Muallim ve Muallimeler Cemiyeti'nden aldığım ilhamlarla sevgili yurdumuzun çok şirin bir parçasıolan Halfeti'nin tarihçesini yazarken canlı tarihleri dinleyip not almayı temel prensip saymıştım. Birçok yaşlıları söylettim. İttifakla bildirilen konuları not ettim. Okuyucularıma yukarıdaki başlık altında arz edeceğim birkaç yazıyı tarihçesine çok hassas olan Bekir Bey oğlu Hamit Köksel'den dinledim. Bu zat bugün 65 yaşlarındadır. Ötedenberi karakter ve terbiyesine güvenilir bir ailenin evladıdır. Fikir ve hikâye onun, söz benimdir.

Yazılarımı: Bir Yolcu, Serçeşme Mehmet Ali Ağa, İbrahim Paşa Antep Kalesinde, Baba Öğüdüne Saygı başlıkları altında sunacağım.

BİR YOLCU

Takriben 1200 Hicret yılına doğru bir ikindi zamanıydı. Milelis köyünün yaşlı muhtarı Hösso Kahya harman yerinde ulu bir meşe ağacının gölgesinde oturmuş, rençberlerin çalışmalarını zevkle seyir ediyor. Karşıdan Karadağın sarp yollarından bir yolcu yavaş yavaş iniyor arasıra omuzundaki yükünü bir taş üzerine bırakarak etrafına dikkatle bakıyordu. Anlaşılan buraları ilk defa gören ve uzun bir yolculuğun ağırlığını omuzlarında taşıyan birisiydi. Dağdan indi ağacın koyu gölgesi ve altında birisinin bulunması yolcuyu oraya çekti. Selam verdikten sonra omuzunda taşıdığı eğeri elindeki at yemini yere bırakarak:

-Yollar da pek sarpmış, atım yuvarlanarak öldü. Yoluma yaya devam etmek zorunda kaldım. Bu sebeple pek yorgunum baba, dedi.

Hösso Kahya:

-Şükret yavrum, yol bilmeyen garip bir gencin yapayalnız buralara gelebilmesi için bu kadarıyla kurtulması da bir nimettir.

-Doğrusun ama baba, bir ayak önce varmak istediğim bir yere ulaşamayıp yarı yolda kalmaYa mecbur olmakta pek acıdır, değil mi? diye içini çekti.

Bir umut kırıklığının acılarını ifade den baş sallantısı ile gözleri belirsiz bir noktaya dikilerek düşünmeye başladı.

Hösso Kahya, merakını uyandıran bu yolcuyu söyletmeye, elden gelir bir şeyse ona yardım etmeye, yol göstermeye karar verdi. Nereye gitmekte olduğunu sordu.

Baba, ben esasen Rumeliyim. Gönüllü asker yazıldım. Frenkler Mısır taraflarında karışıklık çıkarıyor bizimle harp ediyorlarmış; oralara gidiyordum. Şu dağı öbür tarafından çıkarken atım yuvarlandı, öldü. Harçlığım yok denecek kadar az bir şey. Yolun daha yarı bile olmadı. Yaya gitmek uzun sürecek, at almaya para yok. Ne yapmalı, bilmem ki ?

Deyince Hösso Kahya :

-Deminde ol aslanım. Şükür başın sağ ya, sen ona bak… İnsanoğludur bu. Ayağa değmedik taş, başa gelmedik iş olmaz. Tanrı derdi davasıyla ikiz yaratır. Her şeyin kolayı bulunur elbet. Bu gece konuğumsun. Yarın bir çare düşünürüz.

Diyerek çalışanlardan birine:

-Ulan Mamat! Şuracıktan biraz ayranla bak ne varsa getir, dedi. Yolcu bir şey yemedi, ama bolca ayran içti. Hösso Kahya'nın umutlandırıcı konuşmaları onu açmıştı. Sebiller[1] dolduruldu. Akşama kadar gelmişten geçmişten bahsedildi. Akşam yemeğinden sonra az konuşularak herkes yatağına çekildi. En son uyuyanın yolcu olduğunu söylemek fazla olur. O da bir at nasıl tedarik edebileceğini düşünerek habersizce uykuya dalmıştı. Sabahleyin erkenden uyandılar. Hösso Kahya hafif bir kahvaltı hazırlattı. Kendi adamını katarak bir binekle konuğunu Rumkale Müsellimi Kürt Mehmet Paşa oğlu Bekir Bey'e yollarken:

-Beyimiz iyilik için yaratılmış bir zaittır. Umarım ki seni umduğuna kavuşturur, yürü aslanım işin rast gelsin, diyerek konuğunu uğurladı. Kâh ümit, kâh üzüntü ile devam eden iki saat yolculuktan sonra yolcu. Bey'in selamlığına indi. Kalabalık bir misafir kitlesine akşam yemeği yenilip kahveler içilirken tatlı bir sohbet başlayacağı sıradaydı ki yolcu, selamlığın eşiğine eğeri, Bey'in önüne de gemi bırakarak maksadını, başından geçenleri bir bir anlattı.

Bekir Bey, muhatabının tavrındaki ciddiyetin, sözlerindeki tatlılığın tesirine kapılmıştı. Onu derin bir alaka ile dinliyor, ara sıra hayıflandığını yaptığı işaretlerle gösteriyordu. Bir aralık:

-Oğlum, hiç üzülme. Senin gibi bir yiğide layık layık vazife yanımızda da bulunur, deyince yolcu:

Beni mükaddes cihat yolundan alıkoymak isterseniz emirlerinize bir evlat itaatiyle boyun eğmek vazifem olur, cevabı ile karşılaşan Bey:

-Teşekkür ederim evlat. Üç gün misafirimsin. Ondan sonrası düşünülür. diyerek yakınlarına oturtur.

Halini, hatrını sorar, fazla iltifatta bulunur. Dördüncü gün oğlum yorgunluğun geçti. Artık arzunu yerine getireyim. Eğeri al, avludaki dört asil atımdan hangisini beğenirsen eğeri üzerine vur, gemi tak, yanıma gel diye tembih eder. Bu işleri yapıp sevinçle avdet eden yolcunun cebine bir kesede para bırakarak:

-Yolun açık olsun. Kahraman mücahidin layık olduğu, gönlümün de arzu ettiği derecede yardım edemediğime müteessifim, deyince yolcu:

-Sizden gördüğüm iltifat ve himayeye ömrümün sonuna kadar unutmayacağım, diyerek Bey'in elini öper ve sevinç gözyaşları ile yoluna devam eder.


[1] Kıldan yapılmış pipo.