Bir varmış bir yokmuş, biz az söyleyelim, tam söyleyelim.
Bir varmış bir yokmuş; bir karının bir oğlu varmış. Bunların bir danası varmış. Oğlan, “Ana biz fakiriz; bu danayı pazara götüreyim, satayım; eve un bulgur alayım.” der. Oğlan kalkıp danayı pazara götürür, fiyat ister. Geriden üç dört, derken kırk harami gelir; “Bu buzağı kaça?” derler. Oğlan, “Baba bu buzağı değil, dana dana...” derse de “Dana mı, buzağı mı?” diyerek oğlanı dövmeye başladılar. En sonunda fiyatta uyuştular. Bundan sonra, “Oğlum, dananı al beraber gidelim, evde paranı al.” dediler.
Eve gittiler. Eve varınca, kapıdan girince dananın yuları heriflerin elinde; dananın gövdesi kapıdan girmeksizin kapıyı çevirdiler. Kapıyı çevirince dananın kuyruğu ile oğlan dışarıda kaldı. Oğlan dananın kuyruğundan tuttu. Baktılar dananın kuyruğunu bırakmıyor, dananın kuyruğunun köküne bıçak çaldılar. Oğlan arkası üstü bir kere düştüğünü bilir. Oğlan baygın, dananın kuyruğu elinde yatarken derken herif kalktı; o yanı bu yanı kapıya çaldıysa da açmadılar. Sızlayarak dananın kuyruğu elinde eve geldi. Anası, “Ne o yavrum?” dediyse; “Ne olsun ana, mesele bu türlü bu türlü.” der. “Kalk şu döşeği, yastığı sat gel; sana akıl öğreteceğim ana.” deyince; kadın gitti döşeği, yorganı sattı geldi.
— Sattın geldin mi ana? — Sattım geldim oğlum. — Yürü, sen git bu parayla bir kat güzel gelin elbisesi al.
Kadın gitti, bir kat gelin elbisesi aldı geldi. Gelin elbisesi gelince oğlan gitti, o günün hükmünde beş on kuruşluk iğne, mıh (çivi) getirdi. Bu iğne mıhını dananın kuyruğuna çaktı, her tarafını iğneledi; ele alınmayacak hâle koydu.
— Ana kalk bakalım. Beni giydir kuşat; çarşafımı başıma ver, beni pazarda sat. Oraya varınca benim elimden tut. Her kim gelir müşteri olursa parasına uyuşma. Ne zaman ki kırk haramiler gelirse; ben senin elini sıkarım, onlarla uyuş. Lakin parasını almadan bırakma.
Adam geldi, kadın uyuşmadı. Kırk haramiler gelince onlara verdi. Gelin eve vardı, akşam oldu. Güvey geldi, içeri girdi. Güvey içeri girince gelinle sevişmek istedi. O zaman gelin, “Konuşalım da sonra.” dedi. Konuşurken karşıda bir şey gördü. “O ne?” dediyse güvey, “Onu ne yapacaksın?” dedi. Gelinin nazından da geçemedi. Oradaki adam dolabıymış; adamlar oraya dizine kadar girermiş. Bunların bir dolabı varmış, kolunu çevirdin mi adam döşüne kadar içine girermiş.
Gelin dedi ki: “Hele ben buraya gireyim de kolunu bük.” Gelin girince güvey kolunu büktü. Biraz bükünce gelin: “Aman! Aman! Aman!” dedi. Güvey kıymadı; geri büktü, kucakladı geri çıkardı. “Hele sen gir de ben bükeyim.” dedi gelin.
Bu sefer güvey girdi. Gelin başladı bükmeye. Herif döşüne kadar içine girdi. O an gelin, dananın kuyruğunu çıkardı: “Bu dana mı, buzağı mı?” dedi. O zamana kadar güvey: “Aman ben ettim sen etme!” dedi. Şimdi güvey kötüleşti. “Dana mı buzağı mı?” diyerek kuyrukla gelin, güvdeye (gövdeye) vurdu. Herifin nefesi kesilinceye kadar vurdu. Şimdi herkes uykuya varınca kalktı; evde yükte hafif, pahada ağır ne varsa aldı. Sıvışıp evine gitti.
Sabah oldu; güneş doğdu, güvey çıkmadı. Kuşluk oldu, çıkmadı. “Bu nerede kaldı?” diyerek gelip kapıyı ittiler. İçeri girdiklerinde herifin dolapta olduğunu gördüler. Baktılar ki dananın kuyruğu orada duruyor. O hâlde baktılar ki herifin sesi çıkmıyor; “Dana dana...” diye inliyor. O hâlde dolabı büküp herifi çıkardılar. “Biz gelinden haber alalım.” dediler.
Gelin eve vardı. “Ana bu olmaz, bana erkek elbisesi al.” dedi. Bir erkek elbisesi aldı giydi. Elini bir çanta aldı, çantanın içine cıncık (cam) kırığı koydu. Çantayı aldı, doğru çıktı mahalleye; “Doktorum, dertlilere derman!” diye çağırdı.
Kapıdan çıktılar: “Doktor bey, hastamız var gel bak.” dediler. İçeri girer girmez hastayı görür görmez: “Durmayın, derhal araba getirin; olacağı kalmamış, hamama götürelim.” dedi. Üç kişi beraber aldılar, hamama geldiler. Hamama gelince hamamda kimse kalmadı. Öbür üç kişiye: “Siz dışarıda durun, ben bunu tedavi yapayım.” dedi. İçeri girdi, şimdi bunu çıplattı. Eline keçeden torba dikmiş; pençeyle cam kırığını aldı, herifin gövdesine sürdü; parça parça etti. Herif bayıldıktan sonra dışarı çıktı. Onlara: “Siz durmayın soyunun, o rahat oldu.” dedi. Üçü birden soyunup içeri girer girmez bu onların elbisesini aldı, kaçtı. Herifler içeri girdi ki hasta ölüyor. O zaman bildiler ki bu dananın sahibi. Kapıya seğirttiler ki herifi tutup parçalayalar. Kapıya çıktılar ki elbiseler de yok, herif de yok. Cıscıplak orada kaldılar.
Adam eve vardı, elbiseyi çıkardı. Bir fakir elbisesi giydi, başına bir çökelek derisi koydu. Bir tabla kahke (Gaziantep'e özgü bir çörek) aldı. Başladı hamamın kapısında “Kahkeler!” diye bağırmaya. Bunlar kahkecinin sesini duydular, bunu çağırdılar: “Arkadaş bizim başımıza kaza geldi. Sen durma, ne kazanırsan biz sana kazancını veririz; sen git bize evimizden elbise getir.” dediler. Tablayı bıraktı, evlerine gitti. Elbiseleri aldı, doğru anasının yanına vardı: “Al ana şunlara da mukayyet ol.” dedi. Üç beş gün sonra daha dananın kuyruğunun kopmasını unutmuyor.
Bir gün baktı ki kırk haramiler sahranın (mesire yerinin) yolunu tutmuş gidiyor. Kalktı bir topal eşek aldı. Biraz elma, biraz portakal, biraz rakı aldı; bir sandığa doldurdu. Bunların arkasından gitti. Baktı ki bunlar oturmuş içki içiyorlar. Bunu görüp çağırdılar: “Çerçi ne satıyorsun?” Bu dedi ki: “Bir şeyim yok; rakı, şarap, portakal filan var.” Bunlar çerçiyi çağırdılar. O dedi ki: “Beni eğlemeyin köye gideceğim.” Onlar da “Satıcı değil misin, burada sat!” dediler. Bunlarla oturdu. Rakıyı, şarabı doldurdu doldurdu bunlara verdi. “Sen de iç.” dedilerse de “Benim ciğerimde leke var.” dedi. Bunların hepsini sarhoş etti. Rakı bittikten sonra kalktı; derhal kolunu çemledi (sıvadı), cebinde ustura vardı, onu çıkardı. Kiminin sakalının bir yanını, kiminin bıyığının bir yanını yolmaya (tıraş etmeye) başladı. Neleri varsa topladı, oradan geri eve geldi: “Şunları sakla ana.” dedi.
Bunlar ikindi vakti ayıldılar ki o ona gülüyor, öbürü berikine gülüyor. Bunlar akşama kadar eve gelemediler. Eve geldiler, arayı arayı adamı buldular. “Aman!” dediler, araya minnetçi (aracı) düşürdüler, barıştılar.