Vaktiyle zamanında bir karının bir bekâr oğlu varmış. Oğlan aktarmacıymış. Bu oğlanın anası kalkmış, onu evlendirmiş; arlı namuslu, eli yüzü arıca bir kızcağız almış.
Gün geçtikçe herifin yanında gelin kıymetlendikçe, kaynana bunu hasetleyip sevmemeye başlamış. Oğlan iki eli dört çıkınlı gelirmiş; gelinin gelip bunu karşılamasına kaynana tahammül edememiş. Kaynana: "Kız," demiş, "sen oğlumun elinden çıkınları almalı değilsin." Gelin de gidip bir daha kocasının elinden çıkınları almamış. Akşam olmuş, oğlan eve gelmiş; anası koşa koşa: "Ana gadanı ala yavrum!" diyerek oğlunun elinden çıkınları almış.
Sofrayı açmış, oğlana: "Gel oğlum, yemeğini ye de namaza git erkence; ben Esme ile sonra yerim," demiş. Oğlan yemeği yiyip gitmiş. Kaynana gelinin eline bir dürüm edip vermiş; "Aman Esme Esme, sen de ne çok yiyorsun!" demiş. Gelinceğiz de utanmış, daha ziyade yiyememiş.
Bir gün, beş gün derken oğlanla gelini bir sofraya oturtmamış. Günden güne gelin sararıp solmaya başlamış. Gelinin adını kaynana "Tıs Esme" koymuş. Oğlan eve gelir, rahatlık bulamazmış; gelin bir taraftan eli yüzünde, kaynana da bir taraftan otururmuş.
Oğlan bir gün dövende kara kara düşünürken döven komşusu selam verip yanına oturmuş. "Senin bir sıkıntın var gardaş; söyle de derdine derman olursam olayım," demiş. Oğlan demiş ki: "Aman hös! Derdim büyük, sana ne söyleyeyim." Arkadaşı: "Lan yavrum, sen daha altı aylık evlisin; derdin ne ise söyle. Yoksa ananla avradın geçinemiyor mu? Yoksa avradı sevmedin mi?" demiş. Oğlan: "Yok yavrum, gelin iki üç ay evveline kadar rahattı; sonra keyfi kaçtı. Gelinin ne yüzü gülüyor ne de dili söylüyor. Benim de canım buna sıkılıyor, ne edeceğimi bilmiyorum," demiş. Arkadaşı: "Sen avradından razı mısın?" diye sormuş. Oğlan: "Ben avrattan yerden göğe kadar razıyım; çok sessiz, hatun kişi. Bir günden bir güne bir şey dediğini duymadım," demiş. Arkadaşı: "Herhâlde bu eksiği anan koyuyor. Gelin sararıp soluyor, korkusundan bir şey de söyleyemiyor biçare. Eve gittiğin zaman çıkınları elinden kim alıyor?" demiş. Oğlan: "Eskiden avrat alırdı, şimdi anam alıyor," deyince arkadaşı: "Hım, mesele meydana çıktı. Şimdi ağam, sen bir amadana lahmacun yaptır. Kapıdan girdiğin gibi anana verme. 'Ana sen dur bakayım, evin gelini gelsin alsın. Kız Esme, gel şunu al!' dersin. Sonra sofrada dizinin dibine oturtursun. Bir dürüm eder Esme’ye verir, tıka basa karnını doyurursun. Anan, 'Aman doyduk artık!' deyip gelinin gözüne bakarsa, 'Ana, cahiller daha çok yer,' dersin; meseleyi çözersin," demiş.
Oğlan lahmacunu yaptırır, darabayı çeker, döveni kilitler ve eve gelir. Kapıyı açar: "Kız Esme, Esme!" diye çağırır. Ondan evvel anası gelir ama oğlan arkadaşının söylediği gibi eder. Sofrada bir, iki, üç derken on ufak lahmacun yedirir. Gelinceğizin ilikleri acıkmış; yerken bir ısırık atar, bir kaynanasının gözüne bakar. Artık kaynanasının tahammülü kalmaz: "Be kele oğlum! Yeter, yeter; altına mı sıçırtacaksın?" der. Oğlan da: "Ana sen de ye," der. Anası: "Be oğlum, benim karnım iki ufakla doydu," der. Gelin karnı doyduğu gibi gülüp söylemeye başlar. Herkes evine çekilir, yatarlar.
Oğlan seherden kalkar, işine gider. Kaynana oğlanın gittiğini gördüğü gibi saksıya sıçar; gelinin odasına girer, yorganı kaldırıp usulca döşeğin üstüne boşaltır. Gelin kalkar bakar ki ortalıkta bir pis koku yayılmış. Yorganı kaldırır bakar ki her taraf batmış. Hemen çarşafı kaldırayım derken herifi gelir. İçeri girer ki bir pis koku... "Aman Esme, anamın dediği sahi mi çıktı?" der. Gelin utanır, başını yere eğer. Herif geldiği gibi gider ve arkadaşına anlatır. Arkadaşı da: "Yürü git eve, onu avrada duyurma. Ben teraziyi çekip 'Altın verip bok alacağım!' diye oradan geçeceğim; kim sıçtıysa meydana çıkar," der.
Oğlan hemen eve gelir; üstünü temizleyip "güveyi suyu" masebağından çıkaran Esme’ye seslenirken bir ses işitilir: "Seher boku! Dertlere derman, hastalara şifa! Terazinin bir gözüne altını, bir gözüne boku koyup alacağım!" Oğlan bu sesi duyduğu gibi bağırır: "Gel arkadaş, bizde var!" Adamcağız içeri girer; terazinin bir gözüne boku, bir gözüne ateş gibi altınları kor. Tam tartacağı sırada kaynana bakar ki altınla tartılıyor; koşa koşa gelir: "Koy bakayım o altınları benim elime!" der. "Niye?" derler. "Be babam, bu altın benim hakkım; çünkü bunu ben edip gelinin altına koydum!" der. Gelin de: "Yok, bu benim!" der. O sırada boku alan: "Yok yok, ben davalı boku alamam," der, gider.
Oğlan da dövene gider. Arkadaşı iki gün sonra: "Eh, şimdi anana git. 'Ana sen bu Esme’yi sevmiyorsan boşayayım mı?' de. Avrada da usulca söyle, bir hafta babasıgile yolla," der. Oğlan darabayı çeker, dövenini kilitler, doğru eve gider. Önce avradın yanına çıkar: "Seni bir hafta anangile yollayacağım, canın sıkılmasın, işin içinde iş var. Toplan haydi," der. Oradan anasının yanına çıkar: "Ana, sen bu Esme'den razı değilsen ben bunu boşayacağım," der.
Esme gider. Oğlan: "Ben bekâr yaşayamam, kalk beni evlendir," der. Anası: "Be oğlum, sen kimi istiyorsan sana onu alayım," deyince oğlan: "Kürdeppi’ye git; uzun olukta bir dehliz var, orada sağdan üçüncü kapıda bir kız varmış, onu iste," der. Bunları oğlana arkadaşı öğretmiştir; yeni gelin diye gelecek olan da döven komşusu olan arkadaşıdır.
Anası başına çarşafı örter, ayağına ediğini giyer, oğlanın dediği yere gider. Kapıyı açarlar; "Sizden hısım olmaya geldim. Allah’ın emriyle kızınızı oğluma isterim," der. Onlar da: "Pekâlâ, zaten bizim ahdimiz vardı; ilk dünürcü gelene kızımızı verecektik," derler. Kızın başını örter, kaynanaya teslim ederler.
Gece iki arkadaş sabaha kadar lak lakı, şak şakı basar gülerler. Sabahleyin erkenden oğlan dövene gider. Gelin uyanır, kalkar aşağı iner: "Kız ana!" der. Kaynana: "Ana gadanı ala," deyince gelin: "Be ne oturuyorsun? Elime süpürge al da şu hayatı süpür," der. Kaynanası: "Be ben mi süpürmeliyim?" deyince gelin: "Ben alışmamışım, sen süpürmelisin. Çabuk süpür de şu kapları kacakları yu. Ondan sonra da elini yıka, hamur leğencesine simit çıkart, köfte yoğur da yiyeceğim," der. Kaynana: "Be anam, bu kadar da köfte mi yoğrulur?" der. Gelin: "Be anam, ben yiğidimi yerim; geriye kalanı da konu komşuya dağıtırım. Haydi çabuk elini yıka da köfteyi yoğur!" der. Kaynanası: "Be anam, başıma taş düştü. Aman Tıs Esme gadanı alayım," deyince yeni gelin: "De, ben Tıs Esme değilim!" der. Köfte yoğrulur; ikişer topak yerler, gerisi komşulara dağılır. Avratçağız yanar kül olur. Ondan sonra gelin abdesthaneye gider, ibrikteki suyu döker; kaynanasına: "Kız ana, gel şu ibriği doldur!" der. Kaynana: "Ben gadanı alayım Tıs Esme; ben bu işlerin hiçbirini görmedim, bu ilk günden bana ne karlar kesiyor (işler buyuruyor)!" diye ağlar.
Akşam olur, oğlan gelir. Anası kapıda karşılar: "Aman oğlum, bu gelinin bana kestirmediği kar kalmadı!" der. Oğlan: "Ne o, razı değil misin bu gelinden? Ne diyelim, biz bir günlük el kızına..." der. Kadın her şeyi anlatır: "Aman yavrum, bunu başımdan at da Esmeceğizimi getir," der. Oğlan yeni avradına: "Gel avrat, sen bana yaramazsın; anama eziyet ediyorsun," deyip gelini kovarlar. Oğlan anasını Esme’yi getirmeye yollar. Karı sevine sevine gider, Esme’yi alır gelir. Esme ile yağlı ballı olup giderler.
Not: Ahmet Bedii Cengiz, bu masalı 49 seneden beri bilen ve isminin açıklanmasını istemeyen Gaziantepli bir hanımdan derlemiştir.