Her memleket veya şehir hayatı, o memleketin veya şehrin toprağı ve iklimi ile ilgilidir. Bu netice üzerinden yürününce kayası bol olan Gaziantep evlerinin tuğladan değil, taştan yapılması gerekir.
Taş binaların maliyeti tuğla binalardan pahalı olduğu gibi inşaat şekli de bilhassa eski evlerimizde tuğla binalara hiç benzemez. Ev, dört duvarla dışarı ile ilgisini kesmiş, yalnız birkaç pencereden ibaret kapalı bir kutuya benzer. Bu evlerin odaları ve evle ilgili olan diğer yapıları toplu bir hâlde olmayıp dağınıktır. Dışarıdan bu şekilde görünen evlerin biraz da odalarının iç durumuna bakalım. Odaya girince önce eşiklik denilen, odaların oturum yeri sayılmayan, kışın ayakkabıları dışarıda bırakmamak için yapılmış, büyüklüğü odalara göre değişik olan bir kısım vardır. Odaların tabanı sıva veya tahta ile kaplanmış, tavanı büyük direkler üzerine kurulmuştur. Duvarlar da tabanlar gibi ya tahta veya sıva ile kaplanmış olup üzerinde odanın güzelliğini kaybettiren pek çok dolap, döşek ve yorgan yerleri bulunur.
Kısaca gözden geçirdiğimiz Gaziantep evlerinde yaşayış da kendine mahsus bir özellik gösterir. Evler dışarıya karşı saklı olduğundan yaz aylarında çokluk avlularda yatılır. Kışın ise tabii odalara çekilip ısınmak hatıra gelir; ama bu ısınış da ailevi vaziyete göre değişir. Bazı evlerde mangal ve soba ile ısınmak yoluna gidilirken diğer birçok evlerde tandırla soğuktan korunulur.
Biraz da bu türlü yaşayışın sağlıkla ilgisinden bahsetmeyi faydalı buluyorum. Tandır, hiç de sıhhi olmayan bir ısınma aracıdır. İnsanların yalnız ayakları ısınıp yorgan haricinde hiçbir ısı olmadığından vücut soğuk kalır. Yorgana fazla girilince insan tembelleşir, esnemeye başlar, daha fena olarak da ayaklarda romatizma yapar. Tandırı bir tarafa bırakalım; diğer ısınma araçları olan soba, mangalla ısınış da evlerin yapısına göre sıhhi değildir. Çünkü sıcak odada oturan bir kimse başka odaya geçmek veya yüz numaraya gitmek için soğukla karşı karşıya gelecektir.
Bu saydığımız sonucun kötü neticesini bilen aydınlarımız, planlı ve modern evler yaptırmaktadırlar.
Selahattin ÖZTAHTACI (Gaziyurt Gazetesi, 6 Nisan 1950)