Ümitli ümitli uzattığı eline beklediği hiçbir şey düşmeyince utanarak baktı. Yüzü kızardı. Boğulur gibi oldu.
Üzerinde kumaş yırtılarak çuhası açığa çıkan şapkasını kafasına ters geçirmişti. Belki de yüz tane yaması olan elbisesi de avucuna konacağı yerde tesadüfen sırtına geçen sadakalardan biriydi. Pantolonu da zaten o elbisedendi. Ayakkabı ayağının yüzünde kalmıştı. Taban vazifesi gören ayağının altı timsah sırtı gibi sepsertti.
İçinden sövdü herife: "(Namussuz kerata)" dedi. "(Ben senin kadar zengin olsaydım, günde yüz adam doyururdum. Hem de sıkılmadan avucumun içine baka baka geçti. Kurt kocayınca işte...)" eliyle arkasını tamamladı.
O sırada yanından geçen bir kilimci kalfası bu tir tir titreyen adama acıyarak baktı. "(Bu soğukta burada dilenmesi için...)" dedi kendi kendine. "(Çok fazla ihtiyacı olmalı... Zavallı.)" Elini cebine daldırdı. Bakmadan çıkarabildiği kadar çıkarıp verecekti. "(Yine gözümden çıktı)" dedi. "(Bir sigara parası eder.)" Birkaç bozukluğu herifin avucuna aktardı.
Fukara avucuna baktı: "(Vay canına)" dedi. "(Yahu bu fakirlerin gözleri amma da bol be; doğrusu ya hiç vermeyecek sandıydım.)" Canıgönülden "(Allah gönlüne göre versin oğlum)" dedi. "(Allah sana her istediğini versin.)" Bir yandan da tahsilsiz aklıyla bu yeni gelen yirmi yedi buçuk kuruşu eskilerin üzerine bir banka muhasibinden daha çabuk aktarma yaptı.
O esnada karşı tarafta oturan fakir kadına, süslü bir hanım bir şeyler çıkararak çantasından uzattı. "(Ne olursa olsun)" dedi. Bu köşedeki "(On kuruş da olsa)" hemen zihninden eskilerin üzerine ilave etti. "(Fena değil)."
Daha bunları düşünürken camiden çıkan bir efendi avucuna on kuruş attı. Hayali aniden hakikat olmuştu. Gülümsedi. Kendi gönlüne göre verdiği için Allah’a şükretti. O adama hiç dikkat bile etmemişti. "(Allah gönlüne göre versin oğlum)" dedi. Bu adamın yetmişlik bir ihtiyar olduğunu gördü. Utanır gibi oldu. İçinden de "(Vay be anam)" dedi. "(Herif hoşlandı, Allah belamı versin ki hoşlandı. Kazık kadarsın bunak, görseydim yüzünü sana hiç oğlum mu derdim? Namussuzum oğlum dememden hoşlandı.)"
Bu esnada gözü karşıdaki kadına gitti. O da elindeki on kuruşa gözünü dikmiş biraz evvel kendisinin ona baktığı gibi bakıyordu. "(Ne bakıyon koca karı)" dedi. "(Bir sana ise bir de banadır.)"
Aklına bir şiir geldi: Oğlu yazmıştı bunu. Öyle söylemişti kendisine:
Bu hayatın kanunudur. Biri kazanır diğeri kaybeder Bir sonraki gelir evvelki gider.
Camiden son cemaat olan adam; fötr şapkalı, gri paltolu, atkılı, çizmeli bir beyefendi geliyordu. Bu onların son müşterileri olacaktı.
Bir ara başını karşıdaki kadına çevirdi. O da kendine bakıyordu. Şu anda ikisi de birbirinin olmasını istemiyordu. Gayet tabii gelen adamcağız biraz para vermeyi aklının köşesinden geçirecekse bile ikisini birden görünce vazgeçerdi.
Adam başını şöyle bir lütofen çevirdi. Kadını o halde üstü başı çamur görünce iğrendi. İçinden de "(Böyle gezmesen olmaz mı sanki?)" dedi. "(Hele şu kılığına bir baksana.)" Elini cebine bile sokmadan yanından geçti. Eldivenlerini eline geçirerek sıkıştırdı.
Kadın hiçbir şey vermeden geçtiğini görünce sızlandı. "(Herhalde o domuza verecek. Kazık kadar herifin nesine para vermeli. Gitsin çalışsın. Ben dilenmeye çıkmazdan evvel her tarafı arşınladım; bir iş bulurum diye. Ama kısmetimde dilenmekmiş. Napıyım.)"