Bir varmış, bir yokmuş; vaktiyle zamanında bir karı varmış. Karı bir gün eşeğine binip bağa gidiyor. Geri dönerken ardından biri “Karı, karı beni de götür!” diye bağırıyor. Karı ardını dönüp bakıyor ki bir eşek kafası... Alıp eve götürüyor, bartışa (duvar nişine) koyuyor. Eşek kafası “Karı, beni yukarı götür.” diyor. Karı, eşek kafasını alıp yukarı götürüyor. Odaya girdiği gibi eşek başı civan bir delikanlı oluyor. Karıya: — Git bana padişahın kızını iste, diyor.

Karı o gün saraya gidiyor, padişahın kızını istemeye korkuyor. Ertesi gün oğlan, “Bugün istemezsen seni öldürürüm.” deyince karı korkusundan gidip padişahın kızını istiyor. Padişah: — Benim sarayımdan büyük, benim sarayımdan güzel bir saray yaptırırsa kızımı ona veririm, diyor.

Karı eve gelip oğlana padişahın söylediklerini anlatıyor. Oğlan, “Bundan kolay ne var?” diyor. İki tane kıl çıkarıp tüttürüyor. Meydana bir herif çıkıyor: — Dile ağa ne dilersen yapalım, diyor. Oğlan da padişahın sarayının karşısına ondan büyük ve güzel bir saray yapılmasını istiyor. Herif büyük bir saray yapıyor. Padişah sabah uyanıp pencereden baktığı gibi gözleri kamaşıyor; kızını eşek başına veriyor. Karı kızı alıp eve getiriyor. Kız, eşek başının aslında bir oğlan olduğunu görüp onu seviyor. Padişah, “Kızımı evlendirdim, şenlik yapalım; cirit oynansın.” diye emrediyor.

Oğlan ilk gün çivit rengi ata binip çiviti saho (ceket) giyiyor. Giderken padişahın kızına, “Benim ne olduğumu söylersen beni bir daha göremezsin. Ancak ayağına demir çarık, eline demir çöven (asa) alıp beni aramaya çıkarsan; demir ayakkabı delinene, demir çöven eğilene kadar beni bulamazsın.” diyor. Meydana gelip cirit oynayanların hepsini yeniyor. Ertesi gün al ata binip al şalvar, al saho giyiyor; gene hepsini yeniyor. Üçüncü gün ak ata binip ak şalvar, ak saho giyiyor; gene galip geliyor. Herkes “Bu herif kim?” diye merak ederken padişahın kızı dayanamayıp: — O benim kocamdır! diyor.

Kız bunu dediği vakit oğlan kayboluyor. Kız ağlaya ağlaya demir çarığı ayağına giyip demir çöveni eline alarak yola çıkıyor. Az gidiyor, uz gidiyor; karşısına bakır bir kale çıkıyor. Kaleden elinde testiyle bir kız iniyor. Padişahın kızı: — Bakır kaleden tıkır mıkır inen kız, elinde testi su doldurmaya giden kız; buradan bir oğlan geçti gördün mü? diyor. Kız görmediğini, ileride bacısının kalesi olduğunu söylüyor. Kız az gidiyor uz gidiyor, önce gümüş kalaya sonra da altın kalaya ulaşıyor. Altın kaledeki kız, oğlanın bir ağacın altında yattığını söylüyor. Padişahın kızı oğlanın yanına gidiyor; bakıyor ki demir çarık delinmiş, demir çöven eğilmiş.

Oğlan, “Yürü, büyük bacımın evine gidelim.” diyor. Kıza, “Seni yer, dur seni elma yapayım.” deyip bir sille vuruyor; kız elma oluyor. Beraber bacısının evine gidiyorlar. Bacısı insan eti kokusu aldığını söyleyince oğlan, “Yemeyeceksen karımı çıkarayım.” diyor. Bacısı söz verince elmaya bir sille vuruyor, kız meydana çıkıyor. Büyük bacısı kızı yemiyor ama “Küçük bacım yesin.” diyerek kızı küçük bacısına dürbeke (darbuka) istemeye gönderiyor. Yolda karşısına oğlan çıkıyor, “Seni yesin diye gönderiyor; açık kapıyı kapa, kapalıyı aç; atın önüne ot, itin önüne et koy. Bacım yukarı çıkınca mahmilden dürbekeyi al kaç.” diyor. Kız denilenleri yapıp dürbekeyi kaçırıyor. Büyük bacı bu sefer kızı ortanca bacısına zilli def almaya gönderiyor. Oğlan kızı gene uyarıyor: “Bacım seni yemek istiyor, buradan kaçalım.” diyor. Kendi büyük bir kuş oluyor, kızı sırtına alıp uçuyorlar.

Büyük bacı, arkalarından küçük bacısını gönderiyor. Kız yolda arkaya bakınca beyaz bir bulut görüyor. Oğlan, “Bu gelen küçük bacım.” diyor; aşağı inip kendi tarla, kızı acur (bir çeşit hıyar) yapıyor. Küçük bacı tarladan bir acur koparıp yiyince kızın saçının bir tarafı gidiyor. Büyük bacı durumu anlayıp bu sefer ortanca bacıyı gönderiyor. Oğlan bu kez havuz, kız ise su oluyor. Ortanca bacı havuzdan bir avuç su içince kızın saçının diğer tarafı da gidiyor. En son büyük bacı kendi yola düşüyor. Toz duman içinde gelen bacısını gören oğlan, kızı gül yapıyor, kendisi de yılan olup gülün etrafını sarıyor. Büyük bacı, “Beni kandıramazsınız, ikinizi de öldüreceğim.” diyor. Oğlan, “Madem öldüreceksin bari bir kere öpeyim.” diyerek bacısını yanağından sokuyor. Avrat orada ölüp şişiyor. Oğlan kızı alıp memleketine götürüyor, orada ölene kadar beraber yaşıyorlar.

Not: Bu masalı 58 seneden beri Hanife Uygur’dan tespit eden Uğur Akdoğan’dır.