Nükteleri, Kelime oyunları – Tarihleri

Nükteleri, Kelime oyunları


Ağanın en ziyade muvaffak olduğu iki saha vardır: Biri nükteperdazlık, diğeri tarihçiliktir.

Nüktelerini ve kelime oyunlarını birçok defa hazırcevaplık şeklinde, irticalen yapmıştır. Yazılarında da zemin ve zamana uygun, zeki buluşlarla temayüz eden kelime oyunları görülür. Bununla beraber nükte yapmak iptilası, ona birçok soğuk, suni şeyler de yazdırmıştır. Buraya birkaç misal geçirelim:

Ağanın İstanbul seyahatinde Sadrazam Keçecizade Fuad Paşa, bir ziyafette ona sofradaki güzel üzümlerden ikram ederek:

— Ağa, buna “Çavuş” derler. Antep’te de böylesi bulunur mu? deyince Hasırcıoğlu derhal şu cevabı vermiş:

— Paşa hazretleri, bizim Antep’te öyle üzümler var ki İstanbul’da olsa “Müşür” derlerdi.

Süleyman Refet Paşa’ya yazdığı bir teşekkür kasidesindeki:

Ömrümü davatına hasreyledim ihlâs ile
Buriyadır denmesün hakka Hasirî himmeti

beytindeki (hasretmek, Hasirî himmet) kelimeleri Hasırcızadeliğiyle münasebetlidir. Farsça (bûriya) kelimesi de (hasır) manasınadır. Ayrıca (riya) kelimesinin evveline (bu) sözü getirilmekle yapılmış bir terkip olabilir. Bu suretle birbirinden farklı iki türlü mana ifadesine müsaittir.

İstanbul’dan oğlu Ahmed Efendi’ye yazdığı bir mektuptan:

“…… Bizden sual eder isen mesarife yüz vermediğimiz gün yüz kuruş yevmiye ile iktifa ediyoruz. Tütünün batmanı iki yüz kuruşa… Üç yüz kuruşluğu dahi vardır. Muhlis Efendi’ye [1] sor. İstanbul’un hâlini eyice bilir. Artık derya masrafı ki vapur ve kayık kirası, başkaca sudan bir masraftır.”

Karabıyıklı köyünden Ömer Ağa hakkında:

İhtiyar ise de gence de benzer
Karabıyıklı, ak sakallı Ömer


“Celâlettin Rumî’ye intisap” adlı manzumesinden:

Sür Bâb-ı âsitânına yüz, olma derbeder
Derman bu derde var ise ancak bu derdedir.

Bu beytteki (bâb, derbeder, derd, der) kelimeleri arasında lafız sanatı yapılmıştır: İkinci mısradaki (derde) kelimesinin her biri, hem (derd) kelimesine (e) ilâvesiyle hem de (der) kelimesine (de) ilâvesiyle yapılmış farz olunabilir.

Halep’ten gelip Urfa ve Rakka’ya giden Vecihi Paşa’ya kaside yazarken meselâ şöyle mazmunlar buluyor:

“Paşa ahaliye Halebî nimeti sebil etti.”
Yani “nimet sütünü bedava dağıttı.”

Bu sözle Halep ve Halep’teki Sebil mevkii hatırlanmaktadır.

Paşa “hüsn-i tedbiri ile Rehâ’yı şerden rehâ etti.”
Rehâ, hem Urfa hem de kurtarmak manalarınadır: “Urfa’yı şerden kurtardı.”

“Onun vuslatı Rehâ’yı gülzâr-ı cinân etmez mi?”

Bu sözle de Peygamber İbrahim’in Urfa’da ateşe atılması ve ateşin kendisine gülzâr olması kıssasına işaret edilmiştir.


“Rakka’nın hâline rikkatle merhamet etti.”

Acımak manasına gelen (rikkat) kelimesiyle (Rakka) ismi arasında da bir lafız yakınlığı vardır.

Tarihleri

Tarihleri, ağanın en ehemmiyetli eserleridir: Bir hadisenin vukuu tarihini ebced hesabıyla gösteren mısraları mevzuya uygun bir münasebet ve mana ile süslemek hususunda ağa hakikaten mahirdir. Onun iki yüz kadar tarihini elde etmiş bulunuyoruz. Bunların pek azında muvaffakiyetsizlik vardır.

Tarihlerinin büyük bir kısmı ölümlere aittir. Bir kısmı da memuriyete tayin olunanların, terfi edenlerin, rütbe alanların… tebrikine dairdir. Doğum vakalarına, bazı eşhasın eda-yı haccına, çeşme, su yolu, köşk, mektep, kışla, cami, han gibi tesisata… tarihler yazmıştır.

Ali Paşa’nın son sadaretine yazdığı kasidede, kendisinin pek methettiği bir müsenna tarih vardır ki her mısrası (1283—1867) rakamını bildiren bir beyttir: Her iki mısradaki harfler muhtelif kelimeler içinde geçmekle beraber birbirinin aynıdır. Böyle olunca bir mısradaki noktalı harfler diğer mısradaki noktalı harflere, noktasızlar da noktasızlara muadil olur. Kezalik bir mısranın birler, onlar, yüzler hanesinde bulunacak ebced harfleri öteki mısradakilerle aynı olur. İşte bundan istifade edilerek her iki mısradaki bu grupların yerleri birbiriyle değiştirilmek suretiyle aynı tarihi birçok yollardan çıkarmak mümkündür.

Sürurî’nin böyle bir beyti vardır ki kendisi bundan 22 suretle tarih çıktığını beyan ettiği hâlde ahlâf 64 suretle tarih çıkarmıştır.

İşte Hasırcıoğlu’nunki de bunun naziridir. Fakat o, Sürurî’nin tarihini beğenmemekte ve:

Sürurî cünd-i harbiden çıkarmış gerçi kaç tarih
Hurûfâtı nizâm üzre değil, uymaz bu alaya

demektedir.

Kendi tarihi hakkındaki sitayişlerinden birkaç beytini alıyorum:

Ne tarih ol ki her mısraları lebrîz-ü tam oldu
Hurûfu birbirinin aynıdır, Elif elfe, yâ yâye

Der-i kasr-ı hünerde vazolunmuş iki mısradır
Çıkar tarihler andan ki gelmez hasr u ihsâye

Benim tarihimin yoktur nazîri, aks u tard ile
Meğer akseyleye timsâli mirât-ı mücellâye

Müverrihler tevârîhi selefte yazmamış mislîn
İki şâhidlerimdir gilk ile safha bu davaye

Hasûdü şîn-bîn’in aynine mîl oldu her elfî
Dokunsun bağrına hançer gibi baktıkça herraye

Gerek Sürurî’nin gerek Hasırcıoğlu’nun tarihlerindeki sanat hakkında bilâhere neşredeceğimiz etüdde uzun boylu izahat vardır. Bu hulâsada o ciheti tafsil etmeyerek yalnız bu tarih beytini almakla iktifa ediyorum:

Şehi Ali nesep bu sadrın âlâ aradı ehlin 1283
Yine ensep görüldü sadr-ı âlî Âli Paşa’ya 1283—1867

Fuad Paşa’nın vefatına tarih:

Düştü bâ-rahmet-i Hak fevte münasip tarih
Sadr-ı Firdevs makam oldu Fuad Paşa’ya

1285—1869

(“Sadr”ın göğüs, “Fuad”ın kalb manasına gelmesinden istifade edilmiştir.)

Sami Paşazade Subhi Paşa’nın Suriye valiliğine:

Bu tam tarih doğdu mihrâsâ meşrık-ı dilden
Kudûm-i Subhi Paşa pek münevver eyledi Şâm’ı

1288—1871

(“Subh” yani sabah kelimesiyle “Şâm”ın akşam manası düşünülerek kelime sanatları yapılmıştır.)

Hasan Efendi’nin Arasa’ya getirdiği su için:

Çıkınca âb-ı safî söyledim meşrebce bir tarih
Hüseyin’in aşkına kıldı Hasan mâi sebil icrâ

1291—1874

Şerbetçi Ali’nin vefatına:

Çekti eyvah kim ecel camını Şerbetçi Ali

1294—1877

Kahraman Ağa’nın vefatına:

Çekince iki elin dehirden dedim tarih
Şu pehlivanı ecel, kahramanı vurdu yere

1274—1858

(İki tamiyedir.)

Kuzu Mehmed’in vefatına:

Canın Kuzu Mehmed hakkına etti kurban

1270—1854

Kendi kerimesinin vefatı ile hafidinin doğumuna:

Kevne bir dür geldi amma, ah kim gitti sadef

1277—1861

Gümüş Kasteli için:

Verdise âb-ı teşneye Battal Bey aldı dua

1263—1847

Sayı doldurmak için konulmuş lüzumsuz kelimeleri ihtiva eden birkaç tarih:

Göçtü âlemden bu Ahmed Muhlis Efendi bu sâl

1303—1886

Şeyh Abdullah Efendi göçtü hâlâ âh âh

1298—1881

Tıfliyken gitti Muhammed Şakir eyvah âh âh

1291—1874

Devam edecek

[1] Muhlis Efendi Ağa'nın kardeşi oğludur. Birçok memuriyetler yapmış ve İstanbul’da bulunmuştur.