Bir kadın varmış, bunun hiç çocuğu olmazmış. Bir gün fırlanırken tavuk feriklerini görür; "Yarabbi!" der, "Bana da şöyle bir tavuk feriği ver." der. Avrat o ay gebe olur. Doğura doğura bir tavuk feriği doğurur. Tavuk feriği doğar, üç gün sonra hemen zibilliğe geçer. On on beş günlük olunca bir gün anasına der ki:
— Bana pamuk ipliği al da sana eğireyim, der.
Anası kalkar, bir nügü pamuk ipliği alır, attırır, bedirik süttürür, eline verir. Tavuk kaça kaça çıkrık eğiren kırk kızların yanına varır. "Kırk kızlar," der, "Benim şu ipliğimi eğirin, ben de size elma, armut getiririm." der. Onlar da "Peki." derler. Tavuk sepeti alır, bahçeye varır.
Bahçeci bahçeci dizin tutmaz ola, Kolun kırıla gözün görmez ola, Baltanın sapı gözüne gide, Debel debel debelenesin! der.
Elmayı armudu toplar, kırk kızlara verir. İpliği alır, anasına getirir. Anası satar, parasını alır. "Ana ana," der, "Bu defa iki nügü al." der. O da iki nügü alır, attırır, süttürür, eline verir. Gene alır, kırk kızların yanına gelir. Bu defa iki sepetle bahçeye gider.
Bahçeci bahçeci dizin tutmaz ola, Kolun kırıla gözün görmez ola, Baltanın sapı gözüne gide, Debelen babam debelensin! der.
İki sepeti doldurur, kırk kızlara götürür. Bahçeci ağız bakar ki bahçe ütülmüş. Varır padişaha haber verir. "İki gündür," der, "Bahçeye bir tavuk geliyor, bana beddua ediyor, ben heder oluyorum; elmayı armudu toplayıp gidiyor." der. Öyle dediği gibi padişahın oğlu ertesi gün bahçeye gelir. Tavuk bu defa üç sepetle gelir, başlamaya toplayınca işi bitince parmağındaki (kanadındaki) yüzükleri çıkarır, bir ağacın dalına asar. Asar asmaz tavuk gömlekten çıkar; güzel güzel, güzel bir kız olur. Havuzda bir iyice çimir, çıkar. Yüzüğünün birini padişah oğlu hısladak alır. Yüzüğü parmağına takar, sayar. "Cici, cici, cici, cici, cici, cici, cici, cici, cici, baa!!" deyip sepeti alır, kaçar. Yüzüğünün çalındığı gün bir daha bahçeye gelmez.
Padişahın oğlu eve gelir, "Ana," der, "Bu yüzük kimin parmağına olursa o kızı bana al." der. Anası yüzüğü alır, mahalle mahalle herkesin parmağına ölçer. Bulamaz. "Acaba," der, "Tavuğun evindeki nasıl, bu evde kız var mı?" der. Kapıyı çalar, tavuğun anası çıkar. "Yok kele bacım, benim kızım ne gezer?" der. Padişahın avradı da "Şu yüzük kimin parmağına olursa onu oğluma alacağım." der. Tavuk bakar ki kendi yüzüğü, hemen elinden çarpıp kaçar, rafa çıkar; "Cici, cici, cici, cici, cici, cici, cici, cici, pahh!!" der. Padişahın anası varır, olanı oğlana anlatır. Oğlan da "İşte bana o tavığı alacaksınız." der. Terazinin bir gözüne tavuğu koyarlar, bir gözüne altın koyarlar; tavuğu alırlar. Tavuğu yer götürmez, askerle bir köyden bir köye uça kaça gelin götürürler. Oraya varır varmaz hemen zibilliğe kaçar. Akşam olur, padişahın oğlu der ki "Tavuk gömleğini çıkar."; o da çıkarır, eğlenirler, tekrar giyer; sabah olunca zibilliğe seğirtir.
Beş altı gün sonra kaynanası ekmek etmeye kalkarlar. Kendi zibillikte yayıldığı yerden gelir yumak yapmaya, kaynanası evirgeçle başına bir tane vurur. Bir daha gelir, bu sefer oklavayla vurur. Ertesi gün komşuda gelinici olur. Kaynanası kalkar geliniciye gider. Arkasından kocası zorlar, tavuk da tavuk esvabını çıkarır; bir cebine mecidiye koyar, sırmalı acer esvabı giyer, düğün evine varır. Kaynanasının yanına oturur. Kaynanası bir bakar, iki bakar duramaz; "Kızım," der, "Sen kimin gelinisin?" der. O da "Evirgeçligilin." der. Kaynanası bir şey anlamaz. Hemen onlardan önce gelir, tak esvabını giyer, zibilliğe seğirtir. Anası gelir, "Ah oğlum!" der, "Bir gelin gördüm ki dünya... Sen gittin de şu tavuğu aldın; o mülkiyeli gelinle dururken..." der. "Onun gibi gelin ol," der, "Sana dünya malımı gark ederim; ne kadar fıstıklıklarım varsa hepsini sana bağışlarım." Oğlan hiç seslenmez ama anasının bu hâline acır.
Ertesi gün düğüne giderler. Oğlan gene tavuğu zorlar, bu gene bir durur, iki durur; duramaz. "Kızım sen kimin gelinisin?" der. O da "Oklavalıgilin." der. Oğlan evde dururken tavuğun gömleğini yakar. Gömlek kokusu kızın burnuna gelir gelmez yekinip kalkar, eve gelir; ağlar sızlar ama ne çare... "Tavuk," der, "Şimdi ananın yüzüne ne yüzle bakarım?" der. Oğlan da "Ben seni hazneye saklarım, akşam onlara gösteririm." der. Anası gelir, gene "Öyle güzel gelinler varken senin gönlün ay tavuğuna düştü," der, "Öyle bir gelin al, sana ne kadar malım varsa parasız vereyim, senin üstüne tapularım." der. Öyle deyince oğlan hazneden kızı çekip çıkarır. Anasının ağzı sevinçten açık kalır. Sarılırlar, kucaklaşırlar. Yiyip içip hoşça murada geçerler!