TÂBİRLER – KLİŞE CÜMLELER – MEŞHUR SÖZLER

Ceh dağıtmak. (Caka satmak.)

Cehenneme gitse bir köseği getirir. (Açık göz... Ne kadar tehlikeli işe memur edilse yine zarar görmez.. Hattâ az çok kârlı bir netice de elde eder.)

Cenah, geçinmek. (Zıt gitmek, birisiyle daima muaraza hâlinde bulunmak.)

Cip yeğin. (Pek çok, pek ziyade.)

Ciciği gevşedi.(Yumuşadı; gönlü oldu; iradesi gevşedi). [Evvelce muhalefet veya mukavemet ettiği halde hoşuna gidecek veya: tamahını celp edecek bir vaziyet hasıl olduğundan.]

Cin cücüğü gibi çağırıyor. (ince veya yüksek bağıran çocuklar hakkında.)

Cini küfür oldu. (Çok asabileşerek küfür etmeye başladı.)

Çan çan çarık oldular. (El âleme rüsvay oldular.)

Çapıt çirişi mi? (O kadar çabuk bitecek bir iş değil). [Çapıt: paçavra. Çapıtı çirişle yapıştırmak, çabuk biten bir iştir.]

Çeft kabuğundan çıkmış. "Ağzına bak, ağzına" demiş. (Yetişen yetiştireni beğenmiyor.) [çeft: meşe palamudunun kabuğu. Çocuğun büyüklerini, talebenin hocasını beğenmemesi gibi hâllere uyar. Şu, Azerî meşhur sözü de buna benzer: “Bağa çanağından çıhıp çanağın beğenmiyor. Çanak: Azerî lehçesinde bazı hayvanların üzerlerini örten sert kabuk.]

Çintik vursan kanı damlar. ( O kadar kanlı canlı ki fiske vursan kanı damlayacak.)

Çık sinir. (Zayıf, kuru fakat sağlam ve kuvvetli adam.)

Çıra ile, çırakma ile. (Gece vakti, ertesi gün bir iş yapılacağından bahsedilirken "çıra ile, çırakma ile" denilmelidir, inşallah yerine geçer.)

Çok çektirmiye "veya" Allah çok çektirmesin! (Oldukça uzun yatan hasta hakkında: ya ölüp kurtulmak, ya iyileşip kurtulmak temennisi.)

Çok tavalar soğuttu. (Çok âlemler, gördü, geçirdi). Çürme çar etti. (Çürütüp telef etti.)

Dağnahısı gün. (Ertesi gün). [Tanla gelen gün, tanlakisi gün.. "Devrisi gün" evde bakınız.]

Dal akıl yatmak. (Kendi ve etrafındakiler! bilmeyecek derecede aklını kaybetmiş olarak, çok hasta yatmak.)

Damarı kırık. (Fahişe).

Damdaki iti hayata sıçırttık. (Belâ uzakta idi. Bu hareketimizle onu kendimize yaklaştırdık.)[Hayat: avlu]

Damdan düşse ayağı üstüne düşer. (En büyük tehlikelerden bile sağ, salim çıkar veya muamelesinde o kadar dürüst ki her türlü imtihanları yüz akıyla geçirir.]

Dananın kazığı koptu. (Kıyametin çivisi koptu).

Dan gelsin, hayrı beraber gelsin. (Bu işi gece yapmaktan vazgeçiniz. Yarın sabah yapınız. Gündüz yapılan iş daha hayırlıdır.)

Dap diri sıçramak. (Sakin, dalgın veya uykuda olan bir kimse, anî ve yüksek ses gibi bir sebeple birdenbire ürkerek sıçramak.)

Dâva tepsoldu. (Dâva fasoldu; niza bitti.)

Dedem Tekit yılından kalma. (Çok eski, Nuh zamanından kalma).. [Dedem Tekit, Dedem Korkut gibi bir şahsiyet mi acaba?]

Değme bana, değmeyim sana! (Etliye sütlüye karışmayan adamın siyasetini ifade eden deyim.)

Deh düşmek. (Dikkat etmek). [Misal: —Dün Orhan'ın üzerinde gördüğümüz elbisenin esmer çizgileri vardı, değil mi? — Hiç deh düşmedim.]

Delinmedik kaba girer. (Kimsenin aklına gelmeyen teşebbüslerle kazanç yolunu bulur, iş adamı.)

Deliye geçit yoklatırlar. (Neticesi şüpheli bir işte akılsızları öne sürerler.)

..... demek dile kolay! (Söylemek kolay, fakat azamet ve ehemmiyetini düşünün.)

Deve tabanı, kaz ayağı! (Kaba ve biçimsiz.)

Deve darı söyliyor. (Saçma sapan söylüyor).

Deve gördün mü?— Vele kolağı! (Ben hiçbir şey bilmiyorum.)

Deven dal mı kanırıyor? (Bu kadar servet ve kuvvet sahibi bir adam mısın?) [Dal kanırmak: dalı çekip bedenden ayırmak.]

Deveyi düze çıkarmak. (İşi yoluna koyduk; pürüzleri hallettik. Yapacağımız iş artık kolaylaştı.)

Devrisi gün. (Ertesi gün). [Bugün devrildikten sonra veya devrettikten sonra gelen gün. ”Dağnahısı gün” de aynı manadadır.]

Dey demey. (Diyor, demiyor: ikide birde diyor ki.)

Dibini dövdü. (Sarf ve istihlâk ederek bitirdi.)

Dibini soğutmıyor. (Arkası arkasına devam ediyor). [Kahve içtikten sonra fincanın dibini soğutmadan aynı fincana tekrar tekrar kahve koyup içmek gibi.]

Dil damak. (Dilli, durmadan söyleyen.)

Dili kurtlu. (Dili durmaz; herkesi ve her şeyi tenkit ve zemmeder.)

Dipten kapıya. (Baştan başa, tamamıyla). [Misal: loğusa kırk gününü bitirdi, Yarın için hamamı dipten kapıya tuttuk. Bütün ahbapları kırk hamamına davet ettik.]

Direzin sökmek. (İki yer arasında mütemadiyen gidip gelmek, mekik dokumak.)

Dişine mi yattın? (Bu işi yapmak için henüz pek erken, sabahtır.)

Dışlık depti. (Rahatlık, keyf kendisini yerinde durdurmadı. Rahatını kaçıracak işlere atıldı). Dolu dol başında. (Vakti gelip çatınca.)

Don yumak. (Çamaşır yıkamak.)

Dük attı. (Turnayı gözünden vurdu. Fevkalâde bir mazhariyete nail oldu; çok muvaffakiyetli bir iş yaptı). [Dük atmak! aşık— gülle oyununda iyi bir atış nevidir.]

Dünya şar bedesten oldu. (“1” Her tarafta şenlik, neşe peyda oldu. “2” bolluk, ucuzluk oldu).

Düzünmüş, koşunmuş. (Süslenmiş, giyinmiş, takıp takıştırmış). Efin tefin oldular. (Parça parça dağılıp mahvoldular.)

Eğesi ağır. (Çevik değil, ağır hareketli, hantal.)

Eksik yanının arbesi. (Noksanını tamamlayan.)

El baştan üstün geldi. (Farz sünneti bastırdı; daha mühim bir vaziyet hasıl olduğu için eski proje değişti; evdeki hesap pazara uymadı.)

Elden ayrıksı. (El aleme benzemez şekilde.)

El elden hükmeder. (Arada vasıta bulunmadan alacaklı verecekli parayı birbirinin eline teslim etmeli.)

Yazan: Gaziantep Mebusu Ömer Asım AKSOY