Size yol gösterebilirim. Fakat evvela bu odunları anneme götürmeliyim, kuyudan suyumu çekmeliyim. Çünkü ona güneş batmadan eve döneceğime söz verdim. Merak etmeyin evimiz çok yakın hemen şimdi gelirim dedi ve koşa koşa uzaklaştı. Süvari çocuğun arkasından bakakaldı.. Keloğlan sözünde durdu. Çabucak süvarinin yanına döndü. Ve minimini sevimli, şakrak bir eda ile süvariye şöyle yalvardı:

— Büyük atlı! . . Belli ki çok uzaktan gelmişsin, yorgunsun, akşam karanlık çökecek, ne olur bu gece bizim dama (eve) gidelim. Bu geceyi, bizim damda geçir.. Sabah güneş doğarken ben seni doğru yola iletirim (götürürüm).

Süvari bu küçük yavrunun bu nazik davetini reddedemedi. Keloğlan'ın evine gitmeye razı oldu . .

Keloğlan'ın annesi oğlunun getirdiği misafiri güler yüzle karşıladı ona saygı gösterdi. Yemeğinin en iyisini, şiltesinin en rahatını süvariye ikram etti.

Süvari fakir fakat iyi olan bu ana, oğlanı pek beğendi.

Çocuk uyuduktan sonra anne, hayatını süvariye anlatmaya başladı. Özkök Hatun, (kadının adı) büyük bir kabile başkanının karısı idi. Yiğit kocası komşu kabile başkanlarıyla dövüşe gitmiş: iki gün sonra şehit haberi germişti. Zavallı kadın kocasının ölümüne ağlayıp uzlarken salgıncıların evlerine yaklaştığını duydu. Bir tanecik yavrusu Keloğlanı kapınca ormanlara dalmış, nihayet bu sakin orman köşesinde yerleşmiş kendine çalı çırpıdan bir yuva hazırlamış. O zamandan getirdiği ve büyüttüğü domuz ile, izlerini süre süre kendileri bulan sadık köpeğile işte şuracıkta yaşayıp gidiyordu. Elbet birgün Keloğlan büyür; o da babası gibi bir yiğit olurdu. O zaman (Özkök) Hatun, buradan oğlu ile beraber gider; kim bilir belki de bir gün bir kabile başkanının anası olurdu.

Süvari bu değerli kadının sözlerini dinledikçe aradığı iyi çocuğu bulduğuna için için seviniyordu.

Ertesi gün bu iyi ana, oğula veda eden Süvari doğru çınar ağacının altına gitti ve sabırsızlıkla arkadaşlarım bekledi. Arkadaşları gelince ben bir çocuk buldum diye bağırdı. Onlar da biz de, biz de bulduk diye cevap verdiler. Herkes bulduğu çocuğu bir türlü medih ediyordu. Tuhaf değil mi beşinin ayrı ayrı saatlerde rastladıkları ve buldukları çocuk "Keloğlan" idi. Nihayet beş süvari birleştiler ve çocuğu annesinden istemeye karar verdiler. Süvariler keloğlanın evine geldiler ve içlerinden birisi şöyle söze başladı:

— Padişah bizi buraya sizin iyi çocuğunuzu almak için gönderdi; izin verirseniz oğlunuzu saraya götürelim. İleride iyi bir süvari olur. Ve padişahın sevgisini kazanır, dedi.

Keloğlanla annesi hayret içinde kaldılar. Böyle bir şeyin olacağına inanamıyorlardı. Bu çok parlak sözler karşısında afallayan Keloğlan koştu, annesinin boynuna sarıldı. Çünkü biliyordu ki süvarilerle giderse annesinden ayrılmak lazım gelecekti. Annesi de biliyordu ki çocuğunu bırakırsa ondan mahrum olmaya katlanacaktı.

Köpek ve domuz da bu ayrılığa dayanamayacaklar gibi homurdanmaya başladılar. Anne bunlardan kuvvet aldı ve süvarilere:

— Ben çocuğumu bırakmam dedi. Padişahın muhabbet kıymetlidir. Fakat ben çocuğumu bütün dünyadan daha çok severim. O, benim için birkaç padişahlıktan daha kıymetlidir.

Süvariler atlarına bindiler, geceyi gündüze katarak saraya vardılar. Gördüklerini padişaha anlattılar. Çocuğun hareketleri, annenin güzel sözleri padişahın çok hoşuna gitti. Keloğlanı annesiyle beraber sarayına getirtti. Keloğlan öyle bir süvari olarak yetişti ki yurdunu bir çok müşküllerden kurtardı. Artık onun adı Keloğlan değil "Büyük Kahraman" oldu.

Yazan: Nedime ALP