NİHAİ METİN

Sene 1911 — 24 Yaşındaki Çırak — Ermeni Zihniyeti — Ustaya Haftada Beşer Altın Veren Çıraklar — Türk Cemiyeti — Bonjur, Frank, Edigot — İlk Terzimiz Abdullah Daleren

Bundan 47 sene evvel Antep, Halep’in kazası iken, bütün sanatkârlar Ermenilerden müteşekkilmiş. Ermeniler "Türk çocukları bizim sanatımızı öğrenir" diye yanlarına çırak almazlarmış. Türkler de sanat öğrenmek için can atarlarmış; ne yazık ki ellerinden bir şey gelmezmiş. İşte bu sebeplerden dolayı şehrimizde; Tahsildar Emin Efendi, Alevli Mustafa Efendi, Ali "Beşe" Efendi, Bal Hakkı Mustafa Efendi, Alacacı Abdi Efendi ve Saraç İbrahim Efendi'den müteşekkil bir heyet, Türk çocuklarını sanatkâr yetiştirmek için bir cemiyet kurmuşlardır.

Bu cemiyet, her fırsatta sanatın Türklere geçmesi için teşvik edici mahiyette hareketler yaparlarmış. Bu hususta evinde rahatsız ettiğimiz, şehrimizin ilk terzisi 1297 doğumlu Abdullah Daleren şöyle anlatıyor:

"Babam çiftçi idi. Ben de çiftçilik ediyordum. Fakat her fırsatta Ermeniler gibi sanatkâr olmak istiyordum. Bir gün, Besni'de terzilik yapan Selam Ağa'nın oğlu Mehmet Ağa isimli bir terzi, bozulan makinesini tamir ettirmek için şehrimize gelmiş. Her nasılsa yukarıda bahsettiğimiz cemiyet azalarından Saraç İbrahim Efendi bu terzi ile tanışmış. Şehirde kalması için elinden gelen yardımı yapmış ve terziyi cemiyetin bulunduğu hücreye getirmiş. Beni çağırdılar:

— Senin işin yok. Bak, bu ustaya dükkân açacağız; sen de bunun yanında çırak olarak çalış, terzilik öğren.

Ben o zaman 24 yaşında idim. Sanatkâr olmak hevesi de vardı içimde; başımı sallaya sallaya o yaştan sonra çırak olmayı kabul ettim. Karagöz Caddesi'nde Görenlerin dükkânını tuttular. Ben de kendi kesemden bir masa ile bir ütü aldım; ustaya işe başladık. Bundan sonra Sabancının oğlu Mehmet, Emin Bağdadi, Küçük Hüseyin’in oğlu Ahmet Mantarzade, Mehmet Nuri 'Maral' ve Hamo Hoca’nın oğlu Şükrü 'Dündar' isimli yeni çıraklar geldi. Yalnız her gelen çocuğun velisi ustaya haftada 5 altın veriyordu. Her fırsatta çıraklar ustaya 'Bizi iyi öğret' diye çıkışırlardı. Demek ki gelen Türk çocukları sanat öğrenmek için can atıyorlardı.

3-4 ay sonra çoğaldık. İkinci bir dükkân açtık. Birinci dükkâna ben, ikinci dükkâna Mantarzade M. Nuri 'Maral' bakıyorduk. Hani ya!.. Usta da usta idi. Her akşam kafayı çeker, aldığı paraları böylece batırırdı. İster iyi ister kötü dikilsin, her Türk yaptıracağı elbiseyi bize yaptırırdı. O zamanın giyim eşyası olan ceket, pantolon, fermana, entari ve şalvar dikerdik. Altı ay sonra usta gitmeye kalktı. Biz o zaman ustaya daha fazla haftalık verdik.

Biraz eli yatışan M. Nuri 'Maral' Halep’e gitti. Orada bulunan Türk ustası Kadri Buloni’den makas öğrendi. Bu şekilde, Ermenilerin bize öğretmedikleri terzilik de şehrimize ilk olarak Türk çocuklarının eline geçmiş oldu."

Şimdiki Terziler Cemiyeti Başkanı Mahmut Öztahtacı anlatıyor:

"Ben Nuri Maral’ın yanına çırak olarak girdim. 5 ay çalıştım. Bir at meselesi yüzünden usta ile aramız açıldı. Babam da 'gitme' dedi. Bu arada Ermeniler Türklerden korkmaya başladı. 'İleride ne olur ne olmaz' diyerek Türk çocuklarından yanlarına çırak almaya başladılar. Ben de o zamanın en iyi terzisi olan Ermeni Eğon Sarkiz’in yanında çalışmaya başladım. O zaman bütün hükümet erkânı Bonjur, Edigot ve Frank giyerlerdi. Ve bunların hepsini de biz dikerdik. Bu ustanın yanında tam altı sene bedava çalıştım. Bundan sonra Fransızların şehrimize girmesi üzerine, bundan cesaret alan Ermeniler bir kararla yanlarında çalıştırdıkları Türk çocuklarını işten çıkarttılar. Bundan sonra seferberlik olması dolayısıyla şehrimize Mısır, Halep ve Cebellüpınar'dan gelen askerler içerisinde çok güzel sanatkâr terziler vardı. Bunlardan da çok fayda gördük.

Şimdi ise cemiyetimizde kayıtlı 150 terzi vardır. Bunların içerisinde öyleleri var ki İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerimizin en kıymetli terzilerine taş çıkartırlar. O günden bugüne kadar biz de 40'tan fazla terzi yetiştirdik. Tabiri caizse kuluçka makinesi gibi hâlâ da yetiştirmekteyim."

Röportaj: İbrahim KÜÇÜKDAĞ