1964 yılının ilk gününde meslek hayatımızın parlak günlerini hazırlamak maksadıyla, kendini aynı ülkü uğruna adamış olan dokuz arkadaşla beraber okulumuzdan bir köye hareket ettik. Tozlu, inişli yokuşlu yolları aşarken "Köyde nasıl karşılanacağız, alışabilecek miyiz?" düşüncesi sarmıştı bizi... Köye ilk inişimizde onların heyecanlarını kafamızda anlamlandıramıyorduk. Kendi aralarında konuşmaları bizleri büsbütün endişelendirmişti; çünkü çoğu Kürtçe konuşuyordu.
Zamanın geçmesi onları daha çok anlamamıza yardım ediyordu. Zamanla jest ve mimiklerinden memnuniyetlerini fark etmek, ilk andaki endişelerimizin kaybolmasına zemin hazırlıyordu. Fazla Türkçe bilmemeleri anlaşmamıza biraz tesir ediyordu. Hep Türkçe konuşsalar şüphesiz daha iyi anlaşabilecektik.
İlk geldiğimiz günden beri eşyalarımızı en ince teferruatıyla inceliyorlar, gereken bilgiyi almak istiyorlardı. Bu durum bizi fazlasıyla memnun etmişti. Yeniliği kabul edecek bir durumları vardı. Arada sırada geliyorlar ve konuştuklarımızı bütün köylülere duyuruyorlardı. Her zaman bize yardım ellerini uzattılar. Her gün köyün iyi niyetli muhtarı ihtiyaçlarımızı sordurtuyor, şehirden temin edilecekleri de getiriyordu. Bir gün bizi düğüne götürdüler. Düğün sabahın erken saatlerinde başlayıp gece yarısına kadar devam ediyordu. Köyde şenlikler başlamıştı. Köy gençleri en temiz elbiselerini giyinip düğün meydanında yerleşiyorlardı. Ortada büyük bir ateş etrafında başına acayip bir post geçirmiş, köylülerin "maskara" dedikleri bir adam muhtelif akrobatik hareketlerle dikkati üzerinde topluyordu; diğer taraftan davullar da durmadan gümbürdüyordu. Allı morlu giyinmiş köy kızları meydanda narin narin oynayarak davulcuları daha da coşturuyorlardı. Düğün geç saatlere kadar devam etmişti. Evimizden davul, çocuk ve ara sıra da silah seslerini işitiyorduk. Ertesi günü sessizlik köyü kaplamış, herkes işinde çalışıyordu.
Köy halkını; yeniliği kabul eden, misafirperver, öğretmenlere karşı derin hürmetleri olan kimseler teşkil ediyordu. Köylerini yükseltmek, çocuklarını okutmak yegâne emelleriydi. Çocuklarını isteyerek, seve seve okula gönderip her ihtiyaçlarını da eksiksiz olarak yapmaya gayret ediyorlardı. Yalnız öğrencilerin işlerini yapmakla yetinmeyip kendi maddi durumları nispetinde okula yardım ediyorlardı. 1960 yılında köye B tipi bir okul yapılmış; talebenin çok olması dolayısıyla köylülerin yardımı ve iş birliği sayesinde 1961’de A tipine çevrilmiş. Kızlarını hiç çekinmeden gönderiyorlardı. İlkokuldan mezun olan öğrencilerden maddi durumu iyi olanlar yüksekokula gönderilmektedir. Ortaokulda okuyan yedi öğrenci, sanat okulunda okuyan bir öğrenci, ziraat okulunda okuyan bir öğrenci ve Haruniye Öğretmen Okulunda okuyan iki öğrenci, köyün yakınındaki şehirlerde öğrenim yapıyorlar. Köylüler de bundan zevk duyarak çocuklarının yüksekokullara gitmesini candan arzu ediyorlar.
Okullarının staj okulu olması çok hoşlarına gitmiş. Her sene staj okulu olması için stajyer öğretmenlerin barınacakları bir lojman yapmak niyetindeler. "Eğer bize biraz yardım etsinler, hemen işe başlayacağız" diyorlar.
İki aylık staj devremizde bu şirin köye ve halkına bağlanmış, onlara faydalı olmaya da çok çalışmıştık.