Güney hududu boyunca 350-500 metrelik bir şerit içerisine dökülmüş olan mayınların devlete ve vatandaşa neye mal olduğunu anlatmadan geçemeyeceğim.
Evvela 35 bin dönüm civarında olan mayınlı mıntıkanın istimlaki ve mayınlanması devletimize yüzlerce milyona mal olmuş; ayrıca 33 bin dönümlük çoğu bağ, bahçe ve zeytinlik olan millî servetin atıl kalmasına ve yüzlerce vatandaşın ölümüne, kolsuz ve bacaksız kalmasına sebep olmuştur.
Bugünkü görünüşü ile bir dikenlik hâlinde vahşet ifade eden, gülünç ve itibar kırıcı bir manzara arz etmektedir. Bu hâlini her üç koalisyon hükümetinin en selâhiyetli bakanları görmüş, aynı acıyı duymuş, zarar getirdiğini anlamış ve derhal değiştirilmesi için gerekli teşebbüse geçeceklerini vaat etmiş olmalarına rağmen maalesef bugüne kadar hiçbir faaliyet gösterilememiştir.
Gayriresmî bazı kimseler mayınların tekniken kaldırılmasına imkân olmadığını söylemekte iseler de sınır dışındaki komşu tarla sahiplerinin bitişiğindeki kısmın mayınlarını toplayarak tarlalarına kattıkları da bir vakıadır.
Yine kanunun koyduğu bazı tedbirlere istinaden mayınlı mıntıka olan 350-500 metre dışında kalan arazi ve meralarına vatandaşın girmesine ve tasarruflarına mâni olunmaktadır. Ayrıca hudut dışında kalan arazilerine, kanunî hakları olarak pasavanla gidip gelmek mecburiyetinde olan vatandaşlara her yönden müşkülat çıkarılmakta, çok zaman hudut karakollarında saatlerce bekletilerek işlerine gitmelerine engel olunmaktadır.
Bütün bu ıstırapları kaçakçı değil, maişetini kazanmak için bağ veya bahçesine gitmek mecburiyetinde olan ve kaçakçılıkla alakası bulunmayan vatandaşlar çekmektedir. Bu tedbirlerin kaçakçılıkla bilmem ne alakası vardır? Kaçakçılığın zecrî tedbirlerle değil, ancak iktisadî tedbirlerle önleneceği geçmiş tecrübeleriyle artık bir vakıa hâline gelmiştir. Bizde de tuz, şeker ve rakı kaçakçılığı bu şekilde önlenmiştir. Bu konuyu da geçen yıllarda yapmış olduğumuz konuşmalarımızda bi't-tafsil arz etmiş olduğumuzdan tekrarlamaya lüzum görmüyoruz.
Esasen kaçakçılığın yapılmasına sebep olan amiller de ekonomiktir. Mesela cenup hudutlarımızda şimdiye kadar çay kaçakçılığı yapıldığı işitilmemiş olduğu hâlde, bu bölgede kullanılmakta olan ekstra tekel çayının kalitesinin bozulması ve filiz çayının daha pahalı olması yüzünden çayın da kaçakçılığı başlamıştır. Tedbiri alınıp kısa bir zamanda piyasaya kaliteli tekel çayı sürüldüğü takdirde çarçabuk önlenir. İhmal edilirse de kökleşir. Onun için Tekel idaresinin bir an evvel tedbirini almasını rica etmekteyiz.
Çuvallarla ve kamyonlar dolusu kahvenin yurdumuza kaçak olarak sokulmasının sebebi de aradaki 25 liraya yaklaşan fiyat farkı değil midir? Bu fiyat farkını kaldırdığımız, yani kahvenin yurt içerisindeki fiyatını 25 hatta 20 liraya indirdiğimiz takdirde kaçakçılığı derhal durur ve Tekel de bundan zarar etmez. Çünkü Tekel kahvesinin sürümü artacak, bir milyon tondan beş milyon tona çıkacak ve şimdiye kadar yurda kaçak olarak giren 4 milyon kilo kahvenin sürümünden Tekel daha çok kazanacaktır.
Kahvenin bol miktarda ve kamyonlar dolusu (çuvallarla) huduttan nasıl geçirildiği hikmetine gelince: Bunun da mayınlı araziden geçemeyeceği âşikâr olduğuna göre kaçakçılığı men ve takibi ile mükellef olan seyyar jandarmanın sıkı kontrolü altında bulunan bir hudut kapısından anlaşmalı olarak geçtiği hakikati meydana çıkar. Bunun önlenmesi ise teşkilatın vazife ve mesuliyet anlayışına ve dürüst, sivil ellere devriyle mümkün olacağı kanısındayız.
Bütün bu temennilerimizi ihtiva edeceğini ümit ettiğimiz yeni ve mütekâmil men ve takip kanununun bir an evvel çıkarılmasına azami gayret sarf edilmesini sayın hükümet erkânından hassaten rica etmekteyiz.
(1965 Bütçe görüşmelerinde Senatoda yaptığı konuşmadan alınmıştır).