13— FANİLA
Bu ya yünden işleme yerlidir yahut da Selanik fanilası denilen fabrika yapmasıdır. Yünden yapılan kışın, pamuklusu da yazın giyilir.
14— GÖMLEK
Gömlek bezden veya beyaz patiskadan yapılır. Yakasız ve kolları geniştir. Göğüs düğmeli veya fermuarlıdır. Bu, bazen dize kadar uzun, bazen de göbeğe kadar kısadır. Makbul olan gömlek bezden yapılanıdır. Çünkü bu cins gömlek yazın teri emdiği için sıhhidir. Kadınların gecelik gömlekleri yakadan dize kadar ve daha dizden aşağı uzundur.
Köylülerin gömlekleri de dize kadar uzun ve kollarıyla eteği boncuk ve ipek işlemelidir. Onlar bunu zubun yerine de giyerler. Köy kadınları da bir cins Arap gömleği denen uzun ve siyah, aynı zamanda kol ve etekleri işlemeli gömlek giyerler. Bir de “meles gömlek” denen çok zarif bir gömlek cinsi vardır.
Bu da meles denen bir nevi ince ve zarif şeyden yapılır ki bunu genç erkek ve kızlar giyerler. Şairler şiirlerinde bundan da bahsederler.
15— ÇİNTİYAN
Siyah veya mavi bezden yapılmış bir nevi şalvardır. Pantolon gibi dar ve pahalı olmadığı için işçi sınıfı hemen hemen hep bunu giyerler. Taşçıların giydikleri çintiyan hep beyazdır.
16— ŞALVAR
Şalvar da çintiyan gibidir fakat çohadan yapılır ve zengin sınıfı giyer. Bunu daha ziyade hoca, şeyh ve dervişler cübbenin altından giyerler.
Şalvar daha çok mavi çohadan yapılır. Uçkurluğu pembe ve ipekli patiskadandır. Uçkurların uçları ipek püsküllüdür. Ön tarafta görünecek şekilde sarkar; bu da bir nevi süstür.
Şalvarın “Gürün şalvarı”, “kıl şalvar” denen cinsleri de vardır ki bunlar da fukara sınıfına mahsustur.
Aba gibi yünden yapılanı da vardır. Bu son üç cinsi ayağında siyatik veya romatizma olanlar yazlı kışlı giyerler.
Çuha şalvarların ayaklarının ucunda da ince bir pembe şerit bulunur. Bu da bir süstür. Bu nevi şalvarların iki yanlarında yine ipek ibrişimden işleme bir süs vardır ki bu, adeta general pantolonlarının zırhları gibidir.
17— ÇAKŞIR
Bu da Mevlevilerin giydikleri bir nevi şalvardır. Ekseri çulaki kumaştan yapılır. Adının değişik oluşu belki kumaş farkındandır.
18— TUMAN (Don)
Tumanın şimdiki adı iç pantolondur.
Tuman da şalvar kadar bol ve topuklara kadar uzundur. Bunun da bir uçkurluğu vardır. Buna uçkur takılır. Uçkur ya ipten işlemedir yahut da tuman cinsinden bez veya patiskadan yapılmıştır. Tuman da öyledir; ya bezden veya ince beyaz patiskadan yapılmıştır. Gaziantep’te buna, yani patiskadan yapılanına “hasa tuman” derler. Güveğiler herhalde patiska veya meles tuman giyerler. Bunun uçkuru da kendi cinsinden ve ucu güveği çevresi gibi altın taklidi telle ve ipekle işlemelidir. Bu uçkur, önü açıkken çitarı zubunun önünden de görünecek şekilde aşağı sarkar ki bu, güveğinin en güzel bir süsünü teşkil eder. Bilhassa yere oturulduğu zaman minderin üstüne yayılışı iftihar vesilesi gibi bir şeydi.
Zengin tumanlarının ayakları ya kemerli ve düğmelidir yahut da kemerli ve bağlamalıdır. Zengin ve güveği tumanlarının ayak kısmının kemerleri de “zarife” denen bir nevi işlemelidir. Buna zarifeli tuman derler ki pek makbuldür. Nasıl ki yakası ve kolları zarifeli gömlekler de çok makbul olduğu gibi bunların bir de yine zenginlere mahsus cinsi vardır ki bu fabrika işidir ve “Selanik donu” denir. Nasıl ki gömleklerin de bu nevi olduğu gibi fukara sınıfının tumanı, kiri belli etmesin diye siyah bezden de yapılır.
D- Ayağa Giyilenler
1— YEMENİ
Yimeniler birkaç cinstir:
A— Gülşefteli yemeni
B— Annabi yemeni
C— Siyah yemeni
Bunlar renk bakımından bir tasniftir. Bir de şekil bakımından tasnifi vardır:
A— Merkûp yemeni
B— Kulaklı yemeni
Merkûp yemenilerinin bir de “Antep merkûbu”, “Halep merkûbu” denen cinsleri vardır.
Gülşefteli yemenileri, hakikaten adı üstünde gül gibi kırmızı, şeftali kadar güzeldir. Bunun kulaklı kısmının kulakları, huvardala tarafından yemeninin içine yatırılarak da giyilir. Antep’te: “Alimallah yemeninin kulağını çekersem soluğu İstanbul’da alırım.” diye bir de atalar sözü vardır. Bu kulaklı yemeninin bazen bir kulağı yatık, ötekisi çekik olarak giyilir ki böyle giyenler tek tek de basarak yürürler. Bu bir nevi yiğitliktir.
Merkûp yimenilerin kulakları kısadır. Yani kundura arkası gibidir. Yüzü de kısadır. Bu, daha ziyade yaz yimenisidir. İşçi sınıfı tabiatıyla bunu giyemez. Merkûplar her zaman gülşefteli renktedir. Annabi cinsinin rengi de mordur ve daha çok dayanıklıdır. Bunun merkûp cinsi yoktur. Hep kulaklıdır ve dayanıklıdır.
Yimeniler alt kısmı itibarıyla da ikiye ayrılırlar:
1— Köseli yimeni
2— Camus gönlü yimeni
Camus gönlüler daha çok dayanıklı ve daha pahalıdır. Bunlar daha çok kışın giyilir. Yazın adi köseleden olanları giyilir.
Köşker yemeniyi birkaç kalıp üzerine yaparlar: Uluayak, özgalti, lota, gez.
Uluayak: Büyük ayak.
Özgallı: Uzun ve ince ayak.
Lota: Kısa ve enli ayak.
Gez: Bunların hiçbirine uymayan ayaktır.
Bunlar şöyle böyle ayak numaralarıdır.
Eskiden kavaflar yemeniyi, pabuç ve diğer ayağa giyilen şeylerin içine fiyatlarını yazarlar ve bu fiyattan fazlaya satanlara: “Naletleme var.”derlerdi. Şimdi bu adet kalkmıştır. Herkes tutturabildiğine satıyor.
Yemeninin eskisine “çarpana” derler. Giyilmeden tabanı erimiş ve iki tarafı kalmış yimenilere de “kırlangıç kuyruğu” derler. “Çarpanasınan o da mı adam olmuş?” diye bir de atalar sözü vardır.
Antep’te ayağa “kıç” derler. “Kıçında bir yimenisi bile yok.” sözü fukaralığın kuvvetli bir ifadesidir. Yemeni bu muhit türkülerine de karışır:
“Arasa’nın içinde Al yemeni kıçında”
1— POSTAL
Bir nevi köylü ayakkabısıdır. Boğaz kısmı iki parçadır; ön parçası arkadakinden daha uzundur. Postal ayağa giyilince bu iki parça, ayak bileğinde birbiri üstüne kapanarak ayak bileğini sarar ve sırımla bağlanır. Yani köylü potini gibi bir şeydir. Fakat gerek yimeni, gerek postal, kundura ve potin gibi ayağın şekline yani tabanın biçimine uygun olarak değil de ayak tarağına uygun ve bol bir biçimde yapılır.
Postalların ayak bileğini sarar bir şekilde yapılması, ayağı dağda, bayırda, dikenden, yılandan falan muhafaza maksadınadır. Antep’te: “Şu sırım neden? Şu gönden.” diye bir de atalar sözü vardır ki “her şey aslına çeker” demektir. Postalların boğazının uzunluğu 15—20 santim kadardır.
Postalların altı camus gönünden olurdu. Fakat son zamanlarda otomobil lastiklerinden yapılmaya başlanmıştır. Yemeni ve badelerin altına da bu dikilmektedir. Bu daha sağlamdır.
Gaziantep’te şişman, biçimsiz adamlara “postal” derler.
2— KUNDURA
Eskiden daha çok kulaklı kundura denen ve kulağı içe yatan bir cins kundura giyilirdi. Bir de merkûp biçimi kundura vardı. Bu her iki kunduranın giyilip çıkarılması kolay olduğu için çok kullanılırdı.
3— EDİK
Ediğin: sarı edik, annabi edik, gülşefteli edik, diz ediği namı altında türlü çeşitleri vardı.
Diz ediği: Boğazı dize kadar çıkan ve ayak kısmı kundura biçiminde olan ediklerdir. Bunun rengi siyah veya kahverengidir. Buna “çizme” derler.
Sarı edik: Rengi sarı ve boğazı geniş, ayak kısmı yimeni gibi ayağın biçimine uymayan sarı deriden ve yerli köşkerler tarafından yapılan ayakkabıdır ki bunu hep kadınlar giyerler. Boğazın ön kısmında bir de mavi püskül vardır. Bu püsküller adeta fes püskülleri gibidir. Renkleri ya sarı, ya kırmızı yahut da mavi olur. Meselâ edik sarı ise püskülü mavi yahut kırmızı olur. Kırmızı ve annabi edikleri de bilhassa kışın erkekler giyerler. Bunların koncu (boğazı), ayak bileğinin ancak yarısına çıkar. Edik ve yimenilerin ökçelerine, çok dayansın diye birer demir nalça çakarlar. Annabi edik ve yemeniler, çok dayansın ve içine su işlemesin diye iç yağıyla yağlanır.
4— KAPKAP
Kapkaplar kışın giyilir, dört ayaklı bir nevi ayakkabıdır. Erkek ve kadınlara mahsus takunyalar da vardır. Bunlara “nalın” derler.
Dört ayaklı, taban ve kayış kısımları gümüş kakmalı ve tabanının kenarları sıra vari ufak düğmeler şeklinde gümüş çıngıraklı gelin kapkapları cidden görülecek şeydir. Yüründükçe bu gümüş düğmeler tatlı bir ses çıkarırlar.
Bundan başka ceviz taban üstüne sedef kakmalı bir nevi kapkaplar daha vardır. Bunun da gelin ve erkeklere mahsus olanları vardır. Gelinlerinkinin kayışları altın ve gümüş tellerle işlemelidir.
5— HADE
Hadeler, diz ediğinin yerli sahtiyanlardan yapılanıdır ama bunun ayak kısmı çizmedeki gibi kundura biçiminde değil de edik biçimindedir. Bu daha ziyade yılanı çok olan köylerde ve yazın köylerinde giyilir.
6— KELİK
1–5 yaşındaki çocukların ayaklarına giydirilen bir çeşit basit ayakkabıdır ki çarığa da biraz benzer.
7— ÇARIK
Bir dikdörtgen derinin köşelerinden sırım geçirilmiş ve ayağa yüz ve arka taraflarından bağlanmış en iptidai bir ayakkabı tipidir. Bunu hemen çobanlar giyer gibi bir şeydir.
8— KALIÇLI POTİN
Kalıçlı potin, yanları lastikli veya önden potin bağı ile bağlamalı bir potindir ki kalıç içine giyilir. Kalıç; tabanı potinin tabanı girecek kadar ve o kalıpta oyuk, yan kısımları 4–5 santim yüksekliğinde ve yüzü küçük bir şeydir. Bu, şimdiki kunduraların üstüne giyilen lastik vazifesini görür. Potin kısmı bunun içine oturur. Bir yere girileceği zaman potin çıkarılır, kalıç dışarıda kalır. Kalıcın ökçe kısmının arkasında iki santim kadar uzunluğunda bir de mahmuzu vardır ki bu da potinin kalıca girip çıkmasına yardım eder. Ayak ucuyla bu mahmuza basılınca kolay çıkar.
Bağlamalı potin bildiğimiz potindir.
9— PAPUÇ
Yalnız yüz ve tabandan ibaret bir ayakkabıdır. Yan ve arkası yoktur.
İki kısım pabuç vardır:
1— Köşker pabucu
2— Kundura pabucu
Köşker pabucu: Tabanı adi köseleden, üzerine çiriş veya kil ile yapıştırılmış bez veya kayış parçalarıyla kabalaştırılmış ve üzerine de bir iç geçirilmiş sahtiyan bir yüzden yapılmış adi bir pabuçtur. Bunu köşkerler yapar ve fukara sınıfı giyer.
Kundura pabucu: Bunun biçimi de yine öteki pabuç gibidir. Yalnız bunun kerestesi kundura kerestesidir. Taban kısmı da yüz kısmına çivilerle tutturulmuştur ve ökçesi kundura ökçesinden biraz daha engindir. Bunu zengin sınıf giyer.
Eskiden bunlar, şimdiki terlikler gibi oda içinde değil de avlu ve mutfakta bildiğimiz ayakkabı gibi giyilirdi. Şimdi terlik yerinde kullanılmaktadır.
Gaziantep’te bir de “pabuç çarpma” oyunu vardır. “Sıçıra pabuç yırtılsın, köşker ammi sağ olsun.” diye bir de atalar sözü vardır. “Hizmet ettiğim ağaya bak, pabuç koyduğum tağaya bak.” diye diğer bir atalar sözü ve “Epi pabuç paraladım.” şeklinde yine pabuç üzerine söylenmiş birçok sözler vardır.
10— LAPÇIN
Lapçın, çorap üzerine giyilen ve potin şeklinde önden bağlanan bir ayakkabıdır. Daha doğrusu siyah kayıştan yapılmış bir çorap kılıfı, bir çorap mahfazasıdır.
Bu kılıf aynı zamanda dinî bir vazife de görür.
Sabahleyin bir kere abdest alıp ayağını yıkadıktan sonra bunu giyen bir Müslüman, o gün yirmi dört saat zarfında alacağı abdest için ayağını çıkarıp yıkamasına lüzum kalmaz. Hemen lapçının üzerine mesheder. Ancak bu müddet zarfında lapçın ayaktan çıkarsa abdest bozulur, yeniden ayağı yıkamak lazımdır. Lapçın üzerine meshetmek kışın zenginler için büyük bir kolaylıktır.
Lapçının bir adı da “mest”tir.
11— KARÇIN
Karçın, çarık biçiminde bir şeydir. Çorabın tabanından geçirilir, çoraba dikilir ve üzerine abdest alınırken meshedilir. Bunun yüzü, yanları ve ökçesi kısa olduğu için çoraba dikilmezse ayakkabı çıkarılırken içinde kalır. Çorap çıkarılırsa yine abdest bozulur.
12— KUŞAKLAR
Kuşakların nevileri:
1— Tarabulus
2— Şal
3— Kemer
4— Kayış kuşak ve bele kuşanılan herhangi bir şey
1— Şal kuşak: Bunun Acem şalı denen cinsi İran’dan gelir. Çok makbul ve sanatkaranedir. Bunun yerli taklitleri de vardır. Bu da ya yünden veya iplikten yapılmıştır. İplikten yapılanları ucuzdur. Huvardaların şal kuşakları çok enlidir. Önden göbekten aşağı bağlanışı da ayrıca yiğitlik alametidir. Birkaç katlı olan bu kuşaklar arasına tarafından tutun kesesi sokulur; sol taraftan da bu kesenin ağzına kaytanla bağlı yaylı bıçak sokulur. Kaytan da önden, göbeğin altından aşağıya doğru sarkar ve önde bir kavs yapar. Bu kuşakların arasında tütün tabakası, misvak, enfiye kutusu gibi şeyler de gizlenir. Kuşak dövüşlerde kola sarılarak kalkan vazifesi de görür. Biraz inceleri adam boğmada kullanılır.
2—Tarabulus kuşaklar:Bu kuşaklar Şam Tarabulusu’ndan gelir. İnce, uzun ve ipek dokumadır. İki uçları küçük küçük püskül örülüdür. Krem rengindedir. Kenarları, zeminden daha açık renkte ince çizgilidir. Bele 4—5 dolam sarılır. Bu beli çok sıcak tutar. Aynı zamanda zarif olduğu için kaba da görünmez. Bunu kibar ve aydın sınıf kuşanır. Hâlâ da mide ve bel ağrısı için alttan ve iç gömleğinin üstünden bağlanması doktorlar tarafından da tavsiye edilir. Akidler buna “zenne işi” derler.
3— Kemer:Kemerler yarım santim kalınlığında ve 10 santim kadar ende sık dokunmuş bir kuşaktır. Yün ve ipekten yapılır. Zemini renk renk çizgili, ucu bir tek püsküllüdür.Kemerler kırılmadan bele birkaç dolam dolanır ve ucu araya sokulur. Bu kabil kemerlerin direzini ya kıl yahut da teladır. Onun için belde kırılmaz.
Bir de Avrupa kemerleri vardır. Bu tek dolamlıdır. İki uçlarında biri ötekine geçer; madeni geçirecek deri vardır. Bunlar birbirine takılarak kemer bele bağlanmış olur. Bu kemerin ön tarafında kayış para cüzdanları vardır.
Bektaşilerin bellerine bağladıkları enli ve kayıştan kuşaklar da kuşakların çok enteresan bir nevidir. Bu kuşaklar da başlarındaki dilimli taçlar gibi Bektaşiliğin bir alameti farikasıdır.
4—Bele sarılan herhangi bir kuşak:Bakkallar, saya üzerinden “saya kuşağı” denen bir kayış kuşak bağlarlar.
Fukara sınıfı ve çocuklar bellerine gelişigüzel herhangi bir basma parçası, bir ip ve saire bağlarlar.
Kasaplar da bellerine palaska gibi enli bir kayış kuşak bağlarlar. Bu kuşağa zincirle bir de masat bağlıdır. Bu masatla et kestikleri bıçağı bilerler.
Üç etek entari giyen köylü kadınları, öndeki iki eteği bellerine sararak kuşak yerine kullanırlar.
Köylü erkeklerle bazı şehirliler, Acem kuşağının üstüne bir de palaska bağlarlar ki bu da kuşağın kuşağı olur. Çünkü şal kaba bir şey olduğu için belde durdurması güçtür. Aynı zamanda bu kuşak üstünde bağlanan patiskaya tabanca da takılır.
Bir de fistanın kendi renginden yapılmış ve arka taraftan entariye dikilmiş ince bir kuşak çeşidi daha vardır. Bu, hemen önden düğümlenir ve çözüldüğü zaman da arkada sarkar durur.
ANTEP’İN ŞEHİR KIYAFETLERİ
Bu kıyafetler iki kısım üzerine mütalaa edilebilir:
1— Esnaf kıyafeti
2— Eşraf kıyafeti
Esnaf kıyafetleri de kadın ve erkek kıyafetleri diye ikiye ayrılır.
1— ERKEK KIYAFETLERİ
Baştan başlayalım:
1— FES
Fesler iki kısımdır:
A— Tunus fesi
B— Âdi fes
A— Tunus fesi: Yarım daire şeklinde yuvarlaktır. Tepesinde ilikli, kemik kalınlığında bir ilmeği vardır. Köylüler buna “göpçük” derler. Bu ilmekten, ucu fesin içine geçirilmiş bir de yün ipekten yapılmış kalın, kumru gibi mavi püskülü vardır. Bunu yaşlı ihtiyarlar giyerler ve üzerine mutlaka sarık sarılır.
B— Âdi fes: Bu da iki kısımdır: Hasırlı, hasırsız. Hasırsız feslerin kalıpları bozulduğu zaman kalıplanır. Hasırlı fesler kalıp istemezler. Bu feslerin yine ilmeklerinden geçirilmiş bir de ipek veya ibrişim püskülleri vardır. Bu püsküllerin eskisini “lıha” yaparlar.
Lıha; eski divitlerin içine konan ve kamış kalemlerin ucu dividin tabanına değip de çabuk aşınmamasını temine yarayan eski püskül parçalarına verilen addır. Bu parça, divitte bulunduğu müddetçe lıhadır.
Hasırlı fesler Türkiye’de 1908 Meşrutiyet İnkılabı’ndan sonra kullanılmaya başlanmıştır. Bunun tepesinde kabartma olarak “Hürriyet, Adalet, Müsavat, Uhuvvet” kelimeleri yazılıdır. Hasırlı feslerin hasırları eskiyip kırıldığı zaman hasır değiştirilir ve yeni gibi olurdu.
Kalıplı fesler ikiye ayrılır:
1— Uzun fesler
2— Kısa fesler
Uzun fesler, bugün Mısırlıların başlarında gördüğümüz cinstendir.
Kısa fesler ise kesik huni şeklindedir. Bunu daha ziyade eşraf ve ricâl-i devlet giyerdi. Mithat Paşa’nın ve Mustafa Reşit Paşa’nın başlarında gördüğümüz fesler hep bu cins feslerdir.
2— KÜLAH
Külahlar, yarım daire şeklinde keçeden yapılmış bir başlıktır. Bunun biraz sivri cinsi de vardır. Gaziantep’te:“Sivri külah vurunur, nereden baksam görünür.”diye bir atasözü vardır.
Bunlar Hitit sivri başlıklarının bir istihalesidir. Eskiden bunlar daha uzundu. Sonradan kısalmaya ve yuvarlaklaşmaya başladı. Bu külahların püskülleri olamaz.
Nakşî şeyhlerinin giydikleri külahlar, aynen kısa fesler gibidir. Fakat huni şeklinde değil de üstüvane şeklindedir. Yani yukarısı aşağısı birdir. Bunlar fes fabrikalarında yapılırlar. Tepesindeki ilmeğinde bir de beyaz püskülü vardır. Bu külahlar festen farklı güzel bir kumaştan yapılır.
3— TERLİK
Fes, külah ve takye gibi şeylerin altından ve içten başa giyilen bir nevi başlık daha vardır ki bunun da adı terliktir.
Terlikler patiska veya bezden yapılmıştır. Bunların kenarları zarife işlemelidir. Bir de uzun emek sarfile ipten veya beyaz ibrişimden işlenmiş terlik nevileri de vardır. Bunların sarı ipeklerle üzerlerine ve kenarlarına yapılan nakışlar çok çekici şeylerdir. Güveğiler için hususi hazırlananları bilhassa görülmeye değer bir başlıktır. Bu gibi süslerini köy delikanlıları doğrudan başa giyerler ve üzerine hiçbir şey de bağlamazlar. Bayramlarda şehre gelirler ve hep böyle dolaşırlar. Biz de bunu hayranlıkla seyrederiz. Köylünün terlik ve abasındaki sanat eserleri hakikaten bir harikadır. Asıl Antep iğne işlerinin çeşitli motiflerini bu terliklerde görmek mümkündür.
Terliklerin tepelerinde, tutup çıkarmaya kolaylık olsun diye bir de küçük püskül bulunur. Terliklerin kenarları hep çirtikli (zarife) işlemelidir. Çirtik adı verdiğimiz bu oyalar bazen de ufak ve renkli boncuklarla süslüdür. Başa yalnız, yani üstüne bir şey geçirmeden giydikleri bu terlikler gençlerde daha sivridir. Son zamanlarda bu kabil terlikler daha da sivrilmiştir. Bunlara “çete terliği” derler. Çetelerin Antep–Fransız Harbi’nde giydikleri serpuş hep bu idi. Üzerinden de siyah bir poşu bağlarlardı.
Terlikler, üzerlerine işlenen nakışlara göre isim alırlar: “Yılan eyeesi”, “bülbül gözü”, “barp”, “hamam taşı” terlikler kızlar tarafından çeyiz olarak işlenir. En aşağı bir kızın yirmi adet terlik yapması lazımdır. Terlik sayısı arttıkça kızın da kıymeti artar.
4— BAŞA SARILANLAR
Fesler esnaf kısmında sarıksız giyilmez. Yani fesin kenarına mutlaka bir şey sarılır.
Fes üzerine sarılanlar birkaç nevidir:
1— Beyaz sarık
2— Ahmediye (abani) sarık
3— Yeşil sarık
4— Poşu sarık
5— Sarık
6— Çember sarık
Hülasa, Anadolu içinde tülbentten tutunuz da kayışa kadar her şey başa sarılırdı. Hristiyanlar ve Yahudiler başlarına kara tülbent sararlardı.
1—Beyaz tülbent sarııklar:Bunları hocalar sararlar. Onlarda bu sarıklar ilmine göre kavuk biçiminde bile sarılır. Mamafih bunun bir kanunu olmadığından kara cahil birisi de bunu sarabilir ve halkı bununla aldatabilirdi.
Bu sarıkların çok güzel sarılanları da vardı. İnsan imrenirdi.
2— Abani sarık:Bunu daha çok esnaf sarınırdı. Halis Müslümanlığa alâmet, beyaz sarıkla abani sarıktı.
Abani sarıklar, sarı zeminli tülbent üzerine sarı ipekle işlenmiştir. Bu sarık ancak bir iki dolam sarılır. Ekseriya ince bir sarıktır. Bazen de 10–15 santim kadar enlisi vardır. Büyük abaniler, enli şeş üzerine işlenmiş çiçeklerle süslüdür. Bunlar daha ziyade Tunus fesi üzerine sarılır. Kalıplı fesler üzerine sarılan ahmediyeler, 10 santim kadar eninde bir şeş üzerine işlenmiştir. Kalıplı veya hasırlı fesler üzerine ince olarak sarılır. Bunu daha ziyade gençler sararlar. Yaşıtlarınki biraz daha enlidir.
Ahmediye sarıkların kuşak olarak bele sarıldığı da vardır. Bunu ekseriya 10–14 yaş arasında erkek çocuklar sararlar.
(Devamı gelecek sayıda)