(Sayfa 167’den devam)
"...etmemiş. Sen böyle de!" deyince komutan bunu bir odaya hapis etmiş. Akşam olmuş, avradın kocası gelmiş ki evde avrat yok. "Nereye gitti?" diye sormuş. Onlar da "Birkaç asker geldi, ilettiler," demiş. Herif yandım Allah’a düşmüş. Uşaklarını yanına alıp yola koyulmuş. "Şu dağ senin, şu dağ benim," diyerek giderken karşılarına bir su çıkmış. Suyu geçerken oğlunun biri suya yuvalanmış, su oğlanı götürmüş. "Aman avradım, aman oğlum!" deyip yola düşmüş. Yolda öte oğlunu da kurt kapmış. "Aman uşaklarım, aman avradım!" diye diye bir şehre gelmiş, yorulmuş, bir yere oturmuş. O gelip azıcık ekmek vermiş, öteki gelip azıcık bir şey vermiş, herifin karnı doymuş.
Bir de bakmış ki şehirde bir karışıklık var. "Bu ne?" diye danışmış. "Padişah milletin reyini istiyor," demişler. O da "Bari ben de yazayım," diye eline azıcık kâğıt, azıcık kömür parçası almış. Şöyle yazmış: "Emir emir, hüküm diler öldürürsün, diler yürütürsün; sen daha iyi bilirsin," diye yazmış. Onların attığı yere kendi de atmış. Padişah kâğıtlara bakarken bunun kâğıdı hoşuna gitmiş. Askerlerine söylemiş, dellal çağırtmış, bu adamı buldurmuş. Padişah bunu yedirmiş, içirmiş, çimdirmiş, yanına oturtmuş. "Sen bir hüküm verilirken bana akıl ver," demiş.
Bir gün bir dava geliyor; bir çoban dağda koyun yayarken bir kurt geliyor, bir çocuğu iletiyor. Çoban bunu görüyor, bu çocuğu kurtarıyor. Öte suya giden çocuğu da balıkçılar kurtarıyor. Uşaklar babalarına küsüyorlar, başlarını alıp gidiyorlar. Yolda karşılaşıyorlar; "Nereye gidersin, nereden gelirsin?" derken birbirleriyle kardeş olduklarını anlıyorlar, birbirinin boynuna sarılıyorlar. Sonra bir yerde bir subayın oturduğunu duyuyorlar, orada bir ekmek parası kazanıyorlar. Yüzbaşı da "Bu odaya odun doldurun," deyince onlar odunu kırıyorlar, odaya dolduruyorlar. "Öte odada ne var?" diye merak ediyorlar, öte odaya da bakıyorlar. Bakıyorlar ki bir karı... "Sen burada ne geziyorsun?" diyorlar. O da başından geçenleri anlatıyor; onlar "Aman bu bizim anamızmış!" deyip boynuna sarılıyorlar.
Tam bu sırada komutan geliyor, bunları görüyor. "Siz ırz düşmanısınız!" deyip bunları padişaha şikâyet ediyor. Hepsi birden padişahın yanına çıkıyorlar. Başlarından geçenleri padişaha anlattılar. Padişahın yanında bulunan babaları; bunların kendi oğulları, ötekinin de ayalı olduğunu anlıyor; boyun boyuna sarılıyorlar. Komutanın haksız olduğu meydana çıkıyor, zindana atıyorlar. Padişah bunlara eski beylerbeyliğini veriyor. Avrat, uşak hepice birden yiyorlar, içiyorlar, hoşça muradına eriyorlar.
Not: Bu masalı 40 yıldan beri bilen, isminin açıklanmasını istemeyen bir Gaziantepliden Ünal Taycan derlemiştir.