Önemi henüz yeteri kadar kavranmamış görünen ürünlerden biri de mercimektir. Dahildeki sarfiyatı bir yana, ihraç maddeleri arasında olması bu ürüne dikkatle eğilmemizi gerektirmektedir. Bu ürünümüzün yakın bir gelecekte gerçek hüviyetiyle ortaya çıkıp, ekonomik ortamda ağırlığını duyuracağına inanmaktayız. Bu bakımdan, konu ne kadar önce ortaya serilirse o derece faydalar elde etmek mümkündür. Biz bu yazımızda kamuoyuna pek intikal etmemiş olan fakat gelişme potansiyeli kuvvetli gözüken bu ürünle ilgili problemlere bir nebze değinmek istiyoruz.
Bitkilerden baklagil ailesinin bir dalını teşkil eden mercimek yurdumuzun pek çok çevrelerinde yetiştirilmekle beraber; Güney ve Orta Anadolu gibi tarım şartları oldukça kısıtlı olan ve iktisaden darboğazlardan sıyrılmamış bulunan bölgelerin ürünü olmakla özel bir önem taşımaktadır. Başta Urfa olmak üzere Diyarbakır, Mardin, Adıyaman, Gaziantep, Erzurum, Yozgat, Kırşehir ve Afyon önemli mercimek tarımı sahalarını ihtiva etmektedir. Yurdumuzda yıllık mahsul ekimi 10 bin hektar civarındadır. Bu kadar sahadan elde edilen ürün miktarı ise 90 bin tonu geçmektedir. Ekim sahası, baklagiller içinde az olan ürünlerdendir. Ancak, iklim ve toprak bakımından fazla müşkülpesent olmayan bu dayanıklı kültür bitkisi yurdumuzun her tarafında yetişme imkânları bulabilir.
Mercimeğin yıllık 9.700 ton ihracat hacmiyle, benzerlerinden farklı ve daha iyi bir ekonomik geçerliğe sahip olduğu görülmektedir. İhracatın TL olarak değeri 16 milyon lirayı geçmektedir. Şüphesiz bu miktar, kolaylıkla artırılabilecek durumdadır. Ancak bu ürünümüze karşı dışarıda belirmiş bulunan isteksizliğin giderilmiş olması şarttır. Gerçekten, mercimeklerimizin dışarıda kötü bir şöhreti bulunmaktadır. Bu engel, bizim aleyhimize işleyip dururken, bundan faydalanan açıkgözlerin de ortaya çıktığı görülmektedir. Bu yüzden 50 milyon TL civarında bir döviz kaybına uğramakta olduğumuz ileri sürülmektedir. Bu konuda Lübnan’ın tutumu dikkati çekicidir. Bu ülke tıpkı bir ithalatçı gibi ürünümüze talip olmakta; ucuz ve sıra malı ne bulunursa almakta, sonra bunları bir ayırma ve temizliğe tâbi tutarak, özel şekilde ambalajlayarak kendi malıymış gibi Avrupa’ya ihraç etmektedir. Lübnan mahreçli olarak dış piyasalarda görülen mercimekler, özbeöz Türk malından başka bir şey değildir. Zira, Lübnan'da mercimek yetiştirilmediği bilinmektedir. Böylece, bizden daha iyi olarak dış piyasaları tutmuş olan bu ülke sırtımızdan rahatça döviz temin etmektedir. Bu oyunlara karşı ciddî tedbirlere girişilmeyişi de o derece gariptir.
Türk mercimeğinin dışarıda tutulmayışının sebebi böcekli olmasıdır. Mercimeği böceklendiren "Bruchus" denilen bir ambar zararlısıdır. Siyahımsı renkte ve beyaz benekli olmasıyla tanınan bu ufacık haşere, daneye girip tahribatını içeride yapmaktadır. Üstelik, giriş deliğini de kapamakta olması, böcekli danelerin alışkın ve ehil gözlerle fark edilmesini imkânsız bırakmaktadır. Dışarıya sevk olunan mercimeklerde işte bu haşerenin görülmesi ürünümüze karşı bir tepkiye sebep olmaktadır. Şüphesiz fümigasyon gibi tedbirlerle böceğin bertaraf edilmesi mümkündür ve bu çeşit gazlama tesisleri de memleketimizde bulunmaktadır. Ancak, tüccarın bu gibi tedbirlerden kaçınması ve malını tarımsal karantina muayenesinden kaçırması, yani doğrudan doğruya alıcı ile temasa geçmesi, bu kötü şöhretin silinmesine fırsat bırakmamaktadır. Diğer taraftan, haşerenin ambara ürünle birlikte geçmiş olması, gerekli tarla mücadelesinin iyice yapılmadığını göstermektedir.
Bilhassa ihraç malı tarım ürünlerinde önce tarla ilaçlamaları üzerine eğilinmesinin sayılamayacak kadar çok faydaları vardır. Bu konuda diğer bir mesele de ilaçlanan ürünler üzerindeki bakiyelerin milletlerarası normlara göre tespit edilip ayarlanması işidir. Malum olduğu üzere, tarımsal ilaçlar atıldıkları bitki üstünde bir süre sonra dağılıp tesirlerini yitirmelerine rağmen yine de cüzî bir miktarın tamamen yok edilmesi mümkün olmamaktadır. İlacın atılış tarihi ile ürünün hasat tarihi arasındaki zamanın uzun veya kısa oluşunun, ilaç artıklarının az veya çok oluşuna etkisi vardır. Bu zaman uzun olursa sağlık yönünden tehlike azalmakta, kısa olursa aksine artmaktadır. İşte mahsul üzerinde en çok ne kadar ilaç bakiyesinin kalabileceği bütün dünya devletleri tarafından tespit ve tayin edilip ilgili ülkelere de duyurulmaktadır. Bir memleket ithal edeceği tarımsal üründe tespit edilmiş bakiyeden fazla ilaç artığına rastlarsa, o malı sağlık yönünden tehlikeli görüp millî gümrüklerden içeri sokmamaktadır. Bu mallar aynen satıcı ellere iade olunmaktadır. Fümigasyon da bir nevi gazlama olduğuna göre, ilaç artığı ile ilgili işlemlere dâhil edilmektedir. Bu bakımdan mercimekler, fümige edilirken milletlerarası bakiye normlarına ve bilhassa alıcı ülkelerin şartlarına uygun hareket edilmesini gerektirmektedir.
Mercimek tarımına ve ihracatına herhalde sürat ve dikkatle eğilme zamanı gelmiştir.
Münif AKMANOĞLU Yüksek Ziraat Mühendisi