Gaziantep’i ilk defa görenler, üç şey isterler: Antep fıstığı, Antep baklavası, çiğ köfte.

Fıstığı dalından koparmalısınız. Reçineden parmaklarınız yapış yapış olur. Sütlü fıstığı dişleriniz arasında ezerken genzinizi ne latif bir rayiha doldurur. Dallarda kırmızı kırmızı duruşlarıyla ne gönül alıcı manzaraları vardır onların... Kıyamazsınız koparmaya, zira o kadar masum ve güzel dururlar. Etli kıpkırmızı kadın dudaklarına benzer, taze fıstık. Fıstık Gaziantep’in nikâhlısıdır.

Gaziantep’i bir kere dahi görmeyenler, baklavalarından, hiç olmazsa bir dilim olsun yememişler midir?

Çiğ köfteyi kadınlardan ziyade erkekler yoğururlar. Güçlü kuvvetli kişilerin harcıdır. O, Anteplilere bakarsanız çiğ köfte rakısız yenmez. Yabancılara bakarsanız ekmeksiz yenmez, bazılarına göre de hiçbir şeyle yenmez. Fakat kim ne derse desin, çiğ köftenin iyi yoğrulmuşu güzeldir ve onun sayesindedir ki Gaziantepli verem nasıl şeydir, pek bilmez. Fıstık, baklava, çiğ köfte bir potada erimiş Gaziantep’i yapmışlardır. Gaziantep kâh fıstık olup ziyaretçisinin hayretini, kâh baklava olup hayranlıklarını çekmekte devam ediyor, devam edecektir.

Yaşar ÖZEN