Ha— Sonra söyle bire yahu, git hele!

Tepe— Gitmem deyor artık kazmaya, bele. [1]

Ha— (Hiddetle) Haydi, git dedim!

Tepe— Gitmezsen hey it dedim… affedersin. Çok bulunur başkası.

Ha— (Zehirhand) Hah hah! Bu da Tepegöz’ün cakası. Tepegöz, işi bu kadar büyütme. Oğlumu da çağırmayı unutma.

Tepe— Pekey, pekey, başüstüne efendim.

Ha— Gördün mü ya, şimdi seni beğendim.

(Tepegöz lambayı alarak gider.)

Ha— (Kendi kendine) Hele şu sigaramı hazırlayayım. Tepegöz haklı amma ne yapayım…
(Tabakasından sigara yapmaya başlar.)
Bu yaşımda bağa ben mi gideyim? Ağıla davarı ben mi güdeyim? Zeytinin, piçini ben mi alayım? Karpuzu Hayrınnas’a mı salayım? Yüzlerce yıllık bir hanedanım; bana mukaddem yoktur sanırım.
(Pencereden eğilerek)
Tepegöz, öldün mü, nerde kaldın?

Tepe— (Girerek, elindeki kahvaltı tepsisini lamba kürsüsünün üzerine koyarken)
Efendim buyurun, yemek hazırdır. Küçük bey emrinize muntazırdır.

(Hayrünnas Bey, şık elbisesi, dik yakalığı ve vapur dumanı gözlüğü ile girer; sandalyeyi alarak sofraya pederinin karşısına oturur.)

Hayr— Ah babacığım, çoktan kalktım fakat otomobil hülyasına dalmıştım. Daha vakit henüz erken sanmıştım.

Ha— (Yemek yiyerek)
Zannedersem hülyan da çıktı sakat. Beyefendi oğlumuz lâkin, fakat demek ile, yemek ile iş bitmez. Bu tembellik senden hiç gitmez.

Hayr— Çalışacağım, fakat bırakmıyorsunuz ki. Bu sözler benle reaksiyon [2] yapıyor.

Ha— (Taaccüple)
Vay vay! Ben mi bırakmıyorum alafranga oğlum? Neye çalıştın da mani oldum? Ne istedin de yapmadım? Gece sabahlara kadar tiyatro, sinema; gündüz akşamlara kadar uyku. Temiz elbise ver giyeyim, güzel yemek olsun yiyeyim. Bugün ahbaplarla bağçada, bağda; yarın keklik avında, tepede, dağda… Söyle bakalım, başka bir işini göster de anlayalım.

Hayr— Söylersem hemen hiddet ediyorsunuz. Şu otomobil meselesini kaç defa açtım, pür hiddet beni susturdunuz.

Ha— Pekey Hayrünnas! İşte bugün hiddet etmeyerek dinleyeceğim. Anlat bakalım fikrini, söyle; beni ikna et. Amma Türkçe konuşalım. Yine yarım Fransızcanla Frenkleşmeyelim.

Hayr— Ah bu tabiatım… (tiremove)[3]

Ha— (Hiddetle) Yine mi!

Hayr— Pardon babacığım, unuttum.

(Yemekten kalkar, sandalyesini biraz geri çeker. Peçete ile ağzını ve bıyıklarını siler. Ufak bir iki öksürdükten sonra iradı hitabet edecek gibi bir vaziyet alır.)Bilirsiniz ki babacığım, kâinat istidad üzerine müessestir. Vaktiyle Keyhüsrev’i ta çocukluğundan arkadaşları oyun esnasında padişah intihap ederlerdi; sonra cihangir bir hükümdar oldu. Alâeddin Paşa, Sultan Osman’ın büyük oğlu iken kanuna nizama daha ziyade istidadı olduğu için padişahlığı küçük kardeşi Orhan Gazi’ye terk ile kendisi vezir oldu. Hele Avrupa’yı hiç sorma babacığım… Orada nice adamlar istidatlarına göre ne harikalar icat ettiler. Bir maden amelesi olan (Corc Istıfanson)istidadı sayesinde ekistraordiner [4] bir lokomotif yaparak prümyer kalite bir nişan aldı.

Ha— Anladık oğlum, yine mi tatlı su Frenkliği. Kabiliyet dadı Haktır; herkese olmaz nasip.

Hayr— Evet babacığım, söylediğiniz bu misal gayet musip.

Tepe— (Kendi kendine)
Bizim Hayrünnas söz ebesi mübarek; bir kere söze başladı mı cırcır böceği gibi öter.

Hayr— İşte babacığım, ben de bu hiç beğenmediğiniz Hayrünnas’ta memlekette hiç bulunmayan bir âlet ile birdenbire ünrüş milyarder olmak istiyorum.

Ha— Anladık. Bu milyarderliğin anahtarı nedir bakalım?

Hayr— Otomobil babacığım, iki kere iki!

Tepe— (Sözünü keserek)
Dört eder! Bunu bilmeyecek ne var küçük bey?
(Alayla Hayrünnas’ın yüzüne bakarak yemek tepsisini alır, çıkarken.)

Ha— Hele sen sus bakalım Tepegöz!

Hayr— İşte ben de bu esas üzerine hesap göreceğim. İnsan bir araba alsa iki beygir ellişerden yüz; arabası da yüz ki cem’an iki yüz altına mal olur. Bu koca sermayenin kazancını arpaya ver, samana ver…

Tepe— (İçeri girerek)
Çayır al, damana [5] ver.

Hayr— Sayısı tut; kim bilir kimin nesi! Arabayı Adıyaman’a ver.

Tepe— (Kendi kendine)
Bizim konakta hep böyle kafiyeli konuşulur.

Hayr— Bir gün kır at sancılanır, bir gün doru ölür; netice-i hesap: kârın ne kedi oynatmak, iradın ne elini cırmalatmak! Halbuki babacığım bir otomobil alırsak, işte hesabı: Müşteri bulunmazsa arpa saman istemez; hemen yerinde yatsın yahut şehir dahilinde (pur promenat) kullanırız.

Ha— O ne demek sanki?

Hayr— Yani şehri gezmek için. Ya ticaretin işlek bir vaktine tesadüf ederse… Ticarette vakit nakittir. Araba ile yarını, liraya bir günlük yol giden bir tacir, otomobil ile o yolu iki saatte gitmek için pirifikis bir lira verir.

Ha— O pirifikis dediğin adamın bir lirasından ne çıkar?

Hayr— Yok babacığım, adam değil; pirifikis yani maktuan demektir.

Ha— Ya öyle mi?

Yazan: Yılmaz DOKUZOĞUZ
(Devam edecek)

[1] Ziraat aletindendir.
[2] Aksülâmel
[3] Çok fena
[4] Aliyülâlâ
[5] İcar