Sevgili Milletim,
Siyasî buhranlar bizi üzmesin. İktisadî sıkıntılar bizi ağlatmasın. İçtimaî dertler bize ıstırap vermesin. İdeolojik çarpışmalar bizi huzursuz yapmasın. Zira buhranlar geçecektir. Sıkıntılar gidecektir. Dertler yok olacak, ıstıraplar dinecektir. Her çarpışma yine senin misilsiz zaferlerinle son bulacaktır. Çünkü sen, her zorluğu yenen büyük bir milletsin.
Munis bakışlı gözlerindeki ıslaklık neden? Sadakatle gülen yüzünde niçin kırışıklıklar doğmuş? Niçin sende sevinci, sende saadeti, sende ümidi boğmuş? O temiz ruhunda yaşayan ilâhî fikirler sana yük mü? Niçin üzgünsün milletim? Derdin senden büyük mü?
Bu cennet vatanın bahçelerinde gömülü ecdat sana kuvvet değil mi? Sen istikballere koşacak milletsin. Sen ecdat yadigârını âtiye götüreceksin. Niçin gözlerin yaşlı? Ruhundaki gam neden? Üzülme büyük milletim. Bilmez misin büyük harpte, Millî Mücadele’de aynı ıstırabı daha fazla çekmişti senin deden. Ev derdi, ekmek derdi, çoluk çocuk derdi seni üzer bilirim. İş derdi, işsizlik derdi içini sızlatır bilirim. Sen, senin ıstırabını sana karşı koz olarak kullanan fırsatçılara cesaretle haykırdıkça gâlipsin. Sen bu geçici sıkıntılara sabredeceksin. Çünkü o kadar büyüksün. Senin millî birliğini bozmak için, seni içten vurmak için çalışanlara şimdiye kadar fırsat vermedin. Şimdiden sonra da vermeyeceksin. Ve bir gün gelecek benim biricik milletim: Sen de güleceksin.
Dertler seni yıksaydı tarihte var olamazdın. Istırap seni çökertseydi, millî şahlanışın dünyayı hayrete gark etmezdi. Sen bilmez misin ki hakkın, hâkimin, imanın ve ahlâkın peşinde; adalet hissine bağlanıp hukuk fikriyle koştukça; hürriyet ateşiyle yanıp sanat gayretiyle coştukça seni kıskananlar seni üzerler. Sen üzüntülerinle doğdun, üzüntülerinle mücadele ettin. Sen milliyetçilik esprisini zafer bayrağı gibi gönül burçlarında dalgalandırıyorsun. Ve şunu bil ki sen sessiz mücadelende daima zafere varıyorsun.
Ergenekon’dan çıkış destanını sana okuyayım. Selçuk Bey’in menkıbelerini, Alparslan’ın büyüklüğünü yaşatan sensin. Yunus Emreler, Mevlânalar senin bağrından fışkırdı. İnce minareler, kümbetler, Selimiyeler, Süleymaniyeler senin eserin. Anadolu millî bir müze değil mi? Ve sen bu tarihî eserler arasında esen ruhu duymadın mı? Kütüphanelerin dünyaya insanlığı öğretti. Kudurmuş ihtirasların seni yıkmak istemesi hep onların bu aşağılık komplekslerindendir.
Bütün benliğinle haykıracaksın. Kör Moskof'un kızıl elini, seni küçük gören her milletin belini; "Yeniden Doğuş"unla, Batılı ve küfrü boğuşunla kıracaksın. Gözündeki yaşlar dinmeli, seni ağlatanlar sinmeli. Türk milleti: Millî beraberlik ve kardeşlik ruhunla sen yeniden doğuşu yaşamalısın.
Toprakların karış karış işlenmelidir. Ziraat ve hayvancılık gelişmelidir. Yurt ufukları pırıl pırıl fabrikalarımızın bereket saçan ak dumanlarıyla süslenmelidir. Kara yollarımız gurbeti yok etmeli, zamanı kilometreler yemelidir. Deniz ve hava yollarımız bu güzel vatana canlılık bahşetmelidir. Artık kendi malımızı kullanalım. Kendi eserimizle övünelim. Üniversitelerimizde millî ruhumuz canlansın. Benim sevgili kardeşlerim; ilimde, fende, teknikte yarışalım. Kötülüklerden uzaklaşıp hep iyilikle barışalım. Bizi kıskanan diller yine "Türk gibi kuvvetli" demeli. Bize uzanan eller yine tarihî bir şamar yemeli. Kızıl ideolojiyi mutlaka ezelim. Maskeli bedbahtları dikkatle sezelim. Hürriyet sözde değil, özde olsun. Demokrasi vazgeçilmez bir rejim, fazilet milletçe gözde olsun. Kavgayı değil sulhü seçelim. Maddemizle, mânâmızla Doğuyu da Batıyı da geçelim.
Zafer şenliklerimiz hür yayınlarımızda, ovalarımızda çınlasın. Renk renk, kızlı erkekli millî havalar çalınsın, millî oyunlar oynansın. Davulumuz zurnamız; neşeli gümbürtüler, mutlu çığlıklarla kulaklarımızı doldursun. Barlarımız, horonlarımız, çaydaçıralarımız, kılıç kalkanlarımız, halayımız, zeybeğimiz şan salsın. Türk’e hor bakan gözler, Türk’e kin biçen düşmanlar bu çiçek demetinden ibret alsın. Yine bağlarımız en güzel Anadolu türküleriyle bizi bize anlatsın. Yine bu toprakların kahraman evlatları; donanmamız, jetlerimiz, süvarilerimiz neşemize neşe katsın. Hilâl cephesinin şanlı Mehmedi bu ordu-milletin zafer sırrını süngüsünün ucunda parlatsın ve bizi birbirimize düşüreceklere desin:
"Ey gafil: Ben milletimin ordusuyum. Ben vatanımın bekçisiyim. Ben Türk milletinin yükselişi için hizmetkârım. Benim sancağımı Müslüman-Türk halkının sıcak nefesi dalgalandırır. Benim tarihimi isimsiz kahramanlar, şehitler yazar. Ben ecdadın bütün kıymetlerini geleceğe nakleden askerim…"
Edebiyatçılarımız bu yükselmenin destanını yazsınlar. Mimarlarımız bu yükselmenin hatırasını eserlerine, âbidelerimize işlesinler. Bestekârlarımız mutluluğumuzu seslendirsinler. Hülâsa biz her şeyimizle kendimizi bulalım.
9 Aralık 1964, Ankara