Okuma başlı başına bir meharet ve sanat işidir. Bunu münakaşe edecek değilim. Münevver ve münevver geçinen herkes bunu fark edecek kadar göz açıklığına maliktir. Hatta bu mevzua dokunuşum, işin ehemmiyetine vukufsuzluktan doğan bir cesaret ve selâhiyetsizlik telâkki edecekler bulunacaktır. Fakat ben milletim için faydalı her şey de sonsuz bir cesarete sahip olmak lazım olduğu kanaatindeyim. Yalnız inandığım şeylerin doğru olmayan taraflarını ispat edeceklere şahsım ve milletim namına minnet duyarım.
Ayrıca tevazua ve insanlığa giden en doğru yolun kendi milletinin insanı olmak, lazım geldiğine inanıyorum. Hizmet borcumdur. Ne kadar muvaffak olursam o kadar saadet duyarım.
Fikri olgunluğuna ve akıl selimine güvendiğim lise son sınıf talebelerinden biri ile bu mevzuda hasbihal yaparken şöyle konuştu:
"Ben okuduğum bir parçayı veya bir kitabı hemen kapar, hiç üstünde düşünmem. Eğer düşünecek veya tekrar edecek olursam ezberciliğe saplanıyorum; benliğimi kaybediyorum. Aklımda ne kalırsa derste onu anlatırım."
Bu çocuğun sözleri okuma psikolojisine ve hafıza kanunlarına yabancı olduğunu; okumanın ne olduğu ve nasıl olacağını anlayabilmek için yıllar ve yıllarca beyhude vakit geçireceğini bana ihsas ettirdi.
Boğazına kravat takıp, bacağına pantolon geçirerek kendini münevver addeden ve iki satır matbu yazıyı büyük bir yük sayanlarla kendi kendine âlim süsü vererek kabuğuna çekilenlere diyeceğim yok.
Lâkin vakit geçirmek için, okuyor desinler diye kitap karıştırmak; bir kitabı birkaç defa karıştırdıktan sonra kapayınca onun hakkında hiçbir şey düşünmemek veyahut okuduğu bir kitapla hayatına tamamen yanlış bir istikamet verenleri görmek gibi yaşanan misalleri göz önünde getirirsek, bu mevzuun büyük ehemmiyetini belirtmiş oluruz.
Ben şimdiye kadar edindiğim tecrübe, fikir ve kanaatlere göre burada şu üç noktaya işaret edeceğim:
1. Okumak nedir?
2. Nasıl okumalı?
3. Neleri okumalı?
1. OKUMAK NEDİR?
Okumanın gayesi ve mahiyeti hakkında her ne kadar farklı telâkkiler ortaya sürülmüşse de hepsini bir görüş altında toplamak mümkündür.
Okumak, sathî bir düşünüş, bir bakıma göre cansız kelimelerin sesli ve canlı olarak idrak edilmesidir. Bazı okul programına göre "yazılı olan şeylerin manasına kavramak" şeklinde tarif edilmiştir. Okuma hakkında Goethe şöyle söylemiş: "Okumayı öğrenmek için ne kadar zaman ve emek ister, buna kimse bilmez. Ben bunun için seksen sene harcadım. Buna rağmen gayeye vardığımı iddia edemem." Okumayı Goethe’nin bu sözü anlamında alırsak okunan şeylerin şuurda canlanması veya okuduğumuz şeyin manasını kavramak anlayışından daha öteye geçiyor. Hatta bazıları yazılan şeylerin okuyucunun tamamladığını söyler.
Okumanın ne olduğunu okuma psikolojisinin tahlilinden sonra çıkarırsak daha aydın olur sanırım.
Okumanın psikolojisi üç hadise arz eder. Yani okuma esnasında üç hâl vakî olur.
1- Yazı işaretlerini idrak etmek.
2- Yazı işaretlerinden doğacak ses işaretlerinin meydana gelmesi.
3- Bu işretlerin şuurda uyandırdığı mana.
Biz bir kelimeyi görürüz onun verdiği sesi çıkarırız; ne demek istediğini anlarız.
Şu hâle göre okumanın bel kemiği okunan şeyin delâlet ettiği mananın tasavvur hâlinde şuurda uyanması teşkil ediyor. Ayrıca bu manalar bizde sevinç, teessür, teemmül ve hareket gibi ruhî hadiseleri doğururlar yani fikirler dimağda hatıralarla karşılaşınca ya bir kaynaşma veya bir boğuşma meydana getirirler.
Şu hâlde bir şey okuyunca sadece manasını anlamakla kalmıyoruz; onu temsil ediyoruz. Onun üzerinde zihni bir işlem yapıyor. Hatta bu işleme neticesidir ki insanın hayat görüşü ve telâkkisi üzerinde bile tesir yapıyor. Eğer bir kelimenin uyandırdığı hayal kartpostal üzerinde kımıldamadan duran resim gibi kalsa da zihinde bir işleme ve kaynaşma olmasaydı okunan şeylerin irade üzerinde hiçbir tesiri olmayacaktı.
Bunu düşünen Georg Wolf okumayı şu şekilde tarif ediyor:
"Okuma, bir eseri bizzat yaşamak; okunanlarla hayat ve dünya görüşlerini derinleştirmek demektir.
Şu hâlde okumak, bir şeyin manasını anlayıp onu zihinde temsil ederek hayat ve dünya görüşünü derinleştirmek ve ona bir istikamet vermektir.
Okumak bu manada alınınca zihin başka şeylerle meşgulken sayfaların çevirildiğinin farkında olmayan, başkaları okuyor desin diye cebinden ve elinden kitap eksik etmeyen yahut canı sıkıldığı zaman onu bir vakit geçirme vasıtası olarak kabul edenlere acımamak elden gelmiyor.
NASIL OKUMALI?
Bu soruyu sorunca ilk göz önünde tutulacak şey psikoloji kanunlarıdır. Kanun münakaşa edilemez, etmek isteyenlere Kant'ın şu sözünü hatırlatmak isterim: "Hakikat ancak onu anlayabilecekler tarafından kabul edilince hakikat olur. İki kere ikinin dört ettiğini herkes bilir. Fakat bir müsellesin iç zaviyeleri mecmuunun iki kaimeye müsavi olduğunu ancak hendese okuyanlar bilir."
O hâlde herkes eline aldığı şeyi okumaya kalkmamalıdır. Her yaşın kelime hazineleri, her insanın anlama seviyesi bir değildir. Yaşının ve zihni durumunun seviyesinde olan kitapları seçmeli, anlayamadığı yazıları okumamalıdır.
Her ferdin ilmî seviyesi ve istidadı bir değildir. Dekorluk ilminden maliyeci, hukuk ilminden kunduracı, öğretmenlik ilminden tüccar anlayamaz.
Okunacak kitap seçildikten sonra umumî olarak bir defa karıştırmalı, yazı hakkında toptan bir fikir edinmelidir, yani ruhî bir hazırlık yapmamalıdır.
Yazılar okurken her fıkra üzerinde düşünmeli, hatırlama yapılmalı ve kendine göre ifade edilmelidir. Zihni fikir üzerinde bir işleme yapabilmeli ve buna vakit bulmalıdır.
Derslerin parça parça vaktinde hazırlayan talebe, imtihan zamanında bir defa okuduğu hâlde muvaffak olur da kitabı ders yılı içinde hiç acımadan imtihan zamanı üç beş defa okuyanların hiçbir şey öğrenmediklerini ve muvaffak olmadıklarını görürüz.
Okunan fikirler Resul sözü gibi kabul edilmemeli; iyi ve fena görülen cihetleri münakaşa ve tenkit edilmelidir. Üstünde hüküm yürütülemeyen fikirler şimdilik olduğu gibi kabul edilmelidir.
Üzerinde düşünülmesi veya sonra hatırlanması istenen cümle veya ibarelerin altı çizilmelidir. Bu şekilde okumaya bir yazıcı (kalem elde okuma) ediyor.
Zihni tamamen yazı üzerinde intibak etmelidir. Başka hiçbir şey düşünmemelidir.
Hafıza kanunları kısa ve fasılalı okumayı, uzun ve devamlı okumaktan faydalı bulur. Dört saat devamlı şekilde bir yazıyı okumaktansa dört ayrı zamanda birer saat veya iki ayrı zamanda ikişer saat okumak daha faydalıdır.
Parçanın esas ve tali fikirleri ayrılmalı, maksadı ve gayesi aydın olarak bilinmelidir.
Okunan bir kitapsa birden okunamayacağı için bırakılan yerden hemen başlamamalı; geçen yerler hatırlanmalı ve kısaca gözden geçirmelidir. Uzun zaman hatırda kalan şeyler en çok tekrar edilenleridir.
Bir eseri iyi bir şekilde hazmedebilmek için, onun kısa bir özünü çıkarmalıdır.
Fikir kitaplarını okumak sanatı işinde Emil Faguel şöyle söylüyor: "Bana kalırsa bu, mütemadi karşılaştırma ve yaklaştırma sanatıdır. Maddi olarak bir kitabı yaprakları soldan sağa doğru çevrildiği kadar sağdan sola doğru da okunur. Yani okunulan mevzua devam edilirken tekrar geri dönerek okunur demek istiyorum.
-(ARKASI VAR)-