Benli Sultan Miskin Ali'nin türkü söylediğini görünce kendisinin rüsvay edilmesinden korkmaya başlamış ve dakika; dakika yüreği erimiş, durmuş.
Miskin Ali, türküyü bitirdikten sonra çadırdan ayrıldı. Benli Sultan tabii bunun göz önünden gitmesinden memnundu. Miskin Ali artık bu obada durmayı gözünden çıkardı. Kötü çadırındaki annesini gördü; Bütün, işleri kendisine anlattı. Burada durmanın artık imkansızlığını, daha fazla duramayacağını, durursa kendini kızın amcası oğullarının öldüreceklerini söyledi. . Annesine birlikte buradan ayrılmayı ve başka yerlere gitmeyi teklif etti. Koca karının yaşı sekseni geçmişti. Bu hâlinde gene aç komayacak kadar oğlunu beslemeye çalışıyordu. “Oğlum! dedi. Ben bu yaşta nereye gidebilirim. Artık kocadım benim gider halım mı kaldı.” dedi.
Ali baktı ki annesi gelmeyecek, kendisi yurdunu terk etmeye karar verdi. “Allaha ısmarladık anne! kader böyle imiş…” diye kötü çadırından ayrıldı; bir müddet başka obalarda ve köylerde dolaştı. Kilis2e yakın Hedebet köyüne geldi. Orada Davut kahyanın evine misafir oldu, ve orada bir kaç gün misafir kaldı. Davut, Kahya Ali'nin nereden gelip nereye gittiğini sordu. Ali birisine azap duracağını ve çalışacağını söyledi. Davut kahya ilkin inanmadı.
Çünkü Ali'nin elleri nasırlanmamış nazikti, yüzü ve gözleri şimdiye kadar çalışmadığını is bat ediyordu. İş yönünden kendisini yormuş rençber bir adama benzetmenin imkanı yoktu. Kahya bu yakışıklı delikanlının nasıl çalışacağını kestirmeye çalışırken Ali'yi yıllığını keserek azap tuttu.
Ali artık çalışmaya başlamıştı. Fakat eskiden çalışmaya alışkın olmayan Ali iş tutmaktan ziyade vakitlerini şurada burada türkü çağırmakla geçirir; hatta tarlada çalışırken bile sesi kesilmez daim yanık, yanık söyler etrafı inletirdi.
Ağası Davut kahyanın da evde gayet güzel bir kızı vardı. Ali ilkin bunu görmemişti. Gördüğü zaman buna içten tutuldu. Artık Ali'nin kalbinde ikinci bir aşk ateşi parlamıştı. Bu kendini için için tüketiyordu. Bir gün köye yakın bir tarlada çift sürerken sevgilisi kız oraya kendisine azık getirdi. Ali aşkını gizlemenin imkansızlığını anladı. O an türkü ile kıza içinin duygularını dökmek istedi. Kız getirmiş olduğu azıkı kaydım ([1]) başına koymuştu. Ali kızın konduğunu görünce çifti başa kadar getirmeden olduğu yerde bıraktı, kızın yanına geldi. Kız ise yemeği yere koymuş, oturmuştu ve arkasındaki üç etek zubunun arka eteği yere bir sofra gibi açılmıştı. Ali arkadan gelerek kızın eteğininin üzerine oturdu. Kız geri dönünce Ali'yi gördü; kalkmak istedi. Fakat eteğini çıkaramadı ve geri oturdu. Ali'ye “kalk!” diye yüzünü ekşitmek istedi ise Ali bunun imkansızlığını, kendinin bir azap adamı olmadığını, sevdiğini ve aşkından helak olacağını söyledi. Bununla beraber söyleyeceği türküleri dinlemesini de ilave etti. Kızcağız kurtulamıyacağını anlayınca kabul etmek mecburiyetinde kaldı.
Ali şu türküyü söyledi:
Güzel senin bana methin verdiler
Öğdüler boyunu görmiye geldim
Dediler nazlı yarın el almış
Acap aslı var mı sormaya geldim
Beni arzettiler arzun bağına
Hak nazarım kaldı göksün ağına
Seher vakti dan yüzüne koynuna
Soyunup koynuna girmeğe geldim
Sarardı bak benzim gülmez dediler
Derdini Lokman da bilmez dediler
Seni saran yiğit ölmez dediler
Hak nasip ederse sarmaya geldim
El de bilir sen Miskinin yarısın
Ya-Hurinin ya Meleğin birisin
Padişah nesli de devlet kânısın
Kul olup kapında kalmaya geldim.
Burada Miskin Ali kıza sarılarak öpmeye başladı. Kız da kendisine tutulmuş olduğundan karşı duramıyordu. Fakat tarla köye yakın olduğu için bunların bu halleri bütün köy halkı tarafından görülüyordu. Miskin Ali ile kızın gözlerini aşk bürümüş olduğundan kimseyi göremiyorlardı. Bundan sonra kız azık kaplarını alarak eve geldi. Ali de çifti hali üzere bırakarak kızın arkasına düştü.
Bu iki sevgilinin dedikodusu aldı yürüdü. Artık Ali'nin yeri karıncalanmıştı. Bundan sonra hiç bir tarafta bir daha ismi işitilmedi. Ya başını alarak çok uzaklara gitmiş yahutta kıskançlık yüzünden öldürülmüştür. Kim kaybolduğunu kimisi de öldürüldüğünü söylemektedir.
Aşağıdaki türkü ile Miskin Ali’nin güya Cabuldan Colab'a tuz getirmeye giden devecilerle Benli Sultana selam salmış olduğu söylenmektedir.
Benden selâm edin o nazlı yara
Yar yardan arasın açar mı böyle
Bana yakın, yırak yollar gösterir
Adam sevdiğinden geçer mi böyle
Yakın yakın varır idim ben yara
Yarımdan çekildim bir tenha yere
Bir yiğit de hizmet etse bir kula
Başka, doluları içer mi böyle
Uzak yola menzil kurmuş bir rakip
Arayerde ne geziyor her hakip
Bir adam da Sultan hanı bırakıp
Kuzgun ardı sıra uçar mı böyle
Miskin Alim der ki bir yarı görsem
Öpsem yanağından hatırın sorsam
İstese canımı kendine versem
Adam bir can için kaçar mı böyle
Yazan: Ömer ÖZBAŞ
[1] Kaydim: Sürülen tarlanın başıdır ki saban oraya kadar gelerek döndürülür.