İktisadî bünyesi çürük olan milletlerin artık yaşayamadığı, iki kere iki dört eder gibi açık bir gerçektir. Tarihte yalnız kılıca güvenen nice nice uluslar görülüyor ki, zahirde hâkim fakat hakikatte mahkûm olmuşlardır. Saban, yumruğa her zaman, her yerde galebe çalmıştır. Dünyayı tutuşturan harplerin önemli sebeplerinden birisi de hiç şüphe yok ki iktisadî olanıdır. Bugüne kadar çokça işittiğimiz nüfuz mıntıkası, hayat sahası, genişleme arzusu gibi ve daha bunlara benzer tabirler, harbin maskelenmiş birer sebepleridir. Hepsi iktisadîdir; hepsinin de tek kelime ile ifadesi “Yaşama Kavgası”dır.
Atatürk, düşmanı Akdeniz'e döktükten sonra bir seri inkılaplara girişti. Bunlardan biri de israfa karşı açtığı savaştır. O, bize yalnız dış hasmımızı değil, iç düşmanlarımın da kimler ve neler olduğunu gösterdi. Yaralarımızı teşhis ve tedavi etmeye çalıştı. Yaşatıcı maddeden mahrum kalan bir cemiyetin yaşamak hakkına sahip olamayacağını açıkladı.
Bazılarınca Tasarruf Haftası yapmak, artırmayı teşvik etmek artık modası geçmiş, lüzumsuz bir gayrettir. Çünkü İkinci Dünya Harbi zaten israfa mani olmuştur. Savrulacak bir şey kalmamıştır. Elde, avuçta ne varsa ancak yeter derecededir. Fazla bir şey yok ki bundan geriye atmayı düşünelim..
Kiler usulünü kuran, kömürün irisini daima geleceğe saklamayı tavsiye eden atalarımız böyle düşünmemişler. “Ak akça kara gün içindir.” demişler. Belki bugün, eski tabirle: “kut-ı lâyemut, yenisiyle “kıt kanaat” geçiniyoruz. Fakat geleceğin nasıl olacağını, neler getireceğini biliyor muyuz? Ya yarınımız bugünden daha fena olursa... O zaman halimiz ne olur?... İstikbale emin nazarlarla bakabilmek için arkamızda kuvvetli bir dayanağımız bulunmalıdır.
Korkulu yolculuğa çıkan iki kişi tasavvur edelim: Bunlardan birisi her ihtimali düşünmüş, kendisini müdafaa edecek bütün tedbirleri almış olsun. Hiçbir ihtimali hesaba katmayan, tedbirde kusur eden İkincisinden daha iyi hareket etmiş olmaz mı? Bugün elinde bulunanın, pek cüz’i de olsa bir kısmını arkasına atan kimse, yarın daha rahat edecektir. Kazanmak hüner değil, kazançtan arttırmak hünerdir. Şurası belli bir hakikattir ki bu yeryüzünde herkes az çok kazanç sahibidir; hayatta muvaffak olanlar ise yalnız paralarını iyi bir şekilde kullanabilenlerdir.
Bazı kimselerde yapılan işi küçümsemekte ve “Kedi ne ki, budu ne ola?” veyahut “Senede bir haftalık tasarrufla ne yapılabilir? Bir gülIe bahar mı gelir? demektedirler. Bir beşinci kol veya bir bozguncu fikri olduğu meydandadır. Şöyle bir hesap yapalım: 20 Milyon Türk, günde 1 kuruş biriktirse 20 milyon kuruş yapar. Hafta sonunda bu miktar ise 1 milyon 400 bin Türk lirasını bulur. Ayda, yılda mühim bir yekûn tutacağı şüphesizdir. Bir gülle bahar gelmiş sayılmaz ama bu bir gül, baharın müjdecisidir. Başlangıçta biriktirilen kuruşlar belki küçük şeylerdir; fakat ileride bunlar büyüyeceklerdir. Millî servetin müjdecisi olacaklardır. Atalarımız boşuna mı:
"Damla damla göl olur,
Damlacıktan sel olur." demişler.
Bir gün bu konu üzerinde kendisiyle konuştuğum bir arkadaşım, bana arttırmanın faydasını halk mantıkî ile izah eden şu anısını anlatmıştı: “Dedem, bana derdi ki: Oğlum, en ufak paranın bile kıymetini bil. Buradan Narlı’ya kadar yürüsen yerde bir kuruş bulamazsın. Eline geçen nimeti savunma, bugünden yarını düşün."
İkinci Dünya Harbi biteli uzun bir zaman oldu. Sulha henüz kavuşamadık. Avrupa, açlıkla pençeleşiyor. Bu harbin büyük galiplerinden İngiltere iktisadî buhranlar içinde çırpınıyor. Cihanın nasıl bir geleceğe aday bulunduğunu kimse kestiremez. Bu şartlar içinde durumumuzu kuvvetlendirmek, yarını bugünden daha çok düşünmek zorundayız. Aksi takdirde çalışkan karınca karşısındaki ağustos böceğine benzeriz.
Bu yıl da idrak ettiğimiz Tasarruf Haftası, bizim için yalnız bir ideal değildir. Ulusu kalkındırmak için Ata tarafından açılan nurlu bir yol olmak bakımından aynı zamanda kutsal bir semboldür de arttırmaya çalışalım.
Damla damla göl olur,
damlacıktan sel olur.
Bu günden yarını düşün.
Yerli malı ye, yerli malı giy.
Mahkeme-i Şer'iyye sicillerinden iktibaslar
Defter: 1
Sayfa:18
Fıkra:1
Vech-î takrire hurûf oldur ki nefsi Ayıntab meyhanesin alâ vechi'l-iştirak Şarapdar ve Habip meyhaneyi mahbemâh iki bin iki yüz Osmanî akçe kıst vermesine mültezim olup ahadühümâ dahi mâle kefil oldukları sebepten sebt-i sicil oludu.
19 Safer 948 (1531)