanzir davasına kıyam edenler hacaletle başını eymeğe mecbur kalır

Şu Farsça beyti ne kadar güzeldir.

Hubbu vatan ez tahtı Süleyman bihter

Harı vatan ez sünbül-ü reyhan bihter

Tercümesi:

Vatan sevgisi, Süleyman tahtından, vatanın dikeni sünbül ve fesleğenden daha iyidir. Münib'in Silahdar tezkiresinde gördüğümüz bir gazeli şiir itibariyle diğer eserlerinden daha güzeldir. Silahdar tezkiresi kendisinden bahsederken (Müderrisini kiramdan Enderunu Hümayun hocasıdır) demekle iktifa etmektedir. ([28])

Yarın tutalım gamze-i navek eseri var

Aşıklarının sine gibi bir siperi var

Busi lebini başına taksa nola dilber

Zevki meyin elbette gönül derdi seri var

Meylettir eşki ruh-u zerdim bana yarı

Halince fakirin de biraz sim-ü-zeri var

Yapsa güzeli Es’ada ebyatı nazir

Bu taze zemin içre Müniba’da yeri var

Münip Efendi anlaşılıyor ki bu gazeli Şeyhülislam Şerif ve şaire Fıtnet Hanım'ın babası Şeyhülislam Es’at Efendi'nin bir gazeline nazire olarak yazılmıştır. Burada şayanı dikkat gördüğümüz bir nokta vardır ki o da Münip Efendi'nin kendisine yetişecek kadar zer-ü sim yani para sahibi olmasıdır. Silahdar tezkiresinde gördüğümüz şu tarihi Münip I. Abdülhamit'in tamir ettiği bend hakkında söylemiştir.

Güzel sed yaptı Han Abdülhamid bend eyledi suyi

Su başıdır ki çekmiş bende bu sed âbi dilcûyi

Sene 1200

İlmi, edebi, içtimai ve tarihi vaziyetini tahlile uğraştığımız Antepli Münip Efendi muhakkak ki on dokuzuncu asrın en değerli alimlerindendir. Eğer siyaset işerine girişmemiş ve on beş sene kadar gurbette sürgün hayatı geçirmemiş olsaydı memlekete ve ilme daha çok hizmet edebilirdi. Münip Efendi'nin torunlarından bugün kimse var mıdır bilmeyorum. Eğer varsa ve atalarına dair yanlarında bazı vesikalar bulunuyorsa bunları neşretmeleri herhâlde faydalı olacaktır.


[1] Osmanlı müellifleri. Cilt 2. S 34. Aydın vilâyeti Teracimi ahvali S. 103 —111. İbrahim Alâettin'de Meşhur Adamlar Ansiklopedisi'nin 1127'inci sahifesinde ölüm tarihi 1822 olarak gösterir.

[2] Kamûsü'l-A'lâm. Cilt 6- S. 4458 Tezkire-i Fatin...

[3] Sicilli Osmani Cilt 4. S. 517.

[4] Tarihi Cevdet Cilt 12. S. 76.

[5] Sicilli Osmani Cilt 4. S. 517.

[6] Halkevi konuşmaları, S. 101, Ömer Asım Aksoy. Bu mühim malûmatı veren O. A. Aksoy yalnız bu malûmatı nereden almış olduklarını göstermiş olsalardı ilim ve hakikat meraklılarını daha çok minnettar etmiş olurlardı.

[7] Halkevi konuşmaları Ö. A. Aksoy, S. 99. Mumaileyh ayrıca şu malumatı vermektedir:

(Bayramzâde Mustafa Rifat —ki annem tarafından bana da ced olur.

Akkâ Kaymakamı Sait Paşa'nın kitabet hizmetinde iken kendisine tevcih olunan Rûtbe-i Rabia Hocaganlığına Hasırcıoğlu bir tarih yazmıştır. (1272) senesi beyt yukarıda dercedilmiştir.

[8] Tarihi Cevdet. Cilt 8. S. 173…

[9] Tarihi Cevdet. Cilt 12. S. 77.

[10] Osmanlı müellifleri. Cilt 2. S. 34—35, Aydın vilayetine mensup meşahir S. 109 - 111.

[11] Fatin tezkiresi.

[12] Aydın kadimen GüzeIhisar namıyla maruf bir şehirdir.

Musavver Dairetü'l-Ma'arif. S. 432

Aydın namı diğerle (Güzelhisar) Aydın vilâyetinde Aydın sancağınım merkezi olan bir şehirdir. Güzelhisar, Aydın kasabasının eski ismidir. Kamûsü'l-A'lâm, Cilt, t S. 512 ve Cilt 5. S. 3920

[13] Son asır Türk şairleri, Mahmut Kemal Cilt I. S. 71 not kısmı.

[14]Arif Hikmet Ahmet Bey, Raif İsmail Paşazâde Sudur'dan İbrahim İsmet beyin mahdumu olup 1200 tarihinde doğmuştur. Sırasıyla yükselerek 1262 senesinde Şeyhülislâm olmuştur. J275 senesinde irtihaj edip Usküdarda ailesi kabristanına defnedilmiştir. Alim, edip, şair, natuk bir zattı. Mekke-i Mükerreme'de bir kütüphane inşaf eyledi. Sicilli Osmanî Cilt 3. S. 275. Bu izahata nazaran Arif Hikmet Beyin 1262 tarihinde Şeyhülislam olduğu anla şılıyor. Bu itibarla Münip Efendi'nin “Bu sene de bir Şeyhülislam tasnif ettim!" demiş olması varit olamaz. Bu sözle olsa olsa 1221 senesinde Şeyhülislam olan Ataullah Efendi kast edilmiş olabilir.

Mehmet Ataullah Efendi. Şeyhülislam Es’at Efendizâde Mehmet Şerif Efendi'nin oğlu 1173 1759 tarihinde doğmuştur. Anadolu, Rumeli Kazaskeri olmuş ve nihayet 1221 tarihinde Şeyhülislam olmuştur. 1223 tarihinde Selim III ün hati ve şehadeti meselesinden dolayı azledilmiş ve Bebek sahilbanesinde otururken Aydın Güzelhisarı'na nefyedilmiş ve orada 1236—1820 tarihinde vefat etmiştir.

[15] Münip Efendi hiç şüphesiz ki Asım'dan daha alimdi.

[16] Gaziantep Halkevi konuşmaları. S. 102, Ömer Asım Aksoy bu izahatı nerden aldığını göstermemektedir. Her ne kadar bahsin sonunda me’hazler gösteriyorsa da neyin nereden alınmış olduğu anlaşılamamaktadır.

[17] Tarihi Enderun. Ata Bey, Cilt 3, S. 43.

[18] Sicili Osmanî Cilt 3, S. 195. Sadık Efendi müderrisindendir. En son vazifesi Medine mollalığıdır. 1246 senelerinde orada vefat etmiştir. Topkapı Sarayı Müzesinin Hazine kısmındaki kitaplardan 1649 numarada kayıtlı (Esamii ulema) adlı bir kitabın 41 verakında Sadık efendi için şu yazı vardır:

Münip Efendizâde Esseyyid Mehmet Sadık Efendi, Sarayı İbrahim Paşa müderrisi bi itibar salise rütbesi eshabından. 1217 senesi.

Sait Mehmet Efendi hakkında da sicilde şu malumat vardır; Münip Efendizâde Sait Mehmet Efendi 1276'da Yenişehir Mollası ve 1284 Ramazanı'nda Bursa Mollası oldu. Cilt 3, S. 46.

[19] Ayaklı kütüphane (Müftüzâde Esseyyid Mehmet Efendi) I. Hamit Devri ulemasının en büyüğü olan bu zat Antalya müftüsünün oğlu olup 1112 – 1700 senesinde doğmuştur. 1146 tarihinde İstanbul’a gelmiş bir müddet Topal Osman Paşazâde Ahmet Paşa ile taşralarda dolaştıktan sonra tekrar 1267 senesinde İstanbul’a gelmiş ve kat’ı meratip ile Kazasker olmuştur.

Ayaklı kütüphane lâkabını kendisine meşhur âlimlerden Kazâbadi Ahmet Efendi vermiştir. 1212 – 1800 senesinde yüz yaşında olduğu halde İstanbul’da vefat etmiştir. Ulemadan Tatarcık Abdullah Efendi ile Gelenbevî İsmail Efendi talebelerindendi. (Eslâf. Cilt 2. S. 56. Faik Reşat Bey)

[20] Fas hükümdarı Molla İsmail’e gönderilen Arapça bu namenin aslı Cevdet tarihinin 8'inci cildinin 356’ncı sahifesindedir ve cidden mükemmel ve veciz bir yazıdır.

[21] Mutbu Asım tarihi Cilt 2. S. 50.

[22] Ebül Abbas Şemseddin Ahmad (İbn-i Halikân) bini İbrahim. Sene 608—681 H. - 1211—1282 M. Meşhur tarihçi ve Biyografist. Bermekîler sülâlesinden olup Erbilde doğmuş ve 681 senesi Receb'inde Şam'da 73 yaşında ölmüştür. Kendisi aslan Türk'tür. İki defa Şam'da kadılık etmiştir. Halep'te ve Mısırdada bulunmuştur. Bu kitap Müslüman âlimlerinden sekiz yüz altmış beş kişinin bal tercemelerini yazar. Bu kitap Fransızca, Almanca ve İngilizceye de terceme edilmiştir.

İbni Hallikân Türkçeye Rodosîzâde Mehmed Efendi tarafından çevrilmiş ve bu terceme iki cilt hâlinde ve ağdalı bir lisanla 1280 tarihinde Maarif nazır: Edhem Paşanın zamanında Matbaa-i Amire'de tabedilmiştir. Ikinci cildin sonunda müellifin hal tercümesi vardır.

[23] Manzuma-i velâdet, Üniversite Kütüphanesi Yıldız Türkçe yazma eserler kısmı 17849- 667. Ömer Asım Aksoy, bu kitap hakkında Gaziantep Halkevi konuşmaları adlı eserinde şöyle malumat vermektedir: S. 99.

9 sahifelik el yazması Arapça bir risaledir. Mensur ibareler arasında yer yer müellife ait beytler vardır. Bu risale Birinci Abdulhamitin Hadice Sultan aslı kızının doğumuna hediye ve dua olarak yazılmıştır.

[24] Gaziantep Halkevi konuşmaları. S. 95—98 O. Asım Aksoy. Bu kitap hakkında Ömer Asım, daha etraflı malumat vermektedir.

[25] Dürr'ü-nizamı bir daha tetkik etmek için Uüniversite kütüphanesine gittim. Fakat eserin ahvali hazıra dolayısıyla ve kitabın nefis eserlerden sayılmasına binaen kütüphaneden kaldırılarak sandıklara konulduğunu Öğrendim.

[26] (Cinas – tecnis namile daı yad olunur – iki lafzın manaları muhtelif olduğu halde telaffuz veya kitabette yekdiğere müşabih olmasıdır. (Muallim Naci – İstilahati Edebiye. S. 241) Mesela İsmail Sefa merhumun şu beyti cimasa güzel bir misaldır.

Beklerim haftada bir name bu (yaz)

Yazacaksan dediğim veçhile (yaz)

[27] Silâhdar tezkiresi. Üniversite kütüphanesi yazma kitaplar kısmı No. 2557 verak 9.

[28] Zübeyde Fıtnat Hanım, Kadın şairlerimizin en kuvvetlilerinden olup Ebu İshak İsmail Efendizâde Şeyhülislam Es'ad Efendi'nin kızı ve Şeyhülislam Şerif Efendi'nin hemşiresidir. Kocası Rumeli Kazaskerliği yapmış Derviş Efendi'dir. Divanı basılmıştır. Sadrazam Koca Ragıp Paşa ve Şair (Haşmet) ile müşaarede bulunduğu rivayet edilir.

Fıtnet Hanım'ın (Olmayınca hasta, kadrin bilmez adam sıhhatin) gibi darb-ı mesel olmuş mısralar vardır.

1194 - 1780 tarihinde vefat ederek Eyüb'de validesi yanma gömülmüştür.