Bir bayram yaşamak ve onu yaşatmak üzere bulunduğumuz şu sırada, biraz de cemiyetin ve İslâmiyet'in bizlere miras bıraktıkları Kurban Bayramı'ndan bahsedelim.
Uzak ve yakın tarihimizin, ta Müslümanlığı kabulümüzün bidayetinde başlayıp bugüne kadar bu bayramın anane hâlinde gelişi, her hâlde bunun birçok içtimaî, iktisadî ve siyasî esaslara istinat etmiş olduğunu göstermektedir. Bu satırlardan maksat, lâikliğin mevcut olduğu bir devirde din itiyatlalarını propaganda yapmak değildir. Bilâkis matlup olan şey, her yıl seve seve beklediğimiz ve bütün fedakârlıklarına katlandığımız Kurban Bayramı'nın, menşei itibarıyla nasıl intikal ettiği ve bunun cemiyetteki aksülamellerinin temaşasından doğan sempatinin kıymetidir.
Kurban Bayramı İslâmi an’anelere nazaran çok eski bir zamandan beri yapılmaktadır. Filhakika kurban kesmeyi ilksel cemiyetlerde de görüyoruz. Nitekim eski Yunanlılar ibadet olmak üzere şarap tanrısı Baküs namına senede bir gün horoz keserlerdi. Daha önceleri, yani cemiyetin en iptidaî devri olan totemcilik ve klân zamanında da bu olara tesadüf ediyoruz: Totem tanınmış hayvan, senede yalnız bir gün olmak üzere avlanır ve o muayyen günde hayvan kurban edilerek şölenler tertip edilirdi. Totemin eti başka zaman yenmezdi. Avlananlar da pek büyük cezaları hak ederlerdi. Mukaddes tanınmış hayvanın kanında bulunan kutsiliğin kendi bedenlerine geçmesi ve böylece bir çok sarî felâketlerden korunmalarıydı..
Görülüyor ki en eski zamanlardan beri devam edegelmekte olan Kurban Bayramı; yalnız zamanımıza ve dinimize münhasır bir ödev değildir. Bunun İslâmlara nasıl intikal ettiğini dinî telâkkilere dayanarak anlatmaya çalışalım:
Azerilerden peygamber İbrahim'e bir gün rüyasında Allah tarafından bir nida geldi:
“Ey İbrahim; sen yarın oğlun İsmal’i Kâbe’ye götür. Orada onu Hak yoluna, Allah uğruna kurban et!”
Bunun üzerine İbrahim derhal uyandı. Gözleri yaş içinde idi. Niçin ağladığını soran oğluna:
“Hiç, dedi. Haydi yavrum ibadetimizi ifaya gidelim.”
Sonra İsmail’e göstermeksizin çok keskin bir bıçak aldı. Kâbe'ye vardıklarında cebinden bir mendil çıkardı.
“Oğlum İsmail," dedi, "getir gözünü bağlayayım.”
“Niçin baba?”
“Hayır baba; ben asî değilim ki elimi, gözümü bağlıyasın.” diyen İsmail'i babası yatırdı. Fakat bir türlü o keskin pala kesmiyordu. O zaman Cebrail vasıtası ile bir koyun gönderdi. İbrahim koyunu aldı. Ve Hak yoluna kurban etti. İşte ondan sonra her yıl kurbanını kesmeye devam etti.
Bilâhare İslâmiyet'in zuhurundan sonra bu Müslümanlara da geçmişti. Bu intikalın Kur'an'daki mevcut bulunan Venhâr âyetiyle vuku bulduğu ileri sürülür. Bu ananeye göre vak’a şöyle cereyan etmiştir:
Bir gün namazdan çıkan münafıklardan birisi yolda bir dostuna tesadüf etti. "Nerden geliyorsun?" dediğinde, Kâbe'yi işaretle Muhammed'in bulunduğu yeri ikaz ederek: “Epter'in yanından geliyorum.” dedi. Bunun üzerine Cenab-ı Hak Peygamberimize Cebrail ile şu âyeti sundu: “İnnâ âteyna kel kevser, Fesalli li rabbike venhâr, inne şânieke hüvel epter.”
Âyetin manası şudur: Ey Habibim! Biz sana Kevser'i verdik. Rabbinin emrine itaatle namazını eda eyle ve kurbanını kes. Sana her kim leke sürmek isterse o, sonsuz ve hayırsızdır.
İşte Müslümanlara da kurban kesmek bundan kaldı.
Kurban Bayramı dört gün olmasındaki sebebe gelince:
Bir çok din âlimlerimizin nazariyelerine göre bu, esasında üç gündür. Zira İslâmlıkta ve Türkler arasında üç ile yedi ve dokuz rakamları mukaddestir. Şayet bayram yedi gün yahut daha fazla olursa; o zaman cemiyetin iktisadî durumu bozulacaktır. O hâlde bu gibi mukaddes bayramlar üç gün olarak ifa edilmelidir. Kurban Bayramı'nın bir ilâvesi ise o gün kurban keserek ibadet edildiğinden ileri gelmektedir.
İşte Kurban Bayramı'nın sebep ve seyri böyle cereyan etmiştir. Bunun cemiyetteki iktisadî bakımdan uyandırdığı alâkaya gelince:
Aramızda yaşayan ve hâlâ bilhassa böyle pahalılık devrinde sefilâne hayat sürenler binlercedir. Bunlardan çoğu belki aydan aya ve belki de seneden seneye et pişirmektedirler. O hâlde bunlara bu mahrumiyetlerini duyurmamak ve hiç olmazsa yılda bir gün onları mesut yaşatmak cemiyetin vazifesi değil midir? Saniyen, kurban kesmek için çarşıya, pazara, sürüler dolacaktır. Bilvesile para mübadelesi ve ticaret cereyanı bir müddet için fazlalaşacaktır.
Görülüyor ki, Kurban Bayramı dinî doktrinlerin cemiyet fertlerine insanî alâkayı ve daha birçok içtimaî sebepleri aşılayan; onların seyirlerini, neticelerini düşünerek doğru yola sevk eden dinimizin bizlere miras bıraktığı en büyük bayramlardan birisidir. Elverir ki bunu saydığımız akidelere göre ifa edelim. Ve fakir fukarayı, cemiyetin o düşkün fertlerini hiç olmazsa, devlet babamız kadar bizler de düşünelim...
Yazan: Ali Cevdet ATAÇ