Zıddiyetler bir noktada yumuşatılmadıkça bu vasıflarını devam ettirirler. (Yabancı hayranlığı) dediğimiz sosyal psikolojik bir yöneliş ile buna karşı (milli şahsiyet) fikrinin çarpışması, bu iki görüşün bir noktada telif etmesiyle yumuş
Bugün Türkiye’de milliyetçi ve muhafazakâr fikirler garp esprisi mevzuunda zahiren tezat içinde gibidirler. Fakat işin aslı, sistemli milliyetçilik ve muhafazakârlık görüşüne tamamen uymakta ve ortada tezat görülmemektedir. Misal verelim: Bir milliyetçi ve muhafazakâr Türk, komünizmin mutlak surette karşısındadır ve onun ezeli, ebedi düşmanıdır. Yine aynı şahsın milli duygularına verdiği üstünlük sebebi ile ideolojik kalıptan uzak bir şekilde yabancı ve
garplı hayranlığını tasvip etmediği görülür. Komünistlerin utanmadan bu tutumu istismar etmeleri aslında kendi mantıksız düşünce sistemlerinin icabıdır. Bilmek gerekir ki, komüniste düşman olmak, yabancılara ve bilhassa garba şahsiyetsiz bir dostluk göstermeyi icap ettirmez. Her Müslüman-Türk, sistem olarak garp demokrasisini, hür dünya ideolojisini, sulh ve sükûn prensibini kabul etmiştir. Fakat o, Türklük ruhuna en uygun gelen insanlık ideali hayata (Demokrasi) ile ulaşacağına inanmaktadır. Bu inanç onun milliyetçiliğine ve muhafazakârlığına garanti olmuştur. Sosyal hayatında millî âdet ve ananelerine uyması kadar tabii bir şey olamaz. Kendi telâkkilerine uymayan, uymaması sosyolojik bir gerçeğe dayanan, garp kaynaklı dejenere ahlak veya yaşayış tarzını kabul etmemesi ayrı şey; garp demokrasisine, batı blokuna, ilmi ve teknolojik buluşlara, rasyonel prensiplere bağlanması ise yine ayrı bir keyfiyettir. Garplıl ığı şekli olarak kabul etmiş kişiler, Atom Çağı’nda Orta Çağ skolastisizmine çok benzeyen bir garp taassubu içinde olduklarını idrak edemiyorlar. Millî şahsiyet; millete ait olan bütün maddî ve moral kuvvetlerden örülmüş bir bütündür ve insan şahsiyeti gibi mücerret ahlaki bir kıymet hükmüdür. Demokrasi ne kadar da milletlere gelişme ve milli kıymetlerini değerlendirme imkânı vermiştir. Bu cümleden olarak şunu kaydedelim ki, bizim birçok müesseselerimiz garpla mukayese edilemeyecek kadar ileridir, onlardan çok üstündür. İşte bunu söylemek (Millî şahsiyet)’e inanmak demektir. Aksi aşağılık kompleksi duymaktır. Aksi başkalarına uymaktır. Sonu ruhsuz bir kitle olarak kalmaktır.
Bana bütün duygu ve düşüncelerin yükseldiği, mücerretleştiği bu asırda garbı
Biz katar yürümesin demiyoruz. Otuz vagonu çekecek güçte dev lokomotifleri takın ki katar yürüsün diyoruz. Fizik ve matematik ilimler kadar kat’î olan bu sosyolojik gerçek nasıl inkâr edilebilir?
27 Temmuz 1964, Ankara