Selam sana.
Aziz yurdumun yiğitler yatağı... Asil sinesinden ünlü bilginler yetiştiren ve bugün de Türk çalışkanlığının sembolü olan, Türk iktisat hayatında muazzam hamleler yapan ve iktisadî bünyemizin temel direklerinden sayılan kalkınmış komşum.
Selam sana.
Seni ilk ziyaretim 1926, ikinci ziyaretim de 1933 yıllarına rastlar. Bu iki ziyaretimde de seni yakından gördüm, tanıdım ve cevherini anlamış oldum. Güzel camilerinde namaz kıldım. Eğlence yerlerinde eğlendim. İrfan yuvalarını gezdim. Kurulmaya başlayan sınaî tesislerini, iş yerlerini dolaştım. O zamanlar bile seni kalbime yerleştirerek senden ayrılmıştım.
Aradan uzun, upuzun seneler geçip gitti. Seni unutamamıştım. Seni görememiştim bir daha. Komşu idik; iki hasretli komşu. Seni uzun yıllar görememiştim. Hasretini çekiyordum ama her şeyini de duyuyor, seviniyor ve övünüyordum seninle. Bugün sana üçüncü defa kavuşmanın mutluluğu içindeyim ve seni doya doya görüyorum.
Burada bir gerçeğe dokunmadan geçemeyeceğim benim güzel şehrim. Bu gerçek de bir itiraftır: Sana kavuşunca adeta şaşırmıştım. Gerçek ve itirafım bu işte... Çünkü seni tanıyamamıştım. Nerede benim muhayyelemdeki Gaziantep? Nerede bugünkü kalkınmış muazzam şehir?
33 yılda bu kadar değişiklik, bu inkişaf ancak ve ancak MUCİZE kelimesiyle ifade edilebilir. Bu mucize de dürüstlük, yurtseverlik ve çalışkan evlatlarının eseri. Övün bu asil evlatlarınla güzel yurt! Sen böyle evlatlar yetiştirmek gibi bir bahtiyarlığa mâlik olduktan sonra daha çok kalkınacak, daha çok inkişaf edeceksin. Bu senin hakkın.
Bugün Adana’mız, Diyarbakır’ımız, Bursa’mız ve Eskişehir’imiz seviyesindesin ama yarınların çok ümitli. Bir Ankara, bir İzmir olabilirsin.
İşte geldim gidiyorum. Şen olasın Gazi şehrim!
(Haber)