(Sayı 15’ten devam)

Bu şekil, daha ziyade mikropla temas imkânı az olan ücra mıntıka ve mücerret köy sakinlerinin kalabalık mıntıkalara gidip mikropla teması neticesinde görülür. Çünkü bu şahıslar hiç mikrop almadıkları için bağışıklık kazanmamış olduklarından tüberküloza karşı çok hassastırlar; mikropla temasa gelince şiddetli bir şekilde hastalanırlar. Tüberkülozun en sık görülen şekli; daha önceden bir veya müteaddit defalar mikropla temasa gelmiş kimselerde, sonradan vücudun çeşitli sebeplerle tüberküloza karşı mukavemetinin azalıp bağışıklığın zayıflamasıyla fazla miktarda mikrobun vücuda girmesi neticesinde husule gelen şekildir. Buna sekonder enfeksiyon denir. Yani şahıs daha önce mikropla temasa gelmiştir. O zaman vücut mukavim veya alınan mikrop az olduğundan bunu atlatıp az çok bir muafiyet kazanmıştır. Sonradan türlü sebeplerle vücut mukavemeti azalınca alınan fazla miktarda mikrop ile hastalık başlamıştır. Bu şekil ekseriya yavaş ilerler ve kendini çabuk belli etmez.

Vücuda alınan basiller evvela hilus etrafındaki lenfa düğümlerinde yerleşerek bunları şişirirler. Bu durumda kalır da daha ilerilere geçmezse "hiler tüberküloz" denen şekil husule gelir. Bu bazen hafif seyreder, bazen da enfekte gangliyonlar harap olur, patlar, ufacık kavernler açılır; hava yollarıyla (bronkojen) ve lenf yollarıyla (lenfojen) intişar ederek akciğerin diğer sahalarına yayılır. Bu yerleşme daha ziyade sağ akciğerin üst lobunda olur. Zira buradaki bronş ve kan damarlarının fizyolojik çalışmasındaki özellik dolayısıyla bu sahanın kanlanması ve oksijen-karbondioksit muvazenesi normal değildir; diğer sahalara nazaran daha zayıf bir bölgedir. Buraya yerleşen basiller yavaş yavaş çoğalır, yayılır ve ufak tüberküller husule getirirler. Bunların genişlemesi ve orta kısımlarının erimesiyle kavern teşekkül eder. Bu hâlde hastalık bütün arazlarıyla kendini gösterir. Bundan sonraki vaziyet, yapılan tedaviye ve vücudun mukavemetine bağlıdır. Ya süratle gelişip akciğer nescini tamamen kaplayarak kısa zamanda öldürür veya vücut mukavemetiyle muvazeneli olarak az çok kronik bir şekle inkılap eder. Kronik olarak uzun zamandan beri seyretmekte olan bir tüberküloz, zaman zaman vücudun çeşitli sebeplerle mukavemetinin kırılmasından veya yeniden alınan mikroplardan dolayı akut bir duruma dönüp yayılmalar gösterir. Bu püsseler devam ettikçe hastalık ağırlaşır ve günün birinde ölüm vuku bulur.

Tüberkülozun klinik ve patolojik anatomik durumları göz önünde tutularak yapılmış çeşitli tasnifleri vardır. Bazıları birinci, ikinci, üçüncü devreler diye ayırır. Bazıları prodüktif (kavernli, kavernsiz) ve eksüdatif (kavernli, kavernsiz) diye bir taksim yapar. Bir kısım müellifler de gelişimi erimeye, fibroza (sertleşmeye) ve harabiyete giden tüberkülozlar diye bir tasnif kabul ederler. Esasen tüberkülozun primer, postprimer ve tersiyer diye ayrılan üç devresi mevcuttur.

Tüberkülozun muhtelif şekil ve devrelerinde gösterdiği çeşitli arazlar şunlardır: Tedrici zayıflama, hafif ateşler, gece terlemeleri, öksürük, balgam, bazen kan tükürmeler (hemoptizi), beniz solukluğu, takatsizlik, göğüs ve arka ağrıları vb. Teşhiste klinik muayene bulgularından maada radyolojik muayene ve laboratuvar muayeneleri, bilhassa kan alyuvarlarının çökme hızı (sedimantasyon) artması mühim rol oynar.

Bütün bu anlattıklarımızdan görülüyor ki bir kimsenin tüberküloza yakalanması için evvela vücutta bu hastalığa müsait bir zemin bulunması; ayrıca vücut mukavemetini kıran tütün, alkol, şeker hastalığı, bazı ağır ateşli hastalıklar, kireç-kömür tozları, gebelik, soğuk, açlık, fazla ıstırap, ruhi bozukluklar, fena ve yetersiz hayat şartları gibi sebeplerin mevcut olması ve en nihayet vücuda tüberküloz mikrobunun girmesi lazımdır. Şayet vücut tam mukavim durumda iken çok fazla mikrop alınırsa bu mukavemet ve muafiyet kırılabilir, hastalık husule gelebilir. Çok defa vücut mikropla temasa geldiği hâlde tüberküloza karşı bağışık ve mukavim durumda olduğundan hastalık olmaz; yani vücut tüberküloza karşı olan bu durumunu alerjik bir hâl olarak kabul eder. Vücut tüberküloza karşı hassas ise hipererji, az hassas ise hipoerji, hiç hassas değilse anerji durumu denir.

Tüberkülozdan korunmak için de vücudu tüberküloza götürecek sebeplerin ortadan kaldırılması icap eder. Tüberküloz, büyük insan kütlelerinin sıhhatini tehdit eden sosyal bir hastalıktır. Her şeyden önce büyük halk tabakalarınınltürünü ve yaşama seviyesini yükseltmek, umumi refahı ve iyi beslenmeyi temin etmek şarttır. Sefalet, açlık, fena beslenme, pislik, fena mesken ve giyim, ışıksız yerlerde çalışma vb. gibi şeyler tüberkülozun yerleşip yayılması için başlıca amillerdir. Başta bunlarla mücadele edip umumi yaşama seviyesi yükseltilmelidir. Bu gibi meselelerin halledildiği memleketlerde tüberkülozun çok azaldığı istatistiklerle sabittir. Bu meseleler hallediden şu veya bu vasıtalarla tüberküloz mücadelesine girişmek hiçbir netice vermez. Memleketimiz bu bakımdan maalesef çok geridir ve çok feci denilebilecek durumdadır. Geçim şartlarının ağırlığı, nüfusun ekseriyetini teşkil eden fakir halk tabakalarının üzerine bindikçe durum daha da vahimleşmekte ve tüberküloz miktarı artmaktadır. Mücadele için evvela memleketin umumi ekonomik şartları düzeltilip büyük kütleye ihtiyacı olan iyi bir giyinme, mesken, gıda ve yaşama düzeninin temin edilmesi şarttır.

Tüberküloz mücadelesinde ikinci olarak mikrop kaynaklarının temizlenip sirayetin önlenmesi gelir. Bunun için evvela başlıca mikrop kaynağı olan hastaların; hastane, prevantoryum ve sanatoryumlarda tedavi altına alınarak hem onların iyileşmesine yardım edilmeli hem de tecrit edilerek sağlamlara mikrop bulaşması önlenmelidir. Bu durum da bizde henüz tam halledilememiştir. Mevcut tedavi müesseseleri ihtiyacın pek az bir kısmına cevap verebildiklerinden belki yüzlerce hasta tedavisiz ve perişan bir hâlde, ortaya devamlı basil saçarak dolaşmaktadır. Bir tüberküloz hastaı iyi bir tecrit ve bakımla evinde de tedavi edilebilir. Ama çok defa bilgisizlik, parasızlık, bakımsızlık ve lüzumlu ilaçların kafi miktarda bulunmaması bu imkânı da ortadan kaldırmaktadır. Mücadele için bu güçlüklerin tamamen ortadan kaldırılması lazımdır. Sağlamların korunması için mümkün mertebe hastalarla ve onların eşyalarıyla temas edilmemesi, temizlik şartlarına riayet edilmesi; meskenin, giyinmenin, beslenmenin, temiz hava ve güneşin temin edilmesi, muntazam yaşanması gerektir.

Tüberkülozdan korunmak için aşı da vardır: Anatüberkülin, A.O. Japon aşısı ve B.C.G. aşısı mevcuttur. En çok kullanılmakta olan B.C.G. aşısı; "bovinus" tipi basilin Calmette ve Guerin tarafından 13 yıl safralı gliserinli patateste üretilip sonradan insan ve kobay için hastalık yapıcı özelliği kalmayacak şekilde zayıflatılan canlı basillerle hazırlanmıştır. Tatbiki için evvela tüberkülin reaksiyonuna bakılarak (Pirquet, Moro, Mantoux) vücudun daha önce mikropla temasa gelip gelmediği, yani tüberküloza muaf olup olmadığı anlaşılır. Şayet vücut mikropla temasa gelmemişse aşı yapılarak vücuda zararsız canlı mikrop verilip muafiyet teminine çalışılır.

Tüberküloz tedavisi için kati istirahat, sükûnet, bol gıda, ara sıra temiz ve güneşli hava kürleri lazımdır. İlaç olarak tüberkülin, antijen metilik ve alerjin ile spesifik tenbih tedavisi; süt, yatren, kazein gibi proteinlerle nonspesifik tenbih tedavisi yapılır. Kimyevi tedavi olarak altın tedavisi artık kullanılmıyor. Şimdi en çok kullanılan ilaçlar; streptomycine, izonikotinik asit, P.A.S. ve kalsiyumdur. Bunların yanında vücut mukavemetini artıracak takviye ilaçları, güneş ışığı ve ultraviyole tedavileri, pnömotoraks denen hava tedavileri ve muhtelif cerrahi tedaviler mevcuttur.

Tüberkülozun her zaman korkunç neticeler verebilecek sosyal ve bulaşıcı bir hastalık olduğunu göz önünde tutarak korunma tedbirlerine riayet etmek, şüphelenildiği zaman esaslı bir muayeneden geçmek ve hastalık anında tedavi tedbirlerini elden bırakmamak lazımdır. Erken teşhis edilince yüzde yüz iyileşebilen bu hastalığın ileri devrelerinin tehlikeli neticeler verebileceğini hiçbir zaman hatırdan çıkarmamak gerektir.

Dr. Şahap KARSLIGİL