Narlı-Gaziantep Arasında Jeolojik ve Paleolitik Bir Tetkik
Narlı-Gaziantep arasında yapılması düşünülen demiryolunun etüdünü alan Yüksek Mühendis Fevzi Akkaya ve Yüksek Mühendis Hayri Sangar ile beraber mezkûr alana 1945 Eylülünde gidip bilhassa demiryolu güzergâhı ile o civarın jeolojik durumunu ve Antep’in yapı taşlarını incelemek fırsatını buldum.
Bu bölge Güney Doğu Anadolu’da, Gaziantep-Narlı arasında 700-1.000 metre yüksekliğinde fıstık ve üzüm bağlarıyla örtülü bir yayladır. Bu yayla Eurasia ve Gondvana kıtalarının çarpışmasıyla meydana gelmiş olan Arabistan-Suriye çıkıntısı üzerinde bulunmaktadır. Şimdiye kadar buralarda incelemeler yapmış olanlardan M. Blanckenhorn; Antep civarında Eosen, 25-30 kilometre batısında da Kretase ve Eosen devirlerine ait (Gabro, Serpantin ve Bazalt gibi) püskürük kütleler göstermektedir.
1943 yılında buralarda incelemeler yapan Dr. V. Stchepinsky, bu bölgenin jeolojik haritasını yapmış ve deniz oligoseninin fosillerini incelemiştir. Fakat az zamanda çok iş yapmak zorunda kaldığından hudutların çizilmesinde pek fazla dikkat edememiştir.
Stratigrafi: Alanımızda paleontolojiden faydalanılarak bölümler yapmak mümkün ise de formasyonlar görünüş bakımından birbirine çok benzediklerinden sınırlarını kesin olarak kestirmek güçtür. Etüt bölgesinde rastladığımız Eosen, Oligosen ve Miyosen’e ait olan bol fosilli yerleri burada inceleyeceğiz:
Eosen: Bu civarda görülen Eosen; sarımtırak tebeşirli marn ve marnlı kalkerlerle yoğun kalkerlerden meydana gelmiştir.
Alt Eosen: Telhüyük köyünün güneydoğusundaki boyunda ufak bir alanda meydana çıkmaktadır. (Haritada da noktalı olarak gösterilmiştir.) Buradan alınan bir numuneden yapılan ince kesitte: Çok miktarda 1-1,5 santimetre büyüklüğünde Orthophragmina’larla beraber küçük nümülitler bir arada bulunmaktadır.
Orta Eosen (Lütesiyen): Telhüyük köyünde alt Eosen üzerine gelmekte olan bu sarımtırak yoğun kalkerlere, incelenen bölgede pek fazla yer kaplamaktadır. Bunların üzerinde denizel oligosen, miyosen ve bazaltlar yer yer görülmektedir. Buradaki Lütesiyen, genel olarak memleketimizin aynı katlarında olduğu gibi makro ve mikro fosil bakımından çok zengindir. Bunların içinde foraminiferlerden maada gastropot, lamellibranş (Pektin ve Ostrea), ekinodermler (deniz kestaneleri) pek çoktur. Hatta birçok yerde ekinolampasların içini irili ufaklı nümülitleri ihtiva eden rüsübat doldurmuştur. Kuzey taraftaki orta Eosen kalkerleri daha yoğun ve daha fazla polip ihtiva eder. Hatta bazı yerde kalkerler biraz da billurlaşmıştır.
Mertmenge köyünün doğusundan alınan bir numuneden yapılan ince kesitte fevkalâde çok küçük ve orta büyüklükte nümülit, assilina ve operculina görülmüştür. Keza İncesu köyünün hemen güneybatısında demir oksitten dolayı sarımsı bir renk alan marnlı gremsi kalkerler içinde 4-6 milimetre çapında pek çok operculina gözle; assilina ve nümülit de mikroskopla görülmektedir.
Üst Eosen: İncesu köyünün hemen batısında çapları 4-5 santimetre olan Lepidocyclina’lara rastlanır. (Haritada küçük çizgilerle gösterilmiştir.) Buralardaki tersiyer yereyleri, üstlerini örten bazaltların etkisiyle silisleşmiştir. Hatta İncesu ile doğusundaki bazaltların altında bulunan sırf gastropot ve lamellibranş fosillerinden ibaret lümaşel kalkerleri tamamen silisleşmiş ve demir oksit tesiriyle de sarımtırak bir renk almıştır. Telhüyük köyünün doğusundaki yamaçlarda silisleşmiş kalker ve kalsedonlara, Mertmenge köyü civarında da silisleşmiş ağaç parçalarına rastlanır.
Oligosen (Denizel): Türkiye’nin güneydoğu bölgesinde jeolojik incelemeler yapan Dr. V. Stchepinsky, Antep’in 12-13 kilometre batı ve kuzeybatısında deniz oligosenini bulmuş; stratigrafisini, paleontolojisini ve paleobiyocoğrafyasını incelemiştir. D
Miyosen: Antep civarında büyük alanlar kaplayan bu formasyon; muhtelif sertlikte sarımsı renkli kalker ve sarımsı-beyazımsı, eli boyayan marnlı kalkerlerden ibarettir ki bunlar Antep’in yapı taşlarını teşkil ederler. Burada zirai jeoloji bakımından önemli olan litoloji ile bitki arasındaki bağlılığa işaret etmek isterim. İncelenen bölgedeki tersiyer yereyleri su bakımından çok fakir olmasına rağmen; demir oksitli marn ve marnlı kalkerlerden ibaret olan kısımları üzüm bağları ile örtülüdür. Her yerde olduğu gibi burada da bu yereyler köylü tarafından bağ yapmak için daima aranmaktadır.
Burada kısaca yereylerin tektonik durumuna işaret etmek isterim. İncelenen bölgedeki tersiyer tabakaları hemen hemen yataya yakın bir durumda olup eğimleri 10-15 dereceyi geçmez. Mesela: Sülüklü köyünün kuzeyindeki boyunda çok güzel görülen tabakaların doğrultusu N 40 W, eğimi de 10 derecedir. İncesu köyünden Ceyde köyüne giden yol üzerindeki tabakaların doğrultusu N 25 W ve eğimi de hemen hemen yataya yakındır. Sam alüvyonlarının kuzeydoğusundaki tabakaların durumu ise N 32 E, 7 NW’dir.
Alüvyonlar: Antep ve Sam köyü civarında rastladığımız bu alüvyonların kalınlıkları muhtelif olup Sam’da 3-4 metre, Gaziantep’te ise 8-9 metre kadardır.
Paleolitik Aletler: İncelemelerim esnasında Mertmenge köyü civarında biri bazalttan, diğeri silisleşmiş kalkerden yapılmış Alt Paleolitik; Şelyen (Chelléen) - Aşelyen (Acheuléen)’e, daha ziyade Şelyen’e ait iki (Coup de poing) el baltası; Sam köyünün 2-3 kilometre kuzeydoğusunda çakmak taşı yongalarından yapılmış iki üç (Point) ve bir de kazıyıcı (Racloir); İncesu köyünün iki kilometre güneydoğusunda Çakmaksulu denilen mevkide çakmak taşından yapılmış çok tipik Şelyen tipinde bir el baltası buldum. Bunların ve bundan evvel 1938 yılında M. Atasayan tarafından Dülük köyü civarında bulunan yonga (Eclat) ve piyeslerin yardımıy
Püskürük Kütleler: Bu bölgede bilhassa bazalt lavları, araziyi kaplayan örtüler hâlindedir. Dış etkilere karşı direnç gösterip bugüne kadar kalmış olan bazaltlar kısmen yamaçları ve daha ziyade tepeleri örtmüştür. Vadilerde suların tesiriyle örtü aşınmış ve altlarında bulunan kütleler meydana çıkmıştır. Bazen küçük derelerin yataklarını çapları 40-50 santimetre olan bazalt blokları kaplar (Bilhassa Sülüklü-Keleş arasında). Kuzeyden güneye inildikçe azalmakta olan (Antep’te yalnız Göllüce civarında) bu bazaltlarda; beyaz, yuvarlak, muhtelif büyüklükte (en büyüğü badem kadar) zeolitlere rastlanır. Bu bazaltları Miyosen formasyonlarını kesen dördüncü zamana (Quaternaire) ait faylarl
Antep’in Yapı Taşları
Doğu ve güneydoğuya doğru genişlemekte olan Antep şehri; kısmen alüvyon, kısmen de eli boyayan yumuşak, beyazımsı, sarımsı marnlı miyosen kalkerleri üzerine kurulmuştur. Kuzey ve batı kısımlarını kaplayan alüvyonların bu miyosen formasyonlarıyla temas yeri Antep Kal
Şehrin en çok kullanılan inşaat taşı "havara" ismini alan sarımtırak, beyazımsı renkte marnlı miyosen kalkerleridir. Oldukça yumuşaktır ve halk bu taşın satıhta bulunan tabakalardan çıkanına "adala", orta tabakalardan çıkanlarına "döşek", alt tabakalarından çıkan ve en yumuşak olanına "yorgun kaya" ismini vermektedir. Bütün bunların direnci yoktur. Bundan dolayı tabaka suyunu kaçırmak için ilkbaharda çıkarılıp yazın kızgın güneşine maruz bırakılarak suyu azaltırlar. Bu taşlar bilhassa şehrin doğu kuzeyindeki Asri Mezarlık civarından çıkarılmaktadır. Bunlardan o kadar fazla taş çıkarılmıştır ki yüzlerce metre genişliğinde oyuklar meydana gelmiş, hatta bazılarının içinde üzüm bağları yapılmıştır.
Bu taşın daha sert ve daha temiz olan türüne "kaneler" ismi verilmekte ve Başkarakol denilen yerden çıkarılmaktadır. Kanelerden daha sert olanı minarelerde kullanıldığı için "minare kayası" ismini alır. Bütün bunlardan daha sert ve dona karşı direnci daha fazla olanına "keymık" denir. Bilhassa şehrin kuzeyindeki Kapaktepe’den çıkarılmaktadır. Bir de yerli ahalinin "Perilikaya mermeri" diye tanıdığı; nohudi, hafif pas renginde, damarlı, sert ve güzel cila kabul eden bir taş vardır ki bu yoğun, breşimsi bir kalkerdir. Yeni yapılan Sanat Okulu’nda, Antep Abidesi’nde ve Halkevi’nin (eski kilisesinin) üst kısımlarında kullanılmış olan bu taş Akçakoyunlu yolu üzerinde ikinci kilometreden çıkarılmaktadır.
Buradan başka hamamların içinde, tatlıcı dükkânlarındaki masalarda, merdiven ve düzlüklerinde kullanılan pembe renkte yoğun bir kalker daha vardır. Bu yapı taşı Antep’in 20 kilometre kuzeybatısındaki Çarpın köyünden çıktığı için "Çarpın taşı" adını almıştır. Yollarda parke olarak kullanılan taş, şehrin beş kilometre doğusundaki Göllüce mevkiinden çıkarılan sert bir bazalttır. Bordür olarak kullanılan taş da keza bir bazalt olup şehrin 3-5 kilometre kuzeyindeki Karataş denilen mevkiden çıkarılır. Daha yumuşak ve delikli zeolitlidir. Bütün bu yapı taşlarının şehirde kullanış şekli şöyledir: Bunların su basan kısımları ile köşeleri bazalttan (yerli halk deyimiyle kara taştan), dış kısımları keymık, içerleri de havaradan yapılmaktadır.
Asistan: Kemal ERGUVANLI İ.T.Ü.
[1] Etüdüm esnasında kıymetli fikirlerinden istifade ettiğim hocam Prof. Malik Sayar ile İstanbul Üniversitesinden Doç. Dr. Fuat Baykal’a ve asistan Afife Dacı’ya teşekkür etmeyi bir vazife bilirim.
[2] Blanckenhorn (M), Syrien, Arabien und Mesopotamien, 1914.
[3] Dr. Stchepinsky (V), Maraş-Gaziantep Bölgesi Jeolojisi, M.T.A. Dergisi, 1943/2.
[4] Dr. Stchepinsky (V), Gaziantep Deniz Oligoseni, M.T.A. Dergisi, 1943/2.
[5] Dr. Stchepinsky (V), Gaziantep Deniz Oligoseni, M.T.A. Dergisi, 1943/2.