Ana yurttaki gür kaynaktan coşkun kollarla dünyanın dört bucağına yayılan Türk boyları, kurultaylarının yasalarına, hakanlarının buyruklarına, başbuğlarının isteklerine candan bağlandılar.

Yasayı saymayı en büyük ödev edindiler. Hakanın doğru düşündüğüne, başbuğun yurdu ve ulusu korumak için verdiği emirlere sarsılmaz bir imanla sarıldılar. En önemli yurt ve millet işlerinin yapılmasını milletin bağrından kaynayan kurultaya bıraktılar.

Sınırlarda vuruşan beyler, yabgular yurt kaygısı ile yandılar. Bu birlik ve yurt sevgisi, tarihin her devrinde büyük Türk devletlerini doğurdu.

Yasaya karşı saygının sarsıldığı, idare edenlerle millet arasındaki birlik bağlarının gevşediği gün koskoca devletler yıkıldı. Asya’ya baştan başa hâkim olan, coşkun akınlarıyla Çin setlerini aşan büyük Hun İmparatorluğu, 1323 sene bütün kudret ve azametiyle tarihe hükmetti. Devrin büyükleri arasına giren anlaşmazlık, asırların yenemediği bu koca imparatorluğu içinden yardı; devlet (M.S. 48’de) ikiye bölündü, (M.S. 93’te) darmadağın oldu.

Fakat birlik ve yasa saygısı kanlarımızı tutuşturan ilk ve öz ateştir. Kanımız damarlarımızda cereyan ettikçe millî güç ve millî birliği muhafaza etmek kudreti daima aynı şiddetle devam edecektir.

Tarihi takip edersek dağılan Türk devletlerinin yerinde ondan daha zinde devletlerin kurulduğunu görürüz. Hunların parçalanmasıyla Altay Dağları’na sığınan Türk boyları uygunsuzluğun acısı ile yandılar. İstiklâl ateşiyle tutuşarak Bumin Han’ın etrafında toplandılar; şimşek hızıyla sığınaklarından fırlayarak tarihte öz adlarıyla anılan Göktürk Devleti’ni kurdular (VI. asrın ortalarında). Şark Göktürkleri Devleti’nin Çinliler tarafından münkariz edildikten sonraki mahkûmiyet devresini, o zamanki Türk aristokrasisinin halk kütlesine hıyanetini; sonra Kutluk Devleti’nin nasıl yeniden kurulduğunu (Kül Tigin – 731 ve Bilge Han – 734) kitabeler hikâye etmektedir.

Türklerin yurt ve millet işlerinde daima tek bir fikir etrafında toplandıklarını göstermek için hadiseleri sıralamaya maddî imkân yoktur. Bu hadiseler o kadar çoktur ki tarih bile her sahifesini doldurduğu hâlde yer bulamıyor.

Salon mevkiinde Attila’nın yenilmesi, verilen emirlerin yerine getirilmemesindedir. Yıldırım’ın Çubuk Ovası’ndaki mağlubiyeti gene böyledir. Viyana surlarını zorlayan pazuların sonsuz enerjisi, şahsî ihtiras ve millî birliğin bir noktada toplanmaması yüzünden boşa aktı.

Her tehlike karşısında tek bir fikir etrafında toplanan Türk milleti, milletçe yükselmenin millî birlikle kabil olacağını bütün dünyaya gösterdi. (Türk milleti devlet kurmak, vatan korumak kudretinde; kendi cevherindeki kıymet ve faziletlere istinat eden yapıcı ve yaratıcı bir millettir.)

Türk Cumhuriyeti, millî dava peşinde kaynaşmış on sekiz milyonun kalbi ve kafasıdır. Bu millî birliğin temeli, milletin içinde kaynayan ateşte eridi. Erzurum’da, Sivas’ta çelikleşti. Büyük Millet Meclisi bu çelik kale üzerine kuruldu. (Milletin en feyizli hazinesi Büyük Millet Meclisi’dir.)

(Türk milleti her türlü nifak tesirlerinden uzak ve tam bir birlik ve beraberlik hayatı içinde kendini göstermektedir.)

Evet, müsterih ol büyük milletim; hiçbir zaman bu birlik sarsılmayacaktır.

Yazan: Kazım GÜNAY