İkinci Perde
Otomobil acenta dairesi. Üzerinde [Sürat Kumpanyası: Sinanizâde Hacı Eyyüp] yazılı siyah levha, duvarlardaki çivilerde birkaç otomobil lastiği, bir dürbün. Yerde dolu ve boş benzin tenekeleri ve sandıkları.
Hayrünnas Yalnız
Hayr— Bu gidişle bizim Monşer Baba hiddetlenecek galiba. Bir aya yakındır ki bizim otomobil çalışıyor.
(Yevmiye defterini açarak)
Vay canına! Varidat (35.750) kuruş, az para değil amma mesarifat (45.000); arda (9.250) kuruş. Açık var. Bir de şoförün henüz tediye edilmeyen yevmiyeleri… Her ne ise, sebat etmeli. Ne yapalım, bir kere başladık. Her vakit böyle olmaz ya. Aksi tesadüf, daima lastik patlatıyoruz.
(Hacı Eyyüp Efendi girer.)
Ha— Ne oldu, Yıldırım hâlâ hareket etmemiş?
Hayr— Efendim, şoför çalışıyor; bobinler kontak yapıyormuş. Ne yapalım, daha hareket edemedi.
(Şoför Hurşid girer. Bazı malzeme alır, çıkar.)
Ha— Ahh Hayrünnas! Ben sana kaç defa söyledim. Şunun adını “Yıldırım” koymayalım dedim. “Dağdeviren” desek daha iyi değil miydi? İşte Yıldırım adı uğur getirmedi.
Hayr— Rica ederim, böyle şeylere itikat etmeyiniz. Hem efendim, böyle işlerde sebat etmek lâzım.
Ha— Sebat etmeyip de ne yapıyoruz? Otomobil işledi işleyeli daha bir lira getirip de “İşte bacığım, bugünkü iraddan baki kalan” dediğini görmedim ki!
Hayr— Fakat sizden para da istemedim zannedersem.
Ha— Vay vay! Demek bunca sermayenin üzerine bir de üste para mı verelim efendi oğlumuz?
Hayr— Eh, ne yapalım, bazen de öyle olur.
Ha— Of! Bir kere bulaştık, ne diyelim… Ben gidiyorum.
(Gider.)
Hayr— Peki babacığım.
(Şoför Hurşid tekrar girer.)
Hurşid— Hayrünnas Bey, bobinler çalıştı, artık kontak yapmıyor amma sustanın iki yaprağı çatlamış. Allah vere de bizi yolda bırakmaya. Külhanbeyi vari canına yandığım yol, yol değil ki! Daha dün beş liraya bir susta taktırdım.
Hayr— Ya parasını nereden verdin?
Hurşid— Ahmed Efendi’nin garajında alelhesap yaptırdım.
Hayr— Aman deme Hurşid! Daha başka masrafın da var mı?
Hurşid— Masraf da söz mü? Serviste sana pusulasını getiririm.
Hayr— Eyvah! Babama ne diyeceğim? Nasıl yüzüne bakacağım?
Hurşid— Haydi be imanım sen de! Vallah billah, laf mı bu senin söylediklerin? Sanat bu bey, boru değil. Katlanmalı beyim.
Hayr— Peki… Neyse, şimdi harekete hazır mısın?
Hurşid— Hazır da söz mü? Çelik gibi! “Dut” dedim mi Halepleyim.
(Tepegöz girer.)
Tepe— Hazır mıyız Hurşid?
Hurşid— Hazırım. (Alayla) Şef d’otomobil… Emrini bekleyenim.
Hayr— Öyle amma müşteri yok.
Tepe— Müşteri mi? Nasıl olsun? Herkesin geceyi yolda geçirmeye vakti yok. Bizim Musluhiddin Bey zatürreye tutulmuş.
Hurşid— O bey de ne kadar kibar amma… Ne yapalım, kaderinde varmış. Bir gece yolda yattı. Allah’ın yarattığı hayvanlar düşüp ölüyor, bu kul yapması da bir kere bozulmuş da yolda kalmış.
Tepe— Ulan, hangi bir kere? Hele şu düzgün geldiğin günü göster bakalım.
Hayr— Uzatma azizim. Haydi bakalım, sesini işiteyim.
Tepe— (Eline çıngırağı alarak bağırır.)
Kalkıyor efendiler, kalkıyor beyler, kalkıyor!
(Kapıdan çıkar. Hariçte bir muhavere.)
Tepe— Nereye yoldaş, Halep’e mi?
Yolcu— Evet, fakat gece yolda kalırsam navlumu iki kat alırım ha!
Tepe— Haydi sen de ver parayı!
Diğer Bir Ses— Baksana Tepegöz, bana da bir bilet ver.
Tepe— Oo… Sen de mi Ali Ağa? Vay mistik! Sen de Halep’e ha? Hepiniz mi yolcusunuz? Durun bakalım, parayı birer birer alalım.
(Elinde paralarla içeri girerek.)
Tepe— Hayrünnas Ağa, kes efendi, beş bilet bakalım.
(Kesilen biletleri alarak tekrar dışarı çıkar.)
Tepe— Kalkıyor beyler! Vakit kalmadı, gidiyoruz. Müşteri tamam, bekleyecek vakit yok!
(Bağırarak uzaklaşır.)
Hurşid— Ahh Hayrünnas Bey, geç kaldım. Hâlbuki bizim Aftos’a söz vermiştim; bugün beraber piyasa yapacaktık. Ha, hatırıma geldi! Geçen gün bizimkini Yıldırım’a attım, ver elini Kilis. Fakat köpoğlunun kızı yarı yoldan geri döndü.
Hayr— Yaya mı?
Hurşid— (Bir kahkaha kopararak) Neye yaya olsun? Yıldırım bu beyim, öküz arabası değil! Haydi, bir teneke benzin caba. Artık onu da Hurşid için çok görmezsiniz sanırım. Vallah billah, ben bu kadar fedakârlık ettikten sonra doğrusu ya, çok görürseniz teessüf ederim.
Hayr— Yok azizim, ben bir şey demedim.
(Hacı ve arkasından Tepegöz girerler.)
Ha— Ne o, hâlâ hareket edilmedi mi?
Hayr— Gidiyor babacığım. (Şoföre) Haydi bakalım Hurşid, müşteri tamam.
(Tepegöz sandıktan bir teneke benzin çıkarır, öbür eline de bir çift yeni iç lastik alır.)
Tepe— (Şoföre) Bak Hurşid, daha yeni ha!
Hurşid— Peki canım, tırnağımla parçalayacak değilim ya!
(Hurşid çıkar. Motor sesi, otomobil düdüğü.)
Hurşid— (Bağırır.) Hareket edelim mi?
Tepe— (Hayrünnas’a) Hareket etsin mi?
Hayr— Tamam… Hareket etsin, tamam.
Tepe— Tamam… İleri… Tamam!
(Tepegöz düdüğünü öttürür. O sırada motor susar.)
Ha— (Etrafına bakınarak) Yine ne oldu?
Hurşid— (Elinde bir bujiyle içeri girer.) Vay canına, belâya bak! Bu defa da bujiler ateş almıyor. Biraz benzinle temizleyerek… Kör olası! Daha dün bizim İlyas’tan çiftini iki Mecidiye aldım.
Ha— Nasıl, İlyas’tan?
— Bitmedi —
Yazan: Yılmaz Dokuzoğuz