Çöllerde yaşıyan bir Arap Beyi

Çadırın önünde konuk beklerdi.

İnce bir görüşe, keskin bir zekâya

Sahipti; cömertti, gezmiş her yeri...

Bir güzel vahayı edinmişti yurt;

Oğlunun her biri ya Aslan ya Kurt.

Kızların adları Kuzu, Koyundu;

Bilmeyen kişiye bu, bir oyundu!


Devlete konmakçın adamın biri

Çıkmıştı sürekli bir seyahata.

Bir akşam, sevinçle gördü bu yeri;

Okşayıp atını, sürdü ileri.

Çok güzel bir kabul gördü burada,

Teklifte tekellüf yoktu arada.

Seyyahı içinden zorluyordu lâf;

Kurt, Kuzu sözleri gelmişti tohaf!

Nihayet dedi ki: - Muhterem Başbuğ,

Bu gece doğrusu şaşırdım, kaldım;

Bu adlar noluyor, sebep ne, neden?

Bilmece pek yaman, hayret ettim ben!


Arabın başkanı söze başladı;

Şüpheyi, merakı sanki başladı:

— Oğlanlar, düşmanı kahra hazırdır,

Tehlike nerdeyse orda nazırdır. ..

Yiğitler benzerler kurda, aslana;

Dar yerde sarılır insan kalkana.

Kızlarım, hizmetçin koyunla kuzu;

Zararsız, ziyansız, yumuşak huylu;

Adeta. Melekler gibi olmalı;

konuklar, emrine hazır bulmalı...

Harp için kurt gerek, ya aslan gerek;

Sulh için hem melek, hem insan gerek!..

Nazma Çeviren:

Ziya Güner