-Geçen sayıdan devam-
Neler Okumalı,
“Ne okuduğunu bana söyle, ne olacağını sana haber vereyim.”
Paul Nyssen
Belki insan çokluğu kadar bu hususta çeşitli fikir meydana çıkar.
Yalnız roman okumak, yalnız ilmî yahut yalnız meslekî yazıları okumak veya gündelik gazete takip etmek veyahut her eline geçeni, her şeyi okumak gibi bir çok misaller çıkarabiliriz. Bir arkadaşım büyük adam olmak için daima okur ve her gördüğü kitabı okurdu. Bir zaman geldi ki zihni harman yeri gibi karmakarışık oldu. Şimdi yalnız hukuk kitaplarını okuyormuş.
Bugünkü cemiyet hayatı; mevcut neşriyat, meslekler, insan ömrü ve yaşayış bakımından her şeyin okunmasına imkân bırakmamaktadır. Birisi “vaktin değeri onun iyi kullanılması ile artar” diyor. Resai Eriş bir yazısında: “Okumak son zamanlarda o kadar şekil değiştirdi ki insanlar mesleğini takviye edecek eserlerden başka okuyamıyorlar; ne acınacak hâl!” diyor. Bu muharire göre okunacak yazılar, ebedî zevk ve kültür veren eserlerden ibarettir.
Biz Türk münevverinin okunmasını istediğimiz yazıları şu dört başlık altında toplayacağız.
a. Meslekî yazılar
b. Tecessüsü tatmin eden yazılar
c. Güzel sanatlara ait yazılar
d. Millî yazılar
İnsan hayatta daima bir gaye için yaşar ve yaşamalıdır. Millî çerçeve içinde kendi varlığını hissedip maddî refahını temin ederek manevî bir rahatlığa kavuşmak. Bu hâli yaratabilmek için herkes kendine bir meslek edinmiştir. Bunda muvaffak olamadıkça bu gaye tahakkuk edemez. Meslekte terakki ve muvaffakiyet, devamlı ve dürüst çalışmakla beraber daimî şekilde kendine mahsus neşriyatı takip etmek ve eskilerin yaptığını bilmek lazımdır. Bugün cemiyet işleri o kadar girift bir hâl almıştır ki her mesleğe hemen her gün bir yenilik karışmaktadır. Bu yeniliğe bigâne kalanlar asırlarca otu yiyenlerden farksızdır. Hem onlar mesleğinde muvaffakiyetsizlikle yaşama hakkından feragate rıza gösteriyorlar demektir.
F. Berri diyor ki: “Bulunduğu mevkiin üstüne çıkmaya çalışmayan adamın hayat hakkı olamaz.”
Şu hâlde bir insanın mesleğine ait eski ve yeni neşriyat takip etmesi lazım ve zaruridir.
Tecessüsü tatmin eden yazılar;
"Düşünmeden öğrenmek beyhude öğrenmeden düşünmek tehlikelidir."
Conficius
İnsan, tabiî yaratılışı iktizası tecessüs sahibidir.
Henüz yürüyemeyen çocuğun ateşe el uzatması, her eline geçeni ağzına götürmesi, her kapalı kabın kapağını açması bu kabildendir. Sonra her yaşın ve yaratılışın kendine mahsus bir tecessüs meyli vardır.
Çocuklar büluğ devrine kadar gördükleri eşyanın aslını anlamak isterler. Büluğ devrinde hissî, aşkî ve cinsî mevzular çocukları candan sarar ve onları şiddetle alâkadar eder. 15-18 yaş arası şiir okumaktan kimse kendini alamaz.
18 yaşından sonra mücerretmevzular (adalet, hürriyet, insanlık, fazilet, kâinatın mahiyeti, tabiatın manası gibi) tabiat hadiseleri ve yahut telakkileri zihinlerde kıvranıp binbir soru hazırlarlar.
Erkinler istidatlarına göre ilim, felsefe, siyaset, hukuk, fenii usul gibi mevzuların pençesinden zihnini kurtaramazlar.
Siyasî istidatlar faşizm, marksizm, demokrasi kemalizm gibi siyasî mesleklerin neden ibaret olduğunu farkları ve kaidelerini düşünüp dururlar.
Heyet-i şinaslar herkese bir nokta gibi görünen yıldızların her birinde bir âlem yaşarlar.
Diğerleri buna göre zihinlerinde daima kıvranan suallerden kendilerini kurtaramazlar.
İşte insanların dünya görüşlerine bir cephe vermek ve zihin gelişmelerini tamamlamak için bu tecessüslerini tatmin edecek olan ve daima zihinlerini kurcalayan suallere cevap verecek yazıları okumalıdır. Aksi hâlde tek taraflı ve hodbin kalır. Gene bu mevzuda biri “Susamayan eşeğe su içirilmez.” demiş. Alâka dikkati artırır. Bizi en çok saran yazılar en çok tatmin edenlerdir; arzularımıza cevap verenlerdir. Hatta buna hasbî ve ideal okuma da diyebiliriz.
Güzel sanatlara ait yazılar:
İnsan sosyal bir yaratıktır. Yalnız meslek adamları ile değil daima etrafındakilerle münasebette bulunur.
Onlarla anlaşabilmek ve kendine bir yer temin edebilmek zarururetindedir. Aynı zamanda millî birliği ve umumî anlaşmayı temin edebilmek bakımından güzel sanatlar en kıymetli bir vasıtadır. Zaten aptal olanlar bile güzel sanatlardan hiç olmazsa birine istidatlıdır. Bilhassa millî kültüre vukuf ve millî harsı sezmek ancak güzel sanatlara dair yazıları okumakla mümkündür. Müzik, resim, şiir, edebiyat, heykel hissin terbiyesi ve ruhun ferahlığını temin eden yegâne vasıtalardır.
MİLLİ YAZILAR
Bugün artık toplu yaşamaktan hiç kimse kendini men edemez. Topluluk bir yaşama zaruretinden doğmuştur. Düşmandan kurtulmak yaşamada düzeni temin etmek, fertlerde “biz zümreye mensubiyet şuurunu” uyandırmıştır. Bu zümre ne olabilir? Aile, kabile, millet ve beşeriyet.
Bugün aile ve kabileler cemiyet hayatı yaşama kabiliyetini kaybetmiştir. Geride milletle beşeriyet kalıyor. Acaba bir insan kendini kendi dili ile konuşan, müşterek tarih ve harsa malik ve beraber yaşama arzusunu duyan hatta aynı kandan geldiğini iddia eden topluluğa karşı mı mesuliyetini hisseder?
Bunda içtimaî ilimlerin kanunlarını değil insanın aklı selimini kullanması bile yeter sanırım...
Şu hâlde “en gerçek sosyal varlığın millet” olduğuna şüphe kalır mı? Ben kardeşin kardeşliğinden şüphe eder, hatta ideoloji ve menfaat uğruna kardeşini boğazlayan insan oğullarının beşerî kardeş tanıyacağına asla inanmıyorum. Binaenaleyh her Türk münevveri, millî ülkü taşıyan yazılara yabancı kalamayacağı gibi, onu baltalayan her yazıya karşıda şiddetle hassas olmalıdır.
Millî idealden mahrum olan fertlerin yaşaması; ya kökleri kesilmiş ağaçların yaşaması gibi muvakkat olur yahut her gün yan yana ot yiyerek eve dönen, istediğimiz zaman biri birinden ayırabileceğimiz, biri diğerinin yaşamasına lâkayt olan inek ve koyun sürülerine benzer.
Yazan: Mevlit GÜRSEL