-6-

Hurşit— Canım şu Halep Paşa'sının (!) şoförü idi. Şimdi kovuldu. Fakat bilir misin Hacı Efendi İlyas ne eyi adamdır? Bizim makinenin (defranse) sinin (kovanı) çatlamıştı. İki lira verdim Paşa'nın otomobilinin kovanı ile değişti.

Ha— Ne çabuk oğlum, çatlayan, kırılan, dökülen nedir bunlar? Eyvah.. Efendim desenize ocağıma hu çekiyorsunuz.

Hurşit— Ne darılıyorsun Hacı Efendi, Eyilikte işe yaramıyor. Eğer kumpanyadan alsak on beş liraya vermezlerdi.

Ha— Anladık, buju mu ne karın ağrısı temizlenmedi mi daha?

Hurşit— Şimdi biter babacığım. Ha işte temizlendi. Gidiyor muyuz?

Ha— Durduğun kabahat.

Hurşit— Öyle ise adiyö. (süratle çıkar otomobil gürültüsü)

Ha— (ileri doğru bakarak) Hele neyse hareket edebildi.

Tepe— Şu dürbini alayım da bakayım düzgün gidecek mi? “Tepegöz dürbini alarak çıkar.”

Ha— (oğluna) Nedir bu masraflar milyoner olacak oğlum? Bu değirmenin suyu nereden gelecek. Vallahi bende bir para kalmadı.

Hayr— Aman babacığım sebat lazım azıcık daha dişimizi sıkalım.

Ha— (Hiddetle) ağzımda sıkacak diş bile kalmadı. Aç bakalım şu hesap defterini.

Ha— (Defteri badelmütalea) o o o h (9250) kuruş açık ha. Bir ay çalıştıktan sonra öyle mi? Dur bakalım şoförün söylediği masraflar buna dahil mi?

Hayr— Hayır babacığım. Onun puslasını daha yarın getirecek “Tepegöz telaşla girer.”

Tepe— Efendim Hurşit otomobili bıraktı. Lastikleri eline almış yaya dönüyor.

Ha— Yine ne oldu. La havlevela İnnallahe massabiriyn. Belâyı elimle satın almışım. Şoför amma ne şoför (Tepegöze) hani nerde kaldı.

Tepe— İşte geldi yetişti (Şoför girer.)

Hurşit— Alınız şu lastikleri, aksi şeytan, muntazam bir yere koymazlar ki. Lastiklerin üzerine benzin tenekesi koymuşlar. İkisini birden kesmiş, yapıştırmak istedim (solüsyon) tutmadı, tekerdeki lastikte patladı. Şimdi yeni bir çift ister.

Tepe— (gizli) Arayı arayı bulduk belayı gülüm aman. Amma milyonerlik ha.

Ha— Bu lastikler kaça satılıyor.

Hurşit— Ne olacak canım. Çifti beş lira. Bugünkü irattan veriniz de alalım.

Hayr— Bugünkü parayı benzin acentasına borca yatırdım. Babacığım on lira ver de çaresine bakalım.

Ha— (Bağırarak) Yine mi keseden para, yine mi? Lanet olsun hepinize de akılsız adamlar, beyinsiz insanlar, beni çıldırtacak mısınız?

Hurşit— Ne yapalım müşteri yolda bekliyor.

Hayr— Babacığım hele bu defa da ver, bakalım nasıl olur.

Ha— (parayı sayarak) İşte bu son defadır. Alimallah bir daha isterseniz fülsü ahmer bile vermem. (hiddetle çıkar)

Hayr— (Parayı alarak) Haydi Hurşit durma çabuk yetiştirelim. Tepegöz sen de acentayı kapat (çıkarlar)

Tepe— (Sandıkları ve masayı düzelterek, hey milli milli makamında şarkıya başlar.)

Halep'in yoluna bak

Ben bunca yaş yaşadım

Şirketin haline bak

Görmedim böyle duzak

Kurtarın beni erenler

Kılığıma bakıp gülenler

"Gülerek” şair olduk be. Neme lazım. Hele ben de şu boş tenekeleri satayım da günlüğü doğrultayım

"Aynı makamda"

Karaman'ın koyunu

Daha ben görmemiştim

Sonra çıkar oyunu

Otomobil düğünü

Kurtarın beni erenler

Kılığıma bakıp gülenler

“Deyerek ellerindeki boş tenekelerle çıkar”

-Perde İner-

Üçüncü Perde

Bir yolun kenarında Kilisli bir Türk kıyafetinde

Tosun— (Yalnız, azık çıkınını belinden sökerek oturup bir taraftan yemeğe bir taraftan kendi kendine söylenmeye başlar.) Bugün işim aksi oldu. Halep'ten çıktım. İki saatten beri yürüyorum. Bir otomobile tesadüf edip binemedim. Geçen gün ne eyi idi. Kilis'ten bir saat yürüdüm, al sana bir otomobil. Müşteriler biletle onar mecidiye binmiş, ben oradan üç mecidiyeye bindim "gülerek" yolcular bağırıyordu. Makine çekmez diye bavullarımızı bile kabul etmedin. Şimdi nasıl yolcu alıyorsun diye hiddet ediyorlardı. Şaşarım akıllarına, şoför bu.. Yoldan üç binek alsa üçerden dokuz mecidiye caba, fena mı? Bindirmez mi? Halep'e yaklaştık mı bir kumanda, biletsizler aşağı! Pekâlâ azizim üç mecidiyeye bunca yol gitmek çok bile. (uzaklara bakarak) Oh oh işte bir otomobil, tozu dumana katıp geliyor. (Bir elini kaşları hizasına koyup daha dikkatli bakarak) oh müşterisi de az, ne âlâ ya; (Birden bire; ayağa kalkarak) Aman ne oluyor. Eyvah otomobil sarhoş gibi yalpa yapıyor. (Otomobil gürültüsü ve birbirini müteakip patlayan iki lastik tekerin şiddetli sesleri işitilir. Tosun kaçacak gibi bir vaziyet alarak. Aman makine üstüme geliyor. Eyvah hendeğe düştü. Gideyim kurtarayım (koşarak çıkar.) Sahne bir müddet boş kalır. Tosun Ebu hamisin koluna girerek Hamo kâhya ile beraber tekrar gelir.)

Ebu Hamis— (Topallayarak oturur.Arap şivesilye) Aman hayyo ne oldi? Dahil Allah söyle ne oldi?.

Hamo kâhya— Malharabo Lo, Kızılkurt mu tuttu seni.

Ebu—Aman hayyo ne batladi?

Tosun— Korkma yahu. Tekerin lastikleri patladı, otomobil hendeğe düştü amma devrilmedi.

Ebu— İnşallah sakat makat yoktur?

Şoför Hurşit— Tekerin iki dış lastikleriyle girer ve iç lastikleri çıkarmakla uğraşırken; yok yok, sakat makat ne oluyor sanki ölünün körü.

Ebu— (Kâhyaya) Hayyo Allah aşkında söyle he söyledi bu “omuzunu uğuşturarak”.

Aaah dahri (derken eli cübbesinin yırtığına ilişerek) vah alâ hali (kâhyaya) ağa ağa sen düşti benim üstümde cübbesine şakketti? Barasi ver bakalım.

Hamo— Ha beh mi yırttım cübbeni Lo? Ebu Habis.

Ebu— Benim adı Ebu Habis değil Ebu Hamis.

Hamo— (Şoföre) Çâvite körbo ([1]) Lo. Aha koca handegi görmedin mi?

Hurşit— Sus be herif sen de (çıkarmış olduğu iç lastikleri yamalamıya çalışarak) anlayamadığın işe karışma.

Geçmişi kınalı yama tutmaz ki. Eh hayyo haydi bakalım cübbeyi ver.

Ebu— Ne yapacak eğer var iğne iplik ben de dikecek.

Hurşit— Oh maşallah senin cübbenin yırtılacağım rüyada gördüm de iğne iplik hazırladım öyle mi

Ebu— Ya ne yapacak?

Hurşit— Ne yapacak tekerin içine koyacak (elile işaret; ederek)

buraya koyacak yoksa gidemiyecek. Yolda kalırız hâ arkadaş.

Hamo— (Ebu Hamise) Lo kekô ([2]) ver cübbeyi lo. Üstünde altın var da dökülecek mi sanki lo.

Ebu— Hayyo vallah iki altın çuhasına verdi.

Hurşit— (sözünü keserek) of be adam. Cübbeyi vermezsen burada kalırız (Kâhyaya) ağa sen de abayı çıkar bakalım.

Hamo— Malharabo Lo, bu donuzun içine toprak koysan olmaz mı?

Hurşit— Hele bak ağa da fena söz söyleyor ha. Uzatmıyalım. Siz bilirsiniz vermezseniz işte ben yattım.

Tosun— Olur mu ağalar, Yolcu yolundan kalır mı? Vermeli, vermeli.

“Yolcular cübbe ve abayı verirler, şoför dış lastiğin içine yerleştirir”.

Tosun— (Hurşide) Arkadaş boş gitmedense beni de beraber götür.

Hurşit— (Yavaşça) ne veriyorsun bakalım?

Tosun— Vâllah üç mecidiye param var.

Hurşit—Olur mu ya?

Tosun— Bunu da hayrına say arkadaş.

Hurşit— Pekey haydi ver amma (yolcuları işaretle) şunlar görmesin.

Tosun— Pekey azizim hiç gösterir miyim? (parayı gizlice verir)

Hurşit— (Yolcuya, umumu ayağa kalkar iken) haydı arkadaş sen de bize yardım et. Seni de gideceğin yere yetiştirelim.

Tosun— Pekey, baş üstüne, Allah razı olsun (giderler).

(Devam edecek)

Yazan: Yılmaz DOKUZOĞUZ


[1] Gözün kör mü

[2] Kardeş