Halk sağlığı denince akla; halkın gıdası, istirahati, giyimi, çalışması, temizliği, mesken durumu vesaire gelir. Yurdumuzun yüzde seksenini köylü teşkil ettiğine göre halk sağlığı ve eğitimine köylerimizden başlamak daha doğru olur.
Ağustos 1952 Halk Eğitimi Programı’na Ebe Okulu olarak ekibe biz de katıldık. Çalışmalara başlamadan evvel her şeyin mükemmel olacağını düşünüyorduk ama hiç de öyle olmadı. Köyleri ve halkı çok değişik şekillerde bulduk. Her yerin ayrı özellikleri vardı; bunlara göre çeşitli şekillerde de çalışmak icap etti.
Mesela okulumuzun tatbikat köyü olan Korkun köyüne gittiğimizde, otomobil daha köye girer girmez köyde heyecanlı bir hareket başlar. Bilhassa okul çağındaki çocuklar, eğitim ekibinin geldiğini annelerine, kardeşlerine haber vermek için birbirleriyle yarış ederler. Bunun böyle olması, ana ve çocuk sağlığı tatbikatı için Köy Ebe Okulunun bu köye her zaman gelmesinden, okul mezunu olan köy ebesinin halk sağlığını köylüye benimsetmesindendir. Bundan dolayı öğrenciler beraberlerinde götürdükleri ziyaret fişleri ve çantalarındaki malzemelerle faydalı şekilde çalışabiliyor.
Çalışmalarda; gebe olan kadınların gebelik durumu ve idrar muayeneleri yapılır, tansiyonuna bakılır, icap ederse bir nisaiye mütehassısına başvurması tavsiye edilir; gıdası, istirahati, giyimi ve şahsi hijyeni hakkında öğütlerde bulunulur. Lohusa bir anne için ise ortada iki şey mevzubahistir: Kendisi ve çocuğu. Ana ve çocuk sağlığı çalışmalarını da bu ikisi teşkil eder. Anneye lohusalık devresinde yine şahsi hijyeni hakkında öğütler verilir, bebeğin meme saatleri ayarlanır, memeden sonra gaz çıkartması söylenir ve gösterilir, göbek bakımının ehemmiyeti anlatılır ve açılarak bakımı öğretilir, bebeğin banyosu hakkında geniş bilgi verilir. Bunlardan başka evlerin daima temiz tutulup pencerelerin sık sık açılarak havalandırılmasının ve güneşin faydaları anlatılır. Lüzumuna göre süt tozu, ilaç verilir; aşı ve iğne yapılır.
Fakat bunların yanında bu çalışmaları yapamadığımız köyler de yok değil... Mesela Tahtaköprü’nün Kazıklı köyüne gittiğimizde köy çocuklarının kaçtıklarını, büyüklerinin umursamadıklarını gördük. Köy muhtarına ne için geldiğimizi anlatınca yüzünde inanmayan bir ifade belirdi. Yarının fedakâr ve bilgili ebeleri olacak tertemiz, bembeyaz kıyafetli Köy Ebe Okulu öğrencileri yılmadılar. Köy muhtarına köyde ishalli çocuk olup olmadığını sormakla işe başladılar. Gruplar hâlinde evlere giderek kadınlara ve çocuklara baktılar. Kısa zamanda faydalı bir iş görüldüğü köylüler tarafından anlaşıldı. Başlangıçta evlerinden dışarı çıkmayan köylüler, bu sefer adeta akın ettiler. O kadar ki zaman zaman kalabalıktan çalışmalar güçleşir oldu. Hele akşam, gündüz kendilerine verilen bilgilere ait kültür filmleri gösterilince gelişimizin önemini ve faydasını daha iyi anladılar. Ayrılırken köylülerin bizi uğurlamaları görülmeye değerdi; gözlerimizi yaşarttı ve bütün yorgunluğumuz gitti.
Şurası muhakkak ki kültür filmleri bu işte çok mühim rol oynuyor. Çalışmaları her bakımdan destekliyor, köylerdeki çalışmalarımız çok verimli oluyor. Bilhassa bir anda bütün köylünün toplanmasını sağlıyor.
Fotoğraf: Bir ebe namzedi köylü bir kadına dereceye nasıl bakılacağını öğretirken.
Çalışmalara birçok köyde devam edildi. Bugünkü asırda köylerde yaşama şartları iptidai vaziyette... Kerpiçten yapılmış evlerde boyları 20 santimetreyi geçmeyen pencerelere çok rastladık. Hele çocukların ellerinde ekmek, kirli elleriyle gözlerine konan sürü hâlindeki sinekleri kovmaya çalışarak her tarafı kir içinde yalın ayak dolaşmaları yok mu; o anda insanın gözleri doluyor. Bunları gördükçe köye gitmenin ve burada eğitim yapmanın önemini çok daha iyi anlıyor ve bu işe daha sıkı ve candan sarılıyoruz.
Köylerimizin kalkınmasını istiyorsak fert ve milletçe el ele vererek gayretli ve feragatli çalışmalarda bulunmalıyız. Bu işte halk eğitimi ekibine olduğu gibi köylerdeki öğretmenlere, bilhassa okul mezunu ebelere büyük pay düşüyor. Yeter ki duygulu, feragatli ve azimli olalım.
Gülbahar ECE Köy Ebe Okulu Öğretmeni