“Bir Öğretmenle Konuştuklarım”dan

Çocuk ve Güdümlü Oyun (*)

Yazan: Bürhan Sıtkı ÇELTİK

Yemekten sonra her zamanki saatinde dersini hazırlamaya oturan oğlumu, bu akşam kitapları, defterleri yerine önüne birtakım boş kâğıtlar koymuş, kurşun kalemini parmakları arasında oynatır ve düşünür görünce dayanamadım; gazetemi bırakarak sordum:

— Ne yapıyorsun dedim, orada oturmuş öyle?

— Hiç baba, düşünüyorum.

— Düşünüyor musun, neyi? Yok mu bu akşam vazifen senin?

— Var da onu düşünüyorum, diye cevap verdi. Sonradan biraz durup yutkunarak: "Öğretmen bize bir oyun düşünüp, bir piyes yazınız dedi... Onun için."

Sesimi çıkarmadım fakat, bu cevap beni hem düşündürdü hem de ilgi uyandırmaktan geri durmadı. Öğretmen, 11-12 yaşındaki çocuklardan piyes istiyordu; yazsınlar, hem daha ders yılının başında. Evet, bir kompozisyon, bir vazife, bir şey olabilirdi; fakat piyes, tiyatro... Bu bir parça çocuğu havailiğe sürükleyeceğe ve onun yapamayacağı bir işe benzemiyor muydu?

Ertesi günü akşamüzeri işimden yavaş yavaş dönerken tesadüf karşıma oğlumun öğretmenini çıkardı. Dün gece kafamı kurcalayan soru tekrar canlandı, merakımı gidermek için bu fırsatı kaçırmamam lazımdı.

Öğretmeni, buraya yeni tayin edildiği için ilk defa bu sene ders yılı başında okul velilerinin toplantısında tanımıştım. Genç, enerjik, güzel konuşan, temiz giyinen, iyi hareket eden ve okuttuğu çocuklarına güven, saygı ve sevgi sağlayan bir insan. Herhalde beni cevapsız bırakmayacaktı.

Kendisine yaklaştım, selamladım, biraz konuşmak için vakti olup olmadığını sordum, memnuniyetle görüşeceğini söyledi. Yürüdük, Halkevi'nin küçük salonunda birer koltuğa oturduğumuz zaman öğretmenin sorgulu gözlerle bana baktığını gördüm.

— Sizi yolunuzdan alıkoydum, fakat bir merakım var da?.. — Buyurun sizi dinliyorum, diyerek koltuğa bir parça daha yerleşti. — Dün akşam oğlumu ders çalışma saatinde önünde bir sürü boş kâğıtlarla elinde kalem oturur görünce merak ettim, sordum ne yapıyorsun diye? "Piyes yazmaya uğraşıyorum, vazife verdi de öğretmen" diye cevap verdi.

Öğretmen bir parça gülümseyerek:

— Ha!.. Evet kendilerinden bir küçük vak’a tasarlayarak bir piyes yazmalarını istedim. Bunun için mi merak ettiniz, yoksa çocuk boşuna vakit geçiriyor diye mi?

— Hayır, yani çocuk daha bu sene beşinci sınıfı geçti de sanki böyle bir şey yapabilir mi, yahut yapsa da ne faydası olur? Çocuğu biraz...

— (Sözümü keserek) Diğer derslerinden alıkoymaz mı? Siz işi bir parça hayalinizde büyütmüşsünüz; piyes deyince daha sene başında müsamerelerle uğraşmak, oyunlar yapıp dersleri ihmal gibi şeyler düşünüyorsunuz. Bir şey sorayım size; şayet ben çocuklara ödev olarak "Bir olay tasarlayıp bir piyes yazmaya gayret edin" diyeceğim yerde "Mevsimlere dair, güneş hakkında, falan veya filan konuda bir yazı yazın" deseydim yine merak edip beni görmek isteyecek miydiniz?

— Fakat şey...

— Tabii hayır değil mi? Anlıyorum, burada sizi meraka düşüren hatta bir parçada meraka değil de endişeye düşüren (Piyes, Tiyatro, Oyun) gibi kelimeler. Halbuki çocuğunuz her gün etrafınızda tiyatro oynuyor, oyunlar yapıyor ve bunlar sizi hiç endişeye düşürmüyor. Çünkü çocuğun kendisinde bu taklit kabiliyeti ve oyun ihtiyacı mevcut; oğlunuz sinemayı seviyor mu?

— Seviyor.

— Daha ziyade hangi filmleri seyretmeyi sever?

— Hareketli filmleri, bilhassa kovboyları.

— Gördünüz mü, çocuk hareketli şeyleri seviyor. Zira çocukta hareket daimî bir ihtiyaçtır, sinemada yalnız seyirle kalmıyor oradan çıktıktan sonra onları arkadaşlarıyla birleşip taklit ediyor ve kovboyluk oynuyor. İşte benim de piyes yazdırmakla ve daha sonraları yaptırmayı tasarladığım işlerle amacım çocuktaki bu oyun ve hareket ihtiyacını başıboş bırakmayıp güdümlü bir oyun sistemiyle faydalı bir hale koymaktır. Zira kovboy filmlerini seyreden çocuk yalnız hareketleriyle onları taklide yeltenmiyor, aynı zamanda konuşma tarzlarını ve bilhassa seslenişlerini de benimsiyor. Bu yüzden de dilimize kötü bir aksan yerleştiriyorlar. İtiyat haline gelen bu vaziyet birbirlerine seslenişlerinde ve konuşuşlarında kendini gösteriyor, peki sorarım size bu sizi endişeye düşürmüyor mu?

Onun için müsaade buyurun da size bu piyes yazdırmakla ne düşündüğümü ve ne yapmak istediğimi anlatayım, yalnız bunu anlatabilmek için sözlerimi başlangıçta biraz geniş tutacağım sizi sıkmış olmayayım?

— Bilakis, çocuğumun iyi yetişmesini istediğim ve sizde de bu alâkayı gördüğüm için fikirlerinizi iyice kavramaya ve sizin mektepte yaptığınız işleri evde bütünlemeye gayret edeceğim. Onun için sizi ilgiyle dinliyorum.

— İnsan ve hayvanda psikolojik hayat her şeyden evvel fiil ve harekete yönelmiştir. Çocuk doğduğu andan itibaren harekete başlar fakat kendisindeki kuvvet, uzviyetini idame için sarf edeceği enerjinin tüketemeyeceği kadar fazladır; işte bu enerjinin sarfı oyun şeklinde tecelli eder.

Bazı çocuklarda oyun bir hareket ve hülya halitasıdır. Oynayan çocuk kendisine muhayyel bir alem yaratır, fakat o çok zaman bu alemi yarattığının farkında bile değildir. İstediği gibi yaratıkları ve eşyayı değiştirir, bir süpürge sapı bakarsınız çocuğun altında bir ata inkılâp etmiştir. Onu koşturur, yem verir, sular; velhasıl dış alemden aldığı izlenimleri kendine göre düzenleyip ortaya koyar; bu itibarla çocuk sürrealist bir tuluatçıdır.

Çocuk kuru hakikatlerden hoşlanmaz, hatta bunların idraki kendisini yorar, çocuk hayata girmiş olmakla beraber henüz hayal aleminde yaşamaktadır. Olaylar renkli adeselerden geçerek şuuruna akseder, renkli idrakler uyandırır. Hep güzele ve renkliyedir çocuğun meyli; o her şeye kendince bir sembol bulur. Melek ve peri onda güzelin ve iyinin remzidir. Sorarım size çocuğunuz daha küçükken fazla yaramazlık yapınca onu susması veya oturması için korkutur muydunuz? — Tabii korkuturduk.

— Ne ile mesela?

— Mesela, çirkin, korkunç bir adam; yahut da cadılar geliyor derdik...

— Hah!... Tamam gördünüz mü, çirkin bir şey, cadı, şeytan. İşte çocukta çirkinlik, kötülük de cadı, şeytan, ifrit halinde tecelli eder. Çocuk, güzeli, çirkini, iyiyi, kötüyü bu suretle birtakım sembollerle ifade eder ve bunun içindir ki çocuğun masallarında, oyunlarında bunlar yer alır.

(Arkası gelecek sayıda)

([1]) Burada doğrudan doğruya "Çocuk ve tiyatro" deyimini kullanmadım zira çocuğun yapacağı iş reel manadaki tiyatrodan daha yaygın ve geniş bir anlamdadır. Ondan ötürü "Çocuk ve güdümlü oyun" deyimini kullanmayı amacımı anlatmak için daha uygun buldum.