Vaktinde zamanında evli bir avrat varmış. Bu avrat bir gün mahallenin müezzinine âşık olmuş. Müezzinin her ezana çıkışında avrat:
Ah seni alaydım, ah seni saraydım, diye ah edermiş.
Bir gün herifi bu işin farkına varmış ve avrata:
Avrat, der. Şu mahallenin müezzinini bir davet edek. Yazıktır, fukara, der.
Avrat hemen sevine sevine:
Ederek, der.
Herif ertesi gün gider, müezzinden asbaplarını ister. Sonra eve gelir:
Avrat, benim acele bir işim çıktı, gidiyorum. Sen müezzin gelince yemeğini yedir, sav, der.
Sonra müezzinin asbaplarını giyer, eve gelir. Kadın sevine sevine sofrayı açar. Yemek yendikten sonra temiz döşekleri serer, taze çarşafları açar, herifi yatırır. Avrat uyuyunca herif kalkar, her tarafa pisler, sıvıştırır; kadın uyanmadan koyar gider.
Öğlene doğru kendi asbabını giyer, eve gelir. Avradın suratını asık görünce:
Ne ettin avrat, dün müezzine yemek yedirdin mi? diye sorar.
Avrat öfkeli öfkeli:
Yedirdim, diye cevap verir.
Bundan sonra müezzinin her minareye çıkışında:
Seni deyyus seni! Lambaya pisledin, kafesine niye pisledin? Döşeğe pisledin, yorgana niye pisledin? Hasıra pisledin, kilime niye pisledin? demeye başlar.
Bunu gören müezzin:
Vah anam vah, şu avrat deli olmuş, dermiş.
Aradan biraz zaman geçince herif gene kadına:
Avrat, gene şu müezzini bir davet edek, der.
Avrat hemen hırsla:
Edek! der.
Adam müezzini eve davet eder. Eve gelirken yarı yolda adam müezzine:
Ben karabiber almayı unuttum, alayım da geleyim. Sen bizim eve git, otur. Ama bizim avrat delicedir, söylediğine kulak asma, der ve ayrılır.
Zaten anahtar deliğinden gözetleyen avrat, müezzinin tek geldiğini görünce değneği alır, kapının arkasına geçer. Müezzin içeri girince değneğin gavur yanını çekerek "vurur musun, vurmaz mısın" eder. Müezzin kapıyı açıp canını dar kurtarır. Bundan sonra da kadın kimseye âşık olmaz.
Not: Bu masalı 40 seneden beri bilen Fatma Saltalı’dan tespit eden Hüseyin Göğüş’tür.