Gaziantep’in Burç nahiyesine bağlı olan Ufacık köyü Yd. Sb. öğretmeniyim.
Bulunduğum köy 100-150 yıl önce Konya dolaylarından göç ederek buraya yerleşen 8 oymak başkanı tarafından kurulmuştur.
Bunlar: İnce, Kartal, Kız, Karakeçi, Kaya, Koçyiğit, Kütük ve Kahraman. İşte köylümüzün kökü bu kimselerden gelmedir.
Civarımızdaki komşu köyler; doğusunda Gülpınar, güneyinde Pevilge, batısında Kayakent ve kuzeyinde ise Burç nahiyesi vardır. Köyümüzün yol vaziyeti maalesef ki tatmin edici durumda da değildir. Yazın 6 aylık zaman zarfında vasıta çalışıyor. Sonbahardan itibaren yağmurlar başlayıp da yollar çamur olunca köyden Burç’a kadar olan 1.5 saatlik yolu çamura bata çıka katedip oradan da vasıtaya binip şehre inebiliyoruz. Yapılmasını istedikleri yol ise nahiye ile köy arasındaki 6 km’lik çok bozuk olan yoldur.
Köyümüz 50 hanelik olup 327 nüfusludur. Pek artma diye bir şey söylenemez. Eksilmenin sebeplerine gelince; ufacık çocukların bakımsızlık yüzünden doğar doğmaz ölmeleri, bir de yaşama şartlarının daha yüksek bir şekilde devam ettiği şehirlere köylerden yapılan göçlerdir. Bu şehir umumiyetle Antep’tir.
Köyümüzün arazisi 1.5 km² kadardır. Ziraate ve hayvancılığa elverişli olmayan topraklar köy arazisinin 2/3’ünü kaplar. Geçmiş yıllarda köy orman ve meşelikler içindeymiş lakin cahil köylü tarafından kesile kesile bugün köyde 15-20 ağaç çıkmaz.
Köyümüzün mevsimlere göre iklim durumu ise yazlar kurak ve sıcak, kışlar soğuk ve az yağışlı; diğer köylere nazaran da havası daha serttir.
Ele alınması gereken en büyük dert su derdidir. Köyde 6-7 sene evveline kadar nazla akan bir pınar varmış, bütün köy halkı sabahtan akşam ezanına kadar sıra bekleyip su
Su konusunda köylünün isteği zengin bir su olan Kayakent suyunun köye getirilmesidir.
Köylünün geçimini sağlayan tek ziraat kolu bağcılıktır. Tahıl ve sebzeyi kendi idaresi için yetiştirir; ihraç ettiği maddelerden yalnız üzümle pekmezden para kazanır.
Hayvancılıkta çok geridir, ancak kendi ihtiyaçlarını tedarik etmek için beslerler. Çünkü hayvan beslenmeye elverişli bir yer yok, köylünün tarlası dahi taşlar içinde.
Gelelim en lüzumlusu olan ev derdine. Bunlar sağlam oldukları halde diğer yönden inceleyecek olursak sıhhi kullanışlılık, sıcaklık diye bir şey aramayın. Bir tek hava alıp ışık girecek penceresi dahi yoktur. Bazı evlerde ise bir odasında köylü diğer odasında davarı barınır. Zaten yıkanmaya hiç yanaşmayan bu köylülerin bu pis havayı da teneffüs ettikten sonra hastalanmamalarına imkan ve ihtimal yoktur.
Yemekten sonra el-yüz yıkamazlar, yaz kış sokakta yalınayak gezip gelip yatıp oturacak oldukları yerlere basarlar. Bunlar da bir yana köyde bir tanecik olsun tuvalet yok. Büyüğü, küçüğü nereyi bulursa oturup hacetini yaptıktan sonra kalkıp gidiyor. Buralarda üfürük ve afsuna inandıkları gibi doktora da inananları pek çok.
Sabah, öğle, akşam yedikleri şey bulgur ve pekmez. Köyümüzde ne bakkal dükkanı ne de kahve var. Zenginlik, fakirlik diye bir şey aranmaz buralarda; yalnız evinde gaz ocağı, gaz sobası hele bir de radyosu oldu mu parmakla gösterilir.
Köyde okuyup yazma bilenin sayısı 30’u geçmez. Bilenlerin en çok okudukları kitaplar Hz. Ali-Kan Kalesi, Kerem ile Aslı gibi hikayeler. Köy hocasının tesiri altında kalıp da dünyanın bir balık üstünde duran öküzün boynuzunda durduğuna, 2 kere 2’nin 4 ettiğine inandıkları gibi inananlar da çok.
Öznur SUNAR
Ufacık Köyü Okulu Müd. - Gaziantep