(Sayın hocam Şakir Sabri Yener’in "Kültür" dergisi sayı 17’de yayımlanan "Nasıl Tanıtalım Bilmem ki!.." yazısına cevabım:)

Bir Gaziantepli için en büyük ıstırap; memleketinin dışarıda tanınmaması, mahsullerinin başka yerlerin sayılması olmak gerek. "Olmak gerek" diyorum; çünkü böyle olmadığına yakinen şahit oluyoruz.

Bu hâli bence şu veya bu sebebe dayamaya çalışmak beyhude olur. Tanınamamanın ilk ve tek müsebbibi biz Gazianteplileriz. Bir memleketin tanınmasını, hemşehrilerin birbirini tutması ve sayması sağlar. Hâlbuki biz birbirimize karşı o kadar saygısız, o kadar yabancıyız ki…

“Bir yere bir Gaziantepli az, ikisi çoktur” sözü maalesef bir hakikattir. İki Gaziantepli bir araya gelince birbirine destek olacaklarına diğerinin açık tarafını ortaya koymaya çalışırlar. Bir Gaziantepli hayatında en büyük darbeyi yüzde doksan bir hemşehrisinden yemiştir.

Bir Gaziantepli ne kadar yüksek mevkilere gelirse gelsin memleketine ya hiç faydalı olmamış veya çok az faydalı olmuştur. Şöyle gözünüzü kapayıp bir an düşününüz: Memleketine faydalı olmuş, faydalı eserler bırakmış Gazianteplileri saymak için iki elin parmaklarının fazla geldiğini görürsünüz.

Bırakalım bizi tanımıyorlar diye kabahati başkalarına yüklemeyi; kendini, memleketini tanıtacak olan bizler önce birbirimizi tanıyalım, sevelim. Ve ancak ondan sonra başkalarından bizi tanımalarını ve saymalarını bekleyelim.

Orhan ÜNLER