SAYIN OSMAN TUZCU

Mesut bir tesadüf olarak askerliğimin bir yılı Gaziantep’te geçti. Bu müddet içerisinde Gazi yurdun sayılmaz, tükenmez özelliklerine vakıf oldukça ısındım. Isındıkça da sempatiden, sevgiden de öte bir hisle bağlandım.

Yiyeceği ile, eğlencesi ile, çırağı ile, ustası ile, işçisi ve patronu ile, esnafı ve tüccarı ile, köylüsü ve kentlisi ile, konuşması ile, deyimi ile, taşı ile toprağı ile bambaşkadır bu şehir.

Fahri hemşehrimiz Gazi Mustafa Atatürk, Gazianteplileri kahramanlık örneği olarak göstermiştir. Fakat eminim ki eğer bu şehirde bir müddet kalsa idi, bütün insanlara çalışmada, hayat mücadelesinde, insan ilişkisinde ve eğlencede de sizleri örnek sayardı.

Ne mutlu sizlere Gaziantepliler...

Askerliğimi yaptığım 1945 yılından bu yana, her yıl muntazam Gaziantep'i ziyaret ederim. Yorucu iş hayatının dinlenme günlerini ne denizde, ne kumda, ne de tarihi kalıntıların arasında geçirmeyi asla arzu etmiyorum. Sadece Gaziantep'i ve onun kahraman, şirin, sevimli evlatlarını görmek ve onların arasında yaşamak benim daimi hevesim ve zevkimdir.

Şehrinizde bulunduğum sürece, sabahları kaymaklı fıstıklı katmer veya kelle paça, öğlenleri türlü mevsim kebapları, miskler kokan nefislerin nefisi baklavalarınızı kemali afiyetle yer, ellere zindelik dilerim.

Akşamları çeşitli nağmelerin terennüm edildiği sazlarda hatırnaz aşçı, patron ve garsonların hünerli elleri ile hazırladıkları, hiçbir şehirde rastlanmayan özelliklerle yapılmış çiğ köfte ile takviyeli mezelerin eşliğinde birkaç kadeh badeyi seneden seneye yalnız bu şehirde bu şartlarla içebilirsiniz ve o anda kendini dünyanın en mutlu insanı sayarsın.

Son ayrılışıma henüz bir hafta olduğu halde, hasret, sıla acısı gibi içime çökmeye başladı.

Şimdi şu değersiz kelime dizileri ile sizi rahatsız etmemin asıl sebebi olan hadisenin ilgililere duyurulması ricası ile size sunuyorum.

Birkaç zamandır Gaziantep’ten otobüsle her hareket edişimizde Adana’ya varıncaya kadar yolda yapılan kaçak aramalarına alışmış idik. Bu sefer de öyle oldu. Adana’ya kadar ikisi asker, ikisi polis tarafından olmak üzere 4 defa durdurulduk. Arandık. İkinci günü Afyon’a geldiğimizde polis tarafından beşinci bir aramaya tabi tutulduk. Ne bavul kaldı, ne sepet?.. Ne palto kaldı, ne ceket?.. Kadın, erkek, genç ihtiyar; üst baş, saat cebine kadar didik didik arandık. Baklava ve fıstık kutuları bile teker teker bozuldu.

Bavullardaki kadın çamaşırları bile teker teker teşhir edildi. Ne ayıp şey!.. Bir ara polise “bir ihbar mı var?” dediğimde “İhbara ne hacet, 27 plaka ihbar sayılır” diye cevaplandırınca çok ağırıma gitti doğrusu...

Aramada herkes çakmağının, kaleminin, sigarasının dahi hesabını verdikten sonra, sahibi çıkmayan bir buçuk kilo çay, dört metre kadife ve benzeri birkaç ufak tefeği aldılar ve zabıt falan tutmadan iki saat beklettikten sonra hareketimize müsaade ettiler.

Türkiye’de piyasada bulunan milyonlarca çeşit eşyanın üzerinde gümrüğü alınmıştır veyahut yerli malıdır diye damga taşımadığından vatandaşın taşıdığı veya aldığı her şeyin hesabını vermesi herhalde çok sıkıcıdır. Kaldı ki savunmadan aciz kimselerin ellerindeki zati eşyayı müsadere etmek doğrudan doğruya gasp sayılmaz mı? Her ne hal ise... Geri dönelim 27 plaka meselesine... İşte bu çok acı bir gerçektir...

Bu, memleketimizin kalbi olan bir şehrin prestiji meselesidir. Beyefendi, dile getirin bu konuyu... Sayın senatörler, sayın milletvekilleri, sayın içişleri bakanı, sayın tekel bakanı duysunlar... Arama esnasında yanımda oturan bir ecnebi (Polonyalı) bana: “Sizin her ilinizde ayrı gümrük mü var?” dedi. Cevap veremedim. Siz, aynı soruyu yetkililere sorun lütfen...

İşte bu arama sıkıntısı, bu sefer bende büyük bir tesir icra ettiği için, bağrıma taş basarak artık çok sevdiğim Gazikent'e bu rezaletler geçinceye kadar gelmemeye karar verdim.

Özür dilerim senden Gaziantep’im, Gazianteplim, canım ciğerim ağam... Özür dilerim tatlı dilli esnafım... Hoşgör beni hatırnaz garsonum... Bekleme artık beni katmercim, kebapçım, baklavacım... Hepinize kucak dolusu selam… Selam olsun Gazi şehrin dağına taşına ve bütün sakinlerine...

Bekleme artık beni,

Coşturma Allebeni,

Yakacaktır hasretin,

Herkesi, ille beni...

Saygı ve sevgilerimi sunarım sayın Osman Tuzcu, vaktinizi aldığımdan dolayı özür dilerim...

Mustafa DUYGULU (Sabah 5.12.1972)