Vaktiyle zamanında Kör Işık adında bir külhancı varmış. Bu adam her gün külhanına zibil (yakacak) toplamak için çarşıya çıkar ve işi bitinceye kadar hiçbir dövenle (dükkân) alışveriş etmezmiş. Bir gün gene çarşıdan geçerken bir kebapçı dövenine gözüne gözel (güzel) bir oğlan çarpmış. Hemen dövene girerek hiç yiyesi olmadığı hâlde ustaya “Bana biraz kebap getirin.” demiş. Biraz sona (sonra) şeêrt (çırak) yani o güzel oğlan yemeği getirmiş. Kör Işık oğlanı şöyle bir baştan ayâ (ayağı) süzmüş. Sona çıkıp gitmiş. İkinci gün Kör Işık gene dövene kebap yimiye gelmiş. Oğlanı gene baştan aya süzdükten sonra gediyken (giderken) oğlanın kulâna (kulağına) eğilerek “Benim oğlum olun mu?” demiş. Oğlan bunu ters manada anlayarak “Çekil şuradan pis herif!” diye Kör Işığı kovmuş. Üçüncü gün gene dövene gelen Kör Işık, yemekten sonra gediyken oğlana “Benim oğlum oluysan ol, yoksa senin başına çok işler getiririm.” demiş. Bunun üzerine oğlan herifin yakasından tutarak “Siktir şuradan, pezeveên döyyüsü. Başka gandıracak adam bulamadın da beni mi gandıracaksın? Çekil şuradan git. Bi daha seni gözüm görmesin.” diyerek Kör Işığı yitteê kimi (yittiği gibi) arkası üstü devirmiş. Kör Işık ayâğa kakarak (kalkarak) “Görürsün sen. Bak senin başına neler getiririm.” diyerek çıkıp getmiş.

Dövenin anahtarı da oğlandaymış. Her gün sabahleyn erken gelir, döveni açar ustasını beklermiş. Kör Işığı kovduğunun ertesi günü döveni açmaya gelmiş. Bir de bakmış ki ne baksın? Dövenin darabasının (kapısının) üstünde her gün dövene gelen herif asılmış duruy. Birden bire herifin sözleri hatırına gelmiş. Korkmıya başlamış. Kendi kendine hemen kimse görmeden şu herifin ölüsünü indirerek telise koymuş. Sona yakındaki bir maddâya (çukur, hendek) atmak üzere sırtlayıp yola çıkmış. Yolda ölü o kadar ağırlaşmış ki maddâya kan ter içinde varmış, hemen telisi boşaltmış. Bir de ne görsün; telisin içinden çıkan bir yığın kemik. Şaşkına dönen oğlan korkusundan dövene kadar kaçmış. İçeri girince bakmış ki ölüsünü götürdüğü herif gene eski yerinde oturmakta, kendine bakarak gülmektedir. Oğlan kendi kendine “Anlaşıldı biz bu heriften kurtulamıyacâk. Sihirbaz mı nedir?” diyerek Kör Işığın yanına gelmiş, “Pekey” demiş “senin oğlun olacağım.” Akşam olunca Kör Işık dövene gelip oğlanı almış. Külhanına getirmiş.

Oğlan külhana gelince şöyle bir etrafına bakmış. Her taraf zibil, toz talas içinde. Oturacak bir yer yok. Oğlan “Baba, bi oturacak yerin bile yok. Ben burada neydiym?” diye canı sıkılmaya başlamış. Kör Işık “Gel oğlum bi gözüne sürme çekiym de, dışarı çık gez.” demiş. Çocuğun bi gözüne sürmey çekip göndermiş. Oğlan dışarı çıkınca herkes kendisiynen “Ahâ yarım adam geldi, ahâ yarım adam getti.” diye alay etmiye başlamış. Çünkü oğlanın tepesinden ayâna kadar kısmın yarısı görünüymüş. Oğlan Kör Işığın yanına gelerek “Yav (yahu) baba herkes bana yarım adam deyip bennen (benimle) eyleniyler.” demiş. Bunun üzerine babası “Gel oğlum şu gözüne de bir sürme çekiym de öyle dışarı çık.” demiş.

Oğlan dışarı çıkmış, bakmış ki kimse kendini görmey. “Ohoo bundan daha gözel şey olur mu?” demiş. Şimdi başlamış istediği dövene girip çıkmıya ve istediğini yimiye. Geh baklavacıya, geh kebapçıya girip çıkıy. Böylece bey kimi (gibi) yaşamıya başlamış. Gel zaman git zaman oğlan büyüyüp evlere dadanmıya başlamış. Gece olunca geh kimisinin ailesinin koynuna, geh kızlarının koynuna giriy, sabahlara kadar orada kalıymış. Bi gün de padişah kızının yanına getmiş. Kızın koynuna girince kız başlamış bârmaya: “Aman ana bana bi hâl oluy. Beni sıkıylar.” Anası “Kız höste (susta) yat, meydanda bi şey yok sen diş görmüşün.” Tabi oğlan kimsiye görünmez. Yalnız kıza görünüymüş. Sabahleyn oğlan külhana gelince Kör Işık “Ulan, almayı armudu daşladın. Şimdi de padişahın kızına mı başladın?” demiş. Epey zaman oğlan kızın yanına gedip gelmiş. Bi gün Kör Işık oğlana “Oğlum istersen kızı yanına getirym. Burada daha rahat olursunuz.” demiş. Oğlan da “Getirirsen çok memnun olurum.” demiş.

Kör Işık bi kâğıt yazarak dama (külhanının üstü) atmış. Artık akşam olunca kız karyolasıyla külhana geliy. Sabah olunca da evine gediymiş. Bi gün kız bu hâle dayanamayıp babasına “Baba” demiş, “Her gece beni karyolamla karanlık bi yere götürüyler. Sâbaha kadar yanımda bir oğlan kalıy. Sabah olunca beni bura getiriyler.” Babası şaşırmış. Sona gedib bunu böyük vezire söylemiş. Büyük vezir “Padişahım bundan kolay ne var. Kızın yanına biraz cıvaz (beyaz) darı alsın. Kendini buradan götürürlerken geçtiği yollara serpsin. Sabah olunca biz, bu izleri takip ederek gettiği yeri bulur ve o adama lâzım gelen cezayı veririk.” demiş. Padişah bu fikri beğenerek kızına söylemiş. Kız da babasının dediğini yapmış. Ertesi gün oğlan yataktan bakarak dışarı çıkmış. Bi de bakmış ki ne baksın; kızın geldiği yerden taâ külhane kadar cıvaz darı serpili. Hemen bunu Kör Işığa söylemiş. Kör Işık da bi kâğıt yazarak “Al şunu dama at.” demiş. Oğlan kâğıdı alarak dama atmış. Dışarı çıkmış ki her tarafa cıvaz darı serpilmiş.

Sabahleyn padişah dışarı çıkınca bakmış ki, her taraf cıvaz darıyla örtülü sanki bütün yollara kar yağmış. Padişah bunun olmadığını görerek öteki vezire danışmış. O da “Padişahım bu sefer kızınız buradan giderken bi elini kırmızı boyuya batırsın. Gittiği yerin kapısına beş parmânı bassın. Böylece evi daha kolay buluruk.” demiş. Padişah bunu da kızına söylemiş, kız da öyle yapmış. Gittiği zaman külhanın kapısına boyalı beş parmânı basmış. Sabahleyin oğlan gene dışarı çıkınca bakmış ki kapının üstünde beş parmak izi var. Yallah bunu da Kör Işığa söylemiş. O da gene bi kâğıt yazarak dama attırmış. Oğlan bi de bakmış ki şehrin bütün kapılarının üstünde beş parmak izi var. Sabahleyn padişah bunu da görünce büsbütün kızarak “Sizin de elinizden bir şey gelmezmiş!” diye vezirlerine çıkışmış. Padişah ne yapacağını düşünürken akıllının biri “Padişahım şurada yakında bir cazi (cadı) karı var. Bi de ona danışalım o her şeyi bilir.” demiş. Cazi karıyı saraya çağırmışlar. Cazi karı padişahın yanına gelerek “Padişahım bundan daha kolay ne var. Kızın giderken papucunun bi tekini de beraber götürsün. Gittiği yerin damına atsın. Bu suretle evi daha kolay buluruk.” demiş. Gece olunca kız götürülürken papıcını almış. Külhana gelince dama atmış. Aksilik bu ya! Pabuç bi sırığın başına geçmiş sallanmaya başlamış. Oğlan sabahleyin kakınca gene dışarı çıkmış. Bir de bakmış ki ne baksın, damda bi sırığın başında bi papıç asılmış duruy. Hemen bunu da Kör Işığa bildirmiş. O da gene bi kâğıt yazarak dama attırmış. Bu sefer padişahın sarayı da dahil her evin damında bir sırığın başında bir papıç dönüp duruy. Padişah bunu da görünce “Bu da olmadı.” diyerek başka kurnazlıklar düşünmeye başlamış. Sonra sarayın akıllılarından biri padişaha gelerek “Padişahım mademki bu adam kızınızın peşini bırakmey; kızınız ona desin ki: ‘Yiydim (yiğidim) her gece sizin evde kalıyk. Eğer beni seviysen acı da (biraz da) birez bizim evde kalak.’ desin. Bu suretle adamı bura getirsin. Biz de burada onu daha kolay yakalarık.” demiş. Padişah bu adamın fikrini de beğenerek kızına söylemiş. Kız da oğlanı getirmiye razı etmiş.

Padişah oğlan gelmezden evvel kızın odasının içine adamlarından bir kısmını yerleştirmiş. Her tarafı da kapatmış. Yalnız oğlanın girmesi için kapıyı açık bırakmışlar. Kız yatağına çekilmiş. Oğlan gene kimsiye görünmeden içeri girmiş. Kızın bi işaretiyle kapı kapanmış. Oğlan tuzağa düştüğünün farkına varmış amma işten geçmiş. Kız oğlanı gördüğü için adamlarına “Ahâ şura geldi, aha şura kaçtı.” diye gösteriymiş. Nihayet kızın “Tam şu köşeye geldi.” demesiyle adamlar atılarak oğlanı yakalamışlar. Sona padişahın emriyle her tarafı eyice kapalı bir odaya kapatmışlar. Bi delikten içeri duman vermişler. Duman oğlanın gözlerine giderek sürmelerini silmiş. Böylece oğlan meydana çıkmış. Oğlanı yakalayıp padişahın huzuruna getirmişler. Padişah “Sen in misin cin misin? Kimin nesisin? Bu yaptıkların ne?” diye oğlana sormuş. O da “Benim suçum yok. Bütün bu işleri bana yaptıran babam Kör Işıktır.” demiş. Padişahın gözleri ayrılarak “Kör Işık mı? Vay namussuz. Ben şimdi ona gösteririm.” demiş. Böyük vezir atılarak “Padişahım izin ver o herifi getiriym.” diyerek Kör Işığın külhanına gelmiş. Kapıyı tepiknen (tekme ile) vurarak hızla içeri girmiş. Bakmış ki Kör Işık kendine bakmadan sakin sakin ocağa zibil atıy. Vezir Kör Işığa “Ulan Kör Işık, bak bakıym! Seni padişah istey. Çabuk!” demiş. Kör Işık başını kaldırarak “Yav efendim padişah beni neynesin (ne yapsın)? Benim onunla ala verem bile yok.” demiş. Vezir “Ben seni götürmiye geldim. Seni algetmeden (alıp gitmeden) bi yere getmem.” demiş. Kör Işık “Hele 5 dakika sabret. Şu işimi bitirym de gene gederik.” deyince vezir “Kak ordaân döyyüs, daha seni çok mu bekliyeceğim?” deyip Kör Işığın kolundan çektiği kimi kolu kopmuş. Ayağını çekince ayağı kopmuş. Başını çekince başı kopmuş. Neresinden çektiyse orası kopmuş. Kör Işık bir külçe hâline gelmiş. Şaşkına dönen vezir “Bari şunun ölüsünü götürüym.” diyerek orada bulunan bi telise Kör Işığı doldurmuş. Sırtına almış. Mübarek sanki bi demir telisi kimi ağırmış. Vezir ıhlıya tıhlıya, kan ter içinde saraya getirmiş, padişahın huzuruna çıkarak birden boşaltmış. Bi de ne görsün; bir yığın it (köpek) eniği. Cıyak cıyak diye bağırarak padişahın ayağının altına ve etrafa dağılıylar. Vezir utancından kıpkırmızı kesilmiş. Sanki yere batmış. İkinci vezir atılarak “Zaten senin elinden ne iş gelir ki! Bak ben gediym de nasıl getiririm, sen gör.” diyerek Kör Işığın yanına bu sefer de bu gitmiş. Kapıy çalarak içeri girmiş. Mülayim bir sesle “Selâmün aleyküm ya Kör Işık! Nasılsın? İyi misin? Padişahımız seni istey. Senden bir ricası varmış.” demiş. Kör Işık “Ve aleyküm selâm. Buyur şöyle otur da birez konuşak.” demiş. Vezir bi tarafa oturmuş. Kör Işık “Yav vezir efendi! Sen beni padişaha götürürsen sana ne verir?” demiş. Vezir “Hiçbir şey.” der. Kör Işık “O hâlde ben sana şu duvarda gördüğün kürkü veriym. Padişaha beni bulamadığını söylersin.” demiş. Vezir kakmış, kürkün yanına gitmiş. Bi de bakmış ki ne baksın; samurdan bi kürk, döşünün iki tarafında düzülü elmas parçaları; omuzdan aşağı kısımlar altın sırma ile işlenmiş, pırıl pırıl parlamakta. Eteklerinde gümüş kimi parlayan ipekler sallanmaktadır. Vezir bunu görünce ağzı açık kalmış. Hemen kürkü indirerek geymiş. Kendi kendine bakmış. Sanki etrafa güneş kimi ışık saçmakta. Hemen Kör Işığa teşekkür ederek “Pekey” (peki) demiş ve dışarı çıkmış. Yolda kendi kendine “Padişahın bile böyle kürkü yok. Kim bilir herkes beni görünce nasıl hayran olacak?” diye böbürlenerek çarşıda gittiği yerde, veziri görenler pıskırıp (kihi deyip) gülerek başını eğip geçiylermiş. Maksatları vezire güldüklerini göstermemek.

Vezir önce bunlara bir mana verememiş. Fakat şöyle kendi kendine bir bakmış ki ne görsün; sırtındaki o samur kürk, bir çoban abası olmuş. Elmasların yerinde turplar düzülmüş. Sırma işlemelerin yerinde sölücenler (solucanlar) kaynaşıy. Eteklerinde ipek yerine çam kozalakları sallanıymış. Vezir bunu görünce hemen üstündeki kürkü çıkarıp oraya atmış. Var kuvvetiyle saraya doğru kaçmış. İşi padişaha anlatmış. Padişah bunun da Kör Işığı getiremediğini görünce, Kör Işığı getirmek üzere üçüncü veziri göndermiş. Üçüncü vezir selam vererek içeri girmiş, diğerleri kimi padişahın kendisini istediğini, selâmını söylemiş. Kör Işık “Hele gel şu odaya gir de bi dakka beni bekle. İşim biter beraber giderik.” demiş.

Vezir karşıda gösterilen odaya girince bir de bakmış ki ne baksın; yemyeşil bir bakça (bahçe), etraf çayır çimenlik. Ağaçlar üstünde renk renk kuşlar cıvıldaşıp uçmakta. Bi ağaç altında bir köme kız; yarı cıblak (çıplak) vaziyette oturmuş çeşitli çalgılar çalmakta, bi kısmı da oynamaktadır. Birisi de elinde testiynen şarap dağıtıymış. Vezir önce gözlerine inanamamış. Gözünü iki eliyle silmiş. Bakmış gene aynı şeyler görünüy. Vezir ağzının suyu akarak oraya gitmiş. Kızların arasına girmiş. Derken bu adam kızın birine abayı yakmış, kafayı çekmiş. Kızla sarmaş dolaş olmuş kendinden geçmiş. Vezir bi de gözünü açmış ki çarşının ortasında bir eşeğe sımsıkı sarılmış üstünde yatmakta. Etraftaki halk “Ehee! Ohoo padişahın akıllı vezirine bakın. Deli olmuş eşşekle çütleşiy.” diye bağırdıklarını işitmiş. Vezir üstü başı perişan vaziyette eşşekten inmiş. Saraya kadar kaçmış. Odasına girip elbisesini değiştirmiş. Padişahın huzuruna çıkarak “Padişahım biz bu adamla başa çıkamazık. Benim başıma neler getirdi. En iyisi bu adamı iyilikle yola getirmeli.” demiş. Bunun üzerine sarayın böyükleri ile memleketin şeyhülislâmı toplanarak Kör Işığın yanına gitmişler. Selam vererek padişahın kendine selam söylediğini ve kendisini saraya davet ettiğini söylemişler. Kör Işık artık yaptıklarını kâfi görerek “Pekey haydın gidelim.” diye işini bırakmış. Bunlarla saraya gelmiş. İçeri girince padişah da dahil bütün saray halkı gürredek ayağa kakmış. Padişah “Gel şöyle buyur.” diye tahtının yanında Kör Işığı oturtmuş. Oğlunu da getirip bi yanına oturtmuş. Birez hoş beşten sonra padişah “Yav Kör Işık bizden ne aldın ne veremeyn? Kızıma yaptığın Allah'tan reva mıdır?” deyince, Kör Işık cevap vermeden “Bana bi leğen su getirin.” demiş. Derhal bi leğen su getirilmiş. Padişah Kör Işığın ne yapacağını merak ederken, Kör Işık suyu padişahın ayağının önüne koymuş. Padişaha “İki ayağını çıkar, şu suyun içine sok.” demiş. Padişah hiç itiraz etmemiş. İki ayağını çıkarıp suya sokmuş. Kör Işık “Yum (kapa) gözünü.” deyince padişah gözünü yummuş. Kör Işık “Aç gözünü.” demiş. Padişah gözünü açınca bi de bakmış ki bir deryanın ortasında cıscılbalak (çırılçıplak) duruy. Hemen kendi kendini şöyle bir yoklamış, bakmış ki erkekliği kaybolmuş bir avrat (kadın) olmuş. Padişah “Eyyah mahvoldum!” diyerek çırpına çırpına deryanın kenarına gelmiş. Bir de ne görsün; karşıda bi çoban, sürülerini otlatıp dolaşmakta. Bağırarak “Aman çoban sen namus sahibi değil misin? Şu hâlimi görmey misin? Beni buradan kurtar.” demiş. Çoban hemen gelerek abasını bunun üstüne atarak sudan çekip çıkarmış kendisini, kulübesine götürmüş, elbise giydirip karnını doyurmuş. Sona çoban bu avradı kendine nikâh ederek onunla evlenmiş. Yedi yıl beraber yaşamışlar. Padişah yedi tene (tane) de çocuk sahibi olmuş. Bi gün padişah yaşadığı bu hayattan bıkarak “Şu çıktığım deryaya gedip kendimi atıym da şu çektiğim çileden kurtuluym.” diyerek çobandan habersiz deryanın kenarına gelmiş ve kendi kendini kaldırdığı kimi suya atmış. Padişah birden gözünü açmış ki hâlâ ayakları leğenin içinde tahtında oturmakta. Etrafında adamları elpençe durmakta ve Kör Işık da gülümsemeyle kendisine bakmaktadır. Neye uğradığını anlayamayan padişah birez şaşkınlık ve birez de hayranlık içinde “Eyvallah sana Kör Işık. Dile benden ne dilersen onu veriym.” demiş. Kör Işık “Canının sağlığını dilerim padişahım. Yalnız sizin şu kızı bizim oğlana nikâhlamalı.” demiş. Kırk gün kırk gece sarayda düğün dernek olmuş, oğlanla kız evlenmişler. Böylece yimişler içmişler hoça mırazına (hoşça muradına) geçmişler.