ARICILIK VE ARILAR HAKKINDA

Gaziantep ve çevresinde dört türlü arı vardır: 1- Eşek arısı, 2- Kör arı, 3- Kızıl arı, 4- Bal arısı. Bal arısı faydalı, ötekiler zararlıdır. Eşek arısı, kör arı ve kızıl arı; bal arısını öldürürler, hem de bağlara zarar verirler. Bal arıları zahter ve sütlüğen denilen otları yerler. Bu otların çok olduğu yıl bal da çok olur. Zağlar denilen otla beslenen arıların yaptıkları bal beyazdır. Sütlüğen denilen otla beslenen arıların balı biraz sarı olur.

Köylerde halkın çoğu bahçıvandır. Bahçelerde gayet güzel alma, can eriği, zerdali (mişmiş), kayısı, yaz ve kış armutları, vişne, kiraz, nar, incir, fıstık, badem, ceviz gibi meyve ağaçları ile birlikte kerestelik kavak, söğüt, çınar ağaçları da yetiştirilir. Gaziantep ve çevresinde yetiştirilen sebzeler şunlardır: Patlıcan, biber, domates, maydanoz, soğan, sarımsak, nane, tarçın, bamya, hıyar, karpuz, kavun; aynı bölgede arpa, buğday, mısır darısı, nohut, mercimek, ak darı, fasulye yetiştirildiğini de unutmamak gerektir.

Gaziantep şehrinde yerleşmiş olan halkın civar köylerde toprağı yok gibidir; köylerde toprağı olan Gaziantepliler, köylülerle ortaklaşa ekim yaparlar. Bu takdirde elde edilen mahsulün yarısı toprağı eken köylüye ve yarısı da toprak sahibine ait olur.

AĞAÇ DİKME

Gaziantep ve çevresinde ağaç yetiştirmek için fundalık denilen yerlerden fidan çıkarılır. Fundalıktan çıkarılan fidanlar ekim ayından itibaren bahçelere dikilmeye başlanır. Fidan dikilirken bir çukur açılır, bu çukura madenî para atılır; ondan sonra fidan yerleştirilerek çukur toprakla doldurulur ve “Ya Rab, sen rast getir, emeğimizi zayi etme.” denilir. Bu suretle ağaç dikilmiş olur.

BAĞLARA ZARAR VEREN HAYVANLAR

Bağlara zarar veren hayvanların başında tırtıl gelir. Tırtıl dalların sonlarında toplandığı için dal kesilir, ağaç tırtıldan kurtarılmış olur. Bağlara zarar veren hayvanların biri de “pirecik”tir. Pirecik’ten ağacı kurtarmak için "kıfır" denilen bir nevi katranı ağacın dibine sürmek kâfidir. Kıfır, pireciğin ağaca tırmanmasına engel olur.

HUBUBATA ZARAR VEREN HAYVANLAR

Gaziantep ve çevresinde hububata zarar veren hayvanlar danaburnu, kösnü (köstebek) ile farelerdir. Bunlar sıçan otu denilen zehirli madde ile öldürülürler.

KEÇİLERE VE KOYUNLARA ZARARLI NEBATLAR

Kırlarda yetişen ve “çerçöpü” denilen bir ot vardır. Bu ot keçileri ve koyunları zehirler. Keçi ve koyunları zehirleyip öldüren başka bir nebat da “geliç” adı verilen ottur. Bu yalnız keçiler ve koyunlar için değil, sığırlar için de zararlıdır.

HAYVAN HASTALIKLARI

Bu bölgede hayvan hastalıklarının başlıcası tabaktır. Bu hastalığın alametleri şunlardır: Hayvanın ayakları arasında çıban çıkar, ağzından salya gelir. Bu hastalık öldürücü değildir fakat saridir. Hayvan hastalıklarından biri de “karayanık”tır. Bu hastalık da sari ve aynı zamanda öldürücüdür. Hastalığın alameti; hayvanın burnunda at nalı büyüklüğünde şişler hâsıl olur, bu şişlerden sarı bir cerahat gelir ve hayvanın o kısmını adeta çürütür.

Bu iki hastalıktan tabak hastalığının tedavisi için katran, zeytinyağı ve göztaşı ile bir pomat yapılır. Fakat karayanığın ilacı yoktur. Karayanığa tutulan hayvanların etini bu çevrede yemezler.

Bu bölgede görülen hayvan hastalıklarından biri de çiçektir. Çiçek hastalığına en çok koyunlarda tesadüf edilir. Hayvanın boğazının altı şişer. Bunun tedavisi için kükürt ve zeytinyağı ile yapılan bir merhem kullanılır.

Gaziantep ve çevresinde koyuna “melek”, keçiye “şeytan” derler. Öküz de köylülerce sevilen ve uğurlu sayılan bir hayvandır. Çünkü öküz, çiftçilerin piri olan Âdem Peygamber’e hizmet etmiştir.

Keçi ve koyuna sıcak geçerse samsaklı (sarımsaklı) koyu ayran içirirler. Sıcak geçen hayvanların ağızlarından salya ve burunlarından sümük gelir. Kırlarda yetişen baldıran otu öküzleri şişirir ve neticede öldürür. Buna karşı halkın kullandığı ilaç; hayvanın ağzına zeytinyağı akıtmak ve soğan vermektir.

Keçi ve koyun "ötürük" denilen bir hastalığa da tutulur. Bu hastalık en çok ilkbaharda taze çayır zamanında ve hayvanların kuzuladığı sırada olur. Ötürük keçi ve koyunu kırar, bunun tedavisi de kabil olmaz. Ancak ilk defa ötürükten ölen hayvanın ayakları kesilip ağıla veya ahıra asılacak olursa öteki hayvanlar hastalıktan kurtulur. Bundan başka; kırmızı renge yeni boyanmış yün ipliğinden bir parça, ötürüklü hayvanın pöçüne bağlanacak olursa hayvan iyileşir. Pöç, keçinin kuyruğu demektir. Yün ipliği koyunlarda kuyruk üzerindeki yüne bağlanır.

Öküz ve keçi hastalıklarından biri de yeldir. Yele tutulan hayvanlara dağ çekilir. Dağ çekmek demek; hayvanların omuzlarını, kulaklarının arkasını, eğe kemiğinin üstünü, arka tarafından kaba etinin üstünü çok kızdırılmış demir şişle yakmak demektir. Dağlandıktan sonra öküz ve keçi yelden kurtulur.

Koyuna arız olan tufeyli hayvanlar koyunu çok zayıf düşürür; buna karşı köylünün kullandığı ilaç, sarı katran ve kükürt mahlutudur. Bu mahlut, tufeyli hayvanın bulunduğu yerlere sürülür.

Atlar ve merkepler ruam hastalığına tutulduğu zaman; susam yağı, tütün tozu, kırmızı biber ve Hint yağı çıkarılan nebatın çekirdeği bir arada dövülüp elde edilen mahlut hayvanın burun deliğinden akıtılır; bu takdirde atlar ve merkep ruamdan kurtarılır. Uyuz olan hayvanlar için kullanılan ilaç da şudur: Baldıran otunun suyu tuzla karıştırılır, hayvanın üzerine sürülürse bu suretle uyuz tedavi edilmiş olur.

Hayvan bitlenirse deli tütün kaynatılarak suyu hayvanın üzerine sürülür. Deli tütün içilmeyen tütündür; Gaziantep ve çevresinde çok ekilir, Mısır ve Suriye’ye ihraç olunur. Hayvanlar sancılanırsa kulaklarını delmekten maksat kan çıkarmaktır. Atlar sancılanırsa ön ayaklarındaki damarlardan kan alınır. Kan alınan yere merkep gübresi bağlanır.

Soğuktan ve yorgunluktan öküzler "kurbağacık" hastalığına tutulursa bir miktar sarımsak tuzla beraber dövülür, bu mahlut hayvanın boynuzlarının arası biraz yarılarak sürülür. Bundan başka dağlarda yetişen kızılcık otu yakılarak hayvanın karnı altında üç defa dolaştırılır, bu suretle hastalık tedavi edilmiş olur.

Deveye çok ağır yük yüklenirse sidiği tutulur. Bunun tedavisi için hayvanın ağzına rakı akıtılır. Deve hastalıklarından biri de koltaktır. Bu hastalığa tutulan devenin iki ayağının arası karpuz büyüklüğünde şişer. Bu hastalığın tedavisi biraz güçtür. En iyi tedavi tarzı şişin etrafını dağlamaktır. Develeri uyuzdan kurtarmak için zeytinyağı ile katran mahlutu hayvanın üzerine sürülür. Bu tedavi tarzı tatbik edilmediği takdirde uyuz devenin yüreğine vurur ve hayvanı öldürür. Deve bazen de deli olur ve etrafa saldırır. Böyle çıldıran devenin ağzını bağlarlar. Hayvanı kırk gün bir yerde bağlı tutarlar. Deve ancak kış aylarında çıldırır, bu hastalık başka aylarda görülmez. Deve kabız olursa hayvana kuyruk yağı içirirler. Eskiden devecilik Yahudilere mahsus imiş. Hatta develer hastalanırsa bir Yahudi çağırılır, hayvanın kulağı çektirilirmiş.

Atlar sancıya tutulursa bir ağaç dalının ucu sivriltilir, burnuna sokulup genzine batırılır, bir miktar kan çıkarılır. Bir de kuyruğunun ucu ustura ile kesilerek kan çıkarılır. Atlarda sancı, hayvanın yorgunluk hâlinde soğuk su içmesinden ileri gelir.

Atların arka dizlerinin şişmesine “karakuş” hastalığı denilir. Bunun tedavisi için dizlerin sağ ve solundaki damarlardan kan alınır yahut şişler dağlanır. Atlara arız olan hastalıklardan birisi de “kızıl kurt”tur. Buna tutulan hayvanların kulakları düşer, hayvan sancılanır ve sancının tesiri ile debelenir. Atların ayakları tutulursa ayaklar dağlanır ve üzerine katranlı bez sarılır.

Enver Sadık KOÇAK Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Mayıs 1960 Sayısından