Şehadetinin Yirmi Üçüncü Yıl dönümü Münasebetiyle

-Geçen Sayıdan devam-

28 Mart 1920, hafif sisli güzel bir bahar sabahı, gün yeri ağarıyor. Yakın tepeler rüzgârla dalgalanan sisler arasında belli belirsiz görünmeye başlıyor. Dokurcum değirmeninin önündeyiz. Değirmende cephane ve erzak çuvalları, beygirler var.

Şahin Bey, 25 Mart'ta Kilis'ten çıkan ve üç gündür kuvvetlerinin çetin müdafaasıyla karşılaşan düşmanı, Dokurcum cenup, Elmalı şimal sırtları hattından tutmak için son emirlerini veriyor. Antep ve çevre köylerden tazelenen millî kuvvetler evvelden hazırlanan siperlere geceden yerleşmiş, Bostarcık Şarkır'da çadırlı ordugâhta geceleyen düşmanın hareketini bekliyor.

Saat sabahın beşi... Düşman topları ulumaya ve bulunduğumuz sırtları hallaç pamuğu gibi atmaya başladı. Top ateşi gittikçe şiddetini artırıyor; düşman piyadesi bu ateş himayesinde ilerlemeye çalışıyor. Düşman ateşimizin tesir sahasına girince bizimkiler de ateş savaş kızışıyor, sağlı, sollu bütün cepheye yayılıyor.

Şahin Bey en ileride çetelerle yan yana dövüşüyor, siz ve hareketleriyle onlara cesaret ve fedakârlık aşılıyor, üç günlük çarpışmanın yorgunlukları uykusuzluğun verdiği bitkinlik, onun yüksek vazife hisleri, şeref ve kahramanlık duyguları önünde silinmiş. O, bir gün evvel akşamın alaca karanlığında, çiseleyen bir yağmur altında değirmenin önünde toplanan ve düşmanın Antep'e sokulmaması hakkındaki halkın dileğini getiren şehrin ileri gelenlerine karşı verdiği sözü düşünüyordu: “Düşman, arabaları cesetini çiğnemeden Antep'e giremeyecekti.” Fakat ne ile?.. Tek tüfekle silahlanmış, cephanesi sayılı birkaç yüz mücahitle mi? Karşısında topçusu, süvarisi, hafif ve ağır makineli tüfekleriyle dört taburluk muntazam bir düşman kuvveti vardı.

Bütün bu ağır şartlara rağmen o arslanlar gibi savaşıyor, bu savaşın ya zafer veya ölümle bitmesine karar vermiş bulunuyordu. Düşmanı ya geri döndürecek, hiç olmazsa arkadan gelmesi beklenen imdat kuvvetleri yetişinceye kadar bir gün oyalayacaktı. Ne çare ki bu ümit çabucak kırıldı. Şiddetli topçu ateşi altında çok zayiat veren sol gerimizde, Elmalı sırtlarındaki kuvvetlerimiz çözüldü. Sağ kanadımızda ricat daha önce başlamıştı. Mücadelenin bu müsaadesiz durumu karşısında Şahin için bir hedef kalıyordu. Vaziyeti düzelterek mukavemeti devam ettirmek, buna imkan bulamazsa, verdiği sözü yerine getirerek ölmek…

O da bunu yaptı; hayvanını alarak ricate başlayanları durdurmak maksadıyla değirmene doğru çekildiği zaman bütün cephe çevrilmiş etraftaki kuvvetler dağılmıştı…

Değirmenin önündeyiz..... O. bir cephane beygirine binmiş suyun sol kıyısında… ben sağ kıyıda, tam değirmenin önündeyim. Düşman üstümüzdeki tepeye çıkmış, bize ve ovaya dökülmüş, dağınık bir halde geri çekilen çetelere ateş ediyor. Değirmenden son ayrılanların yakınlarımızda vurularak düştüklerini görüyoruz Şahin bu feci durumu büyük bir teessür içinde seyrediyor ve hayvanını mahmuzlayarak bir şeyler yapmak istiyor. Fakat hayvan dört tarafına düşen kurşunlardan şaşırmış; yerinden kımıldanmıyor. Düşmanla mesafemiz çok yakın, hemen elli metre... Nerede ise, tepemize inecek, süngüsünü karnımıza sokacak, ben bağırıyorum:

— Şahin Bey, artık çekilelim; düşmana kalacağız. Onun bu sözleri duyup duymadığını bilmiyorum” fakat hayvandan atladığını soşaya doğru koştuğunu gördüm. Onu geri çekiliyor bildiğimden ben de hemen geriye doğru sıçradım… Çekilmek için daha emin gördüğüm ters istikamete, akbaba tepesine doğru koştum. Vaziyet o kadar tehlikeli, düşman o kadar yakındı ki ona tekrar bağırarak ikaz etmeye fırsat bulamadım. Bu, onu son görüşümdür.

O, mukavemet ümidinin kalmadığını görünce, büyük kararını yerine getirmiş ve hemen Almalı Köprüsü yanında mevzi alarak tek başına bu koca düşmana karşı koymuş… Leonidas’ı imrendirecek şecaat ve kahramanlıkla ölünceye kadar vuruşmuştu…

Harp bitip, düşman geçtikten sonra savaş meydanında gezenler onun iki yerinden süngülermiş cesediyle, mevzi aldığı yerin karşısında ve köprü üzerinde on sekiz düşman şapkasını buldular.

Şahin bu şan ve şeref dolu şahadetiyle bize kahramanlığın en yüksek misalini verdi. Ve Gaziantep Müdafaası'nın temelini kurdu. Ölümünün yirmi üçüncü yılında onun aziz namını hürmetle ve tazimle anarken manevi huzurunda huşû ve minnetle eğilmeyi ödenmesi lazım bir borç bilirim.

Yazan: Ali Nadi ÜNLER