Antep Harbi'nde halk, müthiş bombardımanlar yüzünden evlerinde oturamaz; mağaralarda, yer altlarında barınırlardı. O sıralarda cephelerdeki müdafilerden birçoklarının, izdivaç yapmak için iki üç gün izin istedikleri dikkati çekiyordu. Kumandan Özdemir bu müsaadede çok cömert davranıyor, bundan zevk duyuyordu. Ben o vakit yirmilik bir bekârdım. Böyle ana baba gününde evlenmenin manasızlığına kaniydim. Meğer benim düşüncelerim manasızmış. Şahidi olduğum bir Türk anası ve ihtiyarı, bakınız beni nasıl aydırdılar:

Bir gecenin uykusuzluğunu gidermek için sabunhanemize gelmiş bulunuyordum. Binanın önünden geçen yolları düşman, Sarımsak Tepe'den makineli tüfek ateşiyle tarıyordu. Bereket versin ki sabunhane önündeki bir dükkân, diğer bir yola geçmek için bocalayan yolculara bir sütre oluyordu. Adlarını ve kendilerini tanımadığım bir ihtiyar baba ile ihtiyar bir annenin konuşarak ilerlediklerini gördüm. Beni sabunhane binasının aralık yolunda görünce: "Müsaadeniz olursa evlat, şurada biraz oturalım da konuşalım." dediler.

Tabii hürmetle izin verdim, girdiler. Konuştukları şu idi: İhtiyar adam oğlu Mehmed'ine, ihtiyar ninenin Ayşe'sini almakta mutabık kalmışlar. İşin bitmesi üzerine son hazırlıkları konuşuyorlardı. Bana da dönerek: "İnşallah bir gün sen de bu murada ak bahtla erersin." dediler.

Ben onlara asabiyetle: "Canım, bu cehennemî ateş altında, böyle buhranlı günlerde bu düşünülür mü?" dedim.

Aldığım cevap, ellerindeki kâğıt paketini göstererek: "İşte bu, yavrularımızın ellerine yakmaları için aldığımız kınadır. Antep âdetinde izdivaçta gelin ve güveyinin eline kına yakarlar. Her dakika ölümle karşı karşıyayız. Ölüm Allah emridir, tam zamanları. Yavrularımız dünya muratlarına kavuşsunlar. Belki Allah yuvamıza hayırlı bir yavru bağışlar. Eğer birinden birisi kınalı elleriyle şehadet şerbetini içerse, geride kalan onun yavrusunu, onun ninnisiyle büyütür. O da bir gün delikanlı olur. Bu yavru o ocağın sönmesine mani olmaz mı yavrum?" dediler.

İşte o vakit gaflet ve hatamı anladım, özür diledim ve bu ruh önünde eğildim; gözlerim yaşardı.

Kâmil YETKİN