Bu yazı, Millî Kütüphanede bulunan Halk Bilgisi Haberleri dergisinin birinci cildinin 3. sayısından Şakir Sabri Yener tarafından aynen kopya edilerek dergimize gönderilmiştir. Yazının yazarı Ali Rıza Yalgın'dır.


Deli Boran; Fırat ile Gâvurdağı arasında mevcut Türkmen aşiretleri içinde yaşamış, coşkun bir halk şairidir. Bu şairin eserlerine Akçakoyunlu civarında Türkmen ve Barak aşiretleri arasında tesadüf olunur. Deli Boran’ın 19. asırda yetişen şairlerden olduğu tahmin edilmektedir. 2 Ağustos 1929’da Antep’in Haral nahiyesine (bucağına) bağlı Kılavuz köyünde Kilisli Ali Ağa’dan istinsah ettiğim (dinleyip yazdığım) birkaç türküyü aynen (işittiğim gibi) sunuyorum:


Çıktım yücesine baktım

Baktım Munbuç ellerine

Akbaş akbaş evler konmuş;

Yücesine, bellerine.


Yağız atların sekişi;

Benli dilberler bakışı;

Fırat’ın coşkun akışı;

Benzer Besay sellerine.


Munbuç derler bir şar imiş [1]

Ağalık, beylik yer imiş;

Zorlu köheylan var imiş

Kurşun değmiş kollarına [2]


Bunu deyen Deli Boran;

Sevdiğine meyil veren;

Top top olmuş akça ceren

Gider garbî yollarına.


Deli Boran bir gün iki güzel kıza rastlar. O kızlara hitaben:

— Bacım nerelisiniz? der. Kızın biri Deli Boran’a kızar ve cevap verir:

— Sen işine bak!

Bu tahkir, öbür kızın hoşuna gitmez ve arkadaşını sükûta davet eder. Fakat Deli Boran buna fena hâlde öfkelenir. Derhâl sazına sarılır, şu türküyü söyler:


İncil, Kur’an, Zebur olsan;

Açmam seni şimden kelli;

Âb-ı Kevser suyu olsan;

İçmen seni şimden kelli.


Has bahçanın gülü olsan;

Beyaz oğul balı olsan;

Lale, mercan, inci olsan;

Seçmem seni şimden kelli.


Eğer bir ulu kuş olsan;

Cümle güzele baş olsan;

Baha yetmez kumaş olsan

Biçmem seni şimden kelli.


Boran der Hakkın muradı;

Sözün sözüme yaradı;

Olsan cennetin sıratı;

Geçmem seni şimden kelli.


Birinci kızı böyle mahcup ettikten sonra, kendisini müdafaa eden ikinci kıza döner:


Her sabah her seher bâde yerine;

Tan yıldızı gibi doğarsın dilber!

Güneşten yüzüne bir nur almışsın;

Elbet bir gün yere yağarsın dilber!

Görüyon mu kız sevdana düşeni?


Göğsünün ağ beyaz teli perişan;

Ela gözler malı yüzünün nişanı;

Beni kirpiğinle döversin dilber!


Eskiden kurulmuş bunun bünyadı;

Emine'dir uyar Kur’an'a adı;

Verseler Mısır'ı, Şam'ı, Bağdat'ı;

Ol Acemistan'ı değer gözlerin!


Deli Boran destanını düzene;

Kalem olup kaşın vasfın yazana;

Dünya ile seni koysam mizana;

Yine sen bir yana ağarsın dilber!


Deli Boran’ın diğer bir türküsü de şudur:


Halisa'nın gülü kokar; [3]

Kızlar yanağına sokar;

Sacır derler bir su akar

Gövel [4] döner göllerinde.


Ağalar yerler hurmayı;

Severler zülfü burmayı;

Şahin neylesin turnayı;

Heves olmuş tellerine.


Deli Boran serden geçtim;

Yar elinden bade içtim;

Türlü türlü libas biçtim;

Yârin usul boylarına.


Şu türküsü de fena değildir:


Gam yiyip kayırma divane gönlüm;

Daima bu dünya başa dar olmaz;

Hakkın kelamını bırakma dilden;

Haktan özge yar adama yar olmaz.


Tarlasında bağlı yiğidin atı;

Aslı pak olanın söylenir zatı;

Altına batsa da iyi olmaz kötü;

Aslı ham demirden cevahir olmaz.


Atı olan ata biner atlanır;

Er yiğitler her cefaya katlanır;

Yiğit gölgesinde yiğit saklanır;

Kötünün gölgesi olmaz, dalı olmaz.


Deli Boran bütün cümleden gani;

Evvel Allah yaratır, alır canı;

Sen seni yokla da ne fani tanı;

Boğaz kırk boğumdur dilde sır olmaz.


Deli Boran çok naz eden sevgilisine bir gün şu türküyü okumuş:


Eğer güzel memelerin ağ ise;

Dört çevresi mor sümbüllü bağ ise;

Ta ezelde gönlün bana yoğ ise;

Benim işim minnet ile zor değil.


Yukarıda meskenin var, yurdun var;

Aşağıda gerdanın var, ordun var;

Bağlanmışsın elvan elvan bendin var;

Çok sallanma karşındaki tor değil.


Karıştır azıcık et ile kandan;

Varsız yalan dünya şol başa zindan;

Ben seni severim gönülden, candan;

Sen beni sevmezsen söyle ar değil.


Deli Boran'dadır sözün mertleri;

Yaktı beni gözlerinin dertleri;

Sevmiyeydim senin gibi sertleri;

Ah neyleyim akıl başa yar değil.


Yârine karşı hazin bir temennisini de naklediyoruz:


Hocam vallah ben bu derde yanmazdım

Beni derde yakan bu leyli leyli

Gönderdi bir selam işte ben geldim;

Karşında duruyum da leyli leyli.


Dostum zülüflerin eylemiş çangal;

Sarılak sevdiğim ne durur engel;

Ölürsem sevdiğim üstüme sen gel;

Beni göz yaşınla yu leyli leyli.


Doyamadım cilve ile nazından;

Şekerden şirin söz baldan yüzünden;

Aşka düşeli ben yandım özümden;

Ben yandım ulaştır su leyli leyli.


Deli Boran şimdi buldu yârini;

Kırdın Felek kanadımı kolumu;

Terk etmişim evim, barkım, elimi;

Şimdilik meskenim bu leyli leyli.


Firar teşebbüsleri:


Kalk seninle gidelim

Gün doğmadan Türkistan'a!

Yeten meyveyi batırdık;

İnanmam bağa bostana.


Kimi gider, kimi gelir;

Kimi ölür, kimi kalır;

Hama mı olur, Humus mu olur?

İnelim bir şehristana.


Deli Boran benim adım;

Ulu Şam’a uğramadım;

Söylemedik söz komadım;

Şu ela gözlü mestana.


Bu türkünün bir kurak senede Deli Boran’ın hicrete mecbur olduğunu ima ettiği rivayet edilmektedir.


Ali Rıza YALGIN

[1] Şar: Türk ahengi ile şehir.

[2] Vaktiyle bir felaket gören Munbuç kasabasına Karacaoğlan’ın da mersiyesi vardır:

Munbuç'un kapısı altın tokalı,

Kimse yaptırmamış Felek yıkalı.

Bu türkünün 1823'te bu civarda müthiş telefat veren bir hastalık neticesinde Munbuç’un uğradığı feci akıbeti bildirmekte olması muhtemeldir.

[3] Halisa: Bap kazasına bağlı hudut dışı bir köydür.

[4] Gövel: Bir çeşit ördek ismidir.