VII
Dert tutup derman bulamıyasıca! (— bulamıyasın!).
Ekmeği davşanın (tavşan) sırtında bulasın.. Yavrum!
Ekmek atlı, sen yayan olasın! (Öncekinin bir eşi).
Ekmeğim (yahut; yediğin ekmek, veya: yediğin tuz ekmek) gözüne, dizine dursun! (— durasıca!). Yahut: Ekmeğim gözünü kör ede! (— eder, etsin!).
Elin kınla! veya: elin ayağın kınla!
Ettiğini bulasın! (Bu söz bazen bir: Allah.... nidasıyla başlar.)
Evinde ölmiyesin! (çok vakit gülümsenerek söylenince bir latife sayılıyor. Fakat: Duvar dibinde, köşede bucakta kalasın! sözü eklenince ciddi olur ve bir türlü bedduadır.
Geberesice!
Gidişin ola da gelişin olmıya!
Helvan katıran ola., ha! (Ciddî olmayıp lâtife tarzını ima için; — olmıya! denir.)
İki yakan bir araya gelmiye! (Yahut:- bir olmasın!).
Kara kara dert. (Çocuk ağlamasında emzirirken: memeyi al da yahut!) sözü katılır.
Kırt çalasına! (Kilis'te).
Kara kara dert yiyesice! (çocuklara).
Kuzul kurt!... (Bu belki doğrusu olarak’ “Kızıl— kurt,, un bir kullanışıdır.
Kül başına, vay halına!
Maraz gele bedenice!(En çok Kilis'te söylenir).
Sürüm sürüm sürünesice! (— sürünesin!).
Şaplak dönesice!
Şişe kalasıca!
Tuz (duz şeklinde kullanılır) ekmeğim gözüne, dizine dursun!
Yaşına, ömrüne doymıyasıca!
Yek yek yelesin de karlık günde ölesin!
Yetmiyesice, yahut: Yetip te yerişmiyesice!
Yüreğin, böbreğin tükene! (Çocuklar annelerini üzdükleri zaman).
Zift, hatran olun! (Bazan tavzih edilerek söylenir: Yediğin içtiğin....) Haranı olsun! demektir.
İnanmalar ve âdetlerden parçalar
Köylerde evlenme işi: Evlenmekte küfüv meselesi çok vakit düşünülmez. Bu işte yalnız yiğitlik ve paranın rolü vardır. Nişanlanma ise kızın anasına bir düğürcü göndermekle olur. Ana da hocasına danışır...
Nikâh: Nikâh şerbeti içmek üzere belki başlıca bir nikâh daveti yoktur. Gizli yapılır. Çünkü korkarlar: güveğinin (erkekliği) sevmeyenleri veya düşmanlan tarafından bağlanmak ihtimali vardır.
Eve giderken: Önüne çıkan bir yılanı görüp onu öldürdüğünde: İşimiz uğur inşallah derler.
Cenazeyi bekleme: Kedinin cenazeyi parçalaması düşüncesi iledir.
Turfanda bir şey yenirken bazı kimseler: “Allah bizi çoluk çocuğumuzla bugünlere yetişire!.” Derler.
Bir çok kadınlarımızca Salı günü, çamaşır yıkamak, yorgan kaplamak. Bazı erkeklerce traş olmak fenadır. Uğur gelmez.
Cuma günü, gene bir çok kadınlarca, ev süpürmek, ve başka her hangi türlü temizlik yapmak—İnsanın devletini giderir korkusuyla— fena veya uğursuzdur. (Temizliği çok sevenler bunu ancak bir gün önceden, yani perşembe günü temin eder: Cuma sabahı erkenden kalkıp temizlik yapar; temiz olan yere [eve] Melâik iner, derler.
Cuma günü yeni bir elbise veya entari giyilirse öte dünyada [yani ahirette] sorgu suali olmazmış.
Cuma günü, baş yıkanırsa, çok su sarf edildiği halde bile [israf sayılmamakta olduğundan] sorgu suali olmazmış.
Cumartesi günü, sabun almak fenadır. İnsanın öleceğine alamet olurmuş.
Gün battıktan sonra, çamaşır kazanı, tencere, kahve tavası ve hatta ateş vs. gibi isli olan şeyler alıp vermek fenadır.
Gece kızların saçı taranırsa bahtı bağlanır; gece aynaya bakan kız da garipliğe düşermiş. [Yani başka memleketten bir adamla evlenirmiş].
Çakı veya sabun bir kimseden alınırken veya bir kimseye verilirken elinin tersi (dış yüzü ) üzerine konularak alınıp verilmek âdettir. Böylece yapılmadığı takdirde o iki kimse arasında bir durgunluk, küskünlük veya düşmanlık hasıl olmasına sebep olurmuş.
Yatmakta veya uyumakta olan bir adamın bedeninin üzerinden geçmek o adamın [yani yatanın] ömrünün kısalmasını mucip olurmuş.
Yazan: C. GÜÇYETMEZ
— Bitti —