Zeman zeman içinde, halbur saman içinde, deve dellâllık ediyken, eşşek hamallık ediyken, sıçan habbaba binmiş şıhır mıhır berberlik ediyken; bir varmış, bir yokmuş, Allah’ın gulu çokmuş.
Bir padişahın ay kimi güzel bir gizi varmış. Bu gız has bakcanın ortasında altın bir köşgün içinde otururmuş. Sol yanına döner kergâh işlermiş, sağ yanına döner Kur'an ohurmuş. Bir zeman Cuma günleri guşluk vahdı kuş tagasına bir yeşil gurba gelmiş: “Ey padişahın gizi! Bön sürersin sefayı, sabah çekersin cefayı,” der gedermiş.
Gız buna marak etmiye başlamış. Günden güne saralıp solmuş. En sonunda yatağa düşmüş. Sultan Hanım gızın bu halini görmüş: “Gızım nen var? Senin mağrıptan meşrığa gadek bütün memleketlere hükmeden bir padişahın gızı neye merak eder?” diye danışmış. Gız da: “Aman ana, ben marak etmeym de kim merak etsin? Cuma günü sabahleyin gelirsin, niye beyle oldomu anarsın,” demiş.
Cuma günü sabahleyin padişahnan Sultan Hanım gızlarının evine gelmişler, yeşil gurbanın dediğini duymuşlar, onnar da telâşa düşmüşler. Padişah bu derde belki bir derman bulurum dey böyük vezire danışmış, olmamış; ortancıl vezire danışmış, olmamış. En sona güççük vezire danışmış. O da: “Padişahım, gızın, sen, Sultan Hanım gezmiye çıharsaz gız derdini unutur,” demiş.
Padişah atları hazırlatmış, her biri bir köheylân ata binmiş, yannarına bir heybe altın almışlar, memleket memleket gezmiye başlamışlar. Az getmişler, uz getmişler, dere depe düz getmişler, en sona bir gün yukardan bir pırıltı görmüşler. Çok susazmışlar, su bulduk dey atlarının başını o yüze çevirmişler. Getmişler, bakmışlar kine su sandıkları yer, bir gümüşden galeymiş. Üçü de attan enmiş. Padişah galanın gapısını yitmiş, açamamış; Sultan Hanım yitmiş, açamamış; gapıyı gız yitdiği kimi açılmış. Gız hemen içeri çekilmiş, arhasından da gapı hemen tekrar gapanmış. Padişahnan Sultan Hanım gapıyı nader yiddilerse açamamışlar. Gız içerden ağlamaya başlamış. En sona padişahnan Sultan Hanım gızlarıynan helâllaşmışlar, gızlarını Allah’a emanet etmişler, emmim, atlarına binmişler, sayışmışlar, getmişler.
Gız neçe bir vahit ağlamış, sızlamış. Nişlesin? Kakmış, envey türlü cennet meyvası olan bir bakçadan geçmiş. Bir basamakdan çıkmış. Bir de ne görsün? Bir böyük gapı üstünde gırk dene dil asılı. Gapıları açmış: Kimi evde altın, kimi evde gümüş, kiminde de göz görmedik yiyecek, geyecek doluymuş. Gırhıncı gapıyı açmış kine ne görsün? Bir yiğit yatıy kine; "Ye doğan aya, sen doğma, ben doğuyum," dey. Gözler görmedik aslannar kimi bir yiğit. Mersem bu oğlan uyuz uyhusuna yatmış. Gız gendini gördö kimi bir candan bir cana aşık olur. Gırk gün başının ucundan ayrılmaz. Sineni kişiler. Dört geçeyi arıdır.
Bir gün galanın urgundan bir kervan geçiyken gız bezirganbaşıyı çarmış. “Ey bezirganbaşı, bir Arap yumman mı var, yosa bir gara haleygın mı var? Hasını verirsen ver, sana onun ağırlınca altın vereyim,” demiş. Bezirgânbaşı gendine bir gara haleyk vermiş. Gız haleygı olanın yattığı odaya eletmiş. Başından geçenneri hakiye etmiş. “Sen şurda dur, şunun sineni kişile de ben şu bakceyi bir gezeyim geliyim,” demiş. Bakçıya enmiş.
Biz haleyga gelek: Gız geddikden sona olanın vahdı temam olmuş, uyhusundan uyanmış. Baş ucunda haleygı gördö kimi: “İns misin, cins misin, sen burda ne areyn?” der. Haleyk da: “Ne isim, ne cisim, senin kimi bir adamım. İşde beyle gırk gündür başıyın ucunda oturuym, sineni kişileym, evi barhı arıdıym,” dedey kimi olannan sarmaş dolaş olurlar. Bunnar bu haldeyken gız gelir, onnarı bu halde gördö kimi hemen yüzünü gözünü örter. Artı herif gendine namahrem olur. Oğlan haleyga "Bu kim?" dedey kimi haleyk, “Hizmetçim,” der. Gızın azı dili dutulur. Bundan sona olannan haleyk arvat gişi olurlar. Gız da onnarın işini dutar.
Gel zaman get zamandayken haleygın birkaç dene uşağı olur. Bir gün oğlan Antep’e gediciymiş. Uşakları, avradı gendinden öteberi isterler. Gız hiç seslenmez. Oğlan ona da danışır: “Bacım, ne isdeysen söyle de sana da alayım.” Dede uçun gız bir galemtıraş, bir sabır daşı, bir de bilbil gadehi isder. Oğlan Antep’de addardan bunnarı alıyken addar: “Gardaşım, bunu kime alıysan onu yalız goma,” der.
Neyse oğlan galıya gelde kimi herkesin istedeni verir amma gızı bundan sona her dayım kişifler. Gız bir gün bakcıya ener. Oğlan da bir gül ağacının ardına saklanır. Şimdi gız sabır taşıynan bilbil gadehini önüne gor. Sona başından geçenleri onlara anlatır. Gız haneni bitirdeyi kimi sabır taşı çatlar, gadahda de su gaynar. O vahıt gız eline galemtıraşı alır: “Ya, benim derdime siz bile dayanamadız da ben nasıl dayanırım?” deyerekden gendi gendini vurucuyken oğlan hemene ulaşır, elinden galemtıraşı alır.
Gızı yoharı çıkarır, işi anadığı uçun esgi arvadını hemen boşar. “Gırk gatır mı istersin, gırk satır mı?” der. Avrat da gendine gırk satır çok sevdiğinin bağrına uğrasın; “Gırk gatıra binip esdiri esdiri gezemeyimiyim?” der. Oğlan da gendini çamış gatırın guyruğuna bağlar. Gatırın ardına bir yavuz gamçı vurur. Avradın her tepte bir parçası bir dağ başında gelir. Genner de galada avrat gişi olurlar. Yirler içerler, hoşça miraza geçerler. Habbesi de dinliyenlerin.
Not: Bu masal, 20 seneden beri bilen 59 yaşındaki ev kadını Ş.C.’dan, 21.04.1960 tarihinde Gaziantep Lisesi 5-Edebiyat A öğrencilerinden Aysel Nizipli tarafından tespit edilmiştir.